19 Temmuz 2017 Çarşamba

Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın - Jeanette Winterson

* Jeanette Winterson'la tanışma kitabım olan Vişnenin Cinsiyeti ne denli özgün bir kalemle olduğumu anlamama yetmişti. 
* 'Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın' ismiyle bile içeriğinin enteresan ve okunası olduğunun ipucunu veriyor bence. Ve hatta kitaba ismini veren diyalog annesiyle aralarında geçen Jeanette Winterson'un sonraki hayatını da etkileyen kararlar almasını sağlayan bir yaşanmışlığa ait.
* Yazarın hayatına tanık olurken hayata dair düşüncelere dala dala hüzünlü ve heyecan dolu bir okuma oldu. Ne yazdıysa hepsini okuma hevesindeyim.
* Kitabın editörlüğünü Melisa Kesmez yapmış. Melisa Kesmez paylaşımlarımı buradan okuyabilirsiniz.


Vişnenin Cinsiyeti kitabıyla ilgili paylaşımımı buradan okuyabilirsiniz.


Okuma halleri fotoğraflarıma bakmak isterseniz:

Okuma Halleri, Fotoğraflarla * Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın / Jeanette Winterson




NORMAL OLMAK VARKEN NEDEN MUTLU OLASIN
Yazarı: Jeanette Winterson
Orijinal Adı: Why Be Happy When You Could Be Normal
Türü: Deneme
Yayın Hakları: Sel Yayıncılık
-   1. Baskı: Kasım 2015                 2. Baskı: Aralık 2015
Kapak Tasarımı: Gülay Tunç
Çeviri: Püren Özgören

-   215 sayfa


Kitaptan Alıntılar;

        * ... ben yine kapı dışarı edilmiştim, eşikte oturuyorum. Hava gerçekten soğuk, kıçımın altında bir gazete var, kalın paltomu sarınıp büzüşmüştüm.
         Bir kadın yaklaşıyor, onu tanıyorum. Bana bir paket patates cipsi veriyor. Annemin nasıl biri olduğunu biliyor.
         Evimizin ışıkları açık. Babam gece vardiyasında, dolayısıyla annem yatabilir ama yatıp uyumuyor. Bütün gece İncil okuyacak, babam eve dönünce beni içeri alacak, hiçbir şey söylemeyecek, annem hiçbir şey söylemeyecek ve insanın çocuğunu bütün gece dışarıda bırakması normalmiş gibi davranacağız...

        * Bebek, ancak bir öyküyle bilinebilir hale gelen, bilinmez bir dünyanın ortasına fırlatılır - hepimiz elbette böyle yaşarız, o yaşamlarımızın anlatısıdır, ama evlat edinilmek sizi çoktan başlamış bir öykünün içine atar. Buysa, ilk birkaç sayfası eksik bir kitabı okumaya benzer. Tiyatroya, perde açıldıktan sonra varmaya benzer.

        * Seanslardan sonra annem evin savaştan kalma üniformalı adamlarla dolduğundan yakınırdı. Kavurma etli sandviçlerden almak üzere mutfağa girdiğimde, Ölüler gidene kadar yemememi söylerdi. Buysa bazen saatler alırdı; o kadar beklemek dört yaşındaki bir çocuk için oldukça zordu elbette.

        * Yırtık pırtık bir kadın ve çocuk sürüsü, çöp yığınlarında ve su birikintilerinde eşelenen domuzlar kadar pis bir güruh -ne kanalizasyon var ne de kaldırım- dört bir yanda durgun, kokuşmuş gölcükler - bir düzine fabrika bacasından yükselen kara duman... had safhada bir pislik ve leş kokusu.
                                      Engels, İngiltere'deki İşçi Sınıfının Durumu (1844)

        * Engels'ın Manchester'da, babasının şirketinde çalışarak geçirdiği zaman, ona işçi sınıfının yaşamının acımasız gerçekliğini gösterdi. İngiltere'de İşçi Sınıfının Durumu, hala okunmaya değer bir kitap; Sanayi Devrimi'nin sıradan insanlar üzerindeki etkilerine, birbirlerini yalnızca 'yararlı nesneler' olarak görmeye başladığında insanlara ne olduğuna dair ürkütücü, üzücü bir yapıt.

        * Beni doğuran annem bir fabrikada işçiymiş.

        * ... bütün gün tek bir reçelli sandviçle ve bir şişe sütle. Kapı üzerime kilitlenip dışarıda bırakıldıysam ya da diğer gözde cezayı yiyip kömürlüğe kapatılmışsam, öyküler uydurur, soğuğu ve karanlığı unuturdum.

        * Annem, Bayan Winterson, hayatı sevmezdi. Hiçbir şeyin yaşamı güzelleştirebileceğine inanmazdı. Bir keresinde bana evrenin kozmik bir çöp kutusu olduğunu söylemişti; bunun üzerine biraz düşünmüş, peki kapağı kapalı mı açık mı, diye sormuştum.
         'Kapalı,' dedi. 'Hiç kimse kaçamaz.'

        * Kıyamet sonrasına ilişkin bu ayrıntılı, inceden inceye işlenmiş yorumlar annemin zihnini epeyce meşgul ediyordu. Bazen mutlu görünür, piyano çalardı, ama mutsuzluk hep yakınlarındaydı, dolayısıyla bir başka düşünce zihnini bulandırır, o da bir anda çalmayı kesip piyanonun kapağını kapatır, arka geçitte volta atmaya başlardı; çamaşır asılı iplerin arasında, bir şey kaybetmişçesine, bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı.
         Bir şey kaybetmişti. Büyük bir şey. Yaşamı kaybetmişti / kaybediyordu.

        * Güneş parlıyorsa, ışığında durun - evet evet evet.mutlu anlar harikadır, ama mutlu anlar geçip gider - geçip gitmek zorundalar - çünkü zaman geçer.

        * Babası, bara giderken sıklıkla küçük oğlunu da yanında götüren, sokakta bırakan, saatler sonra bardan çıkıp yalpalayarak eve dönüp babamı orada unutan, kapının eşiğinde uyur halde bırakan ayyaşın tekiymiş.

        * Bir metnin gücünün zamanla sınırlı olmadığını çok erken yaşta öğrendim. Kelimeler işlerini görmeyi sürdürüyor.

        * Her kitap bir kapıdır. Açarsınız. İleriye doğru bir adım atarsınız. Geri döner misini peki?

        * Bir süre içime kapandım, ama önemli bir şey fark etmiştim: Dışarıda olan her şey, istendiği an sizden alınabilir. Bir tek içinizde olanlar güvendedir.

        * Kurgu ve şiir ilaçtır, şifadır. Gerçekliğim hayal gücü üzerinde bıraktığı tahribatı tedavi ederler.


        * İngiltere'nin kuzeyindeki işçi sınıfının dünyasına, kanıksanmış bir gaddarlık egemendi. Erkekler kadınları döverdi - ya da, D.H. Lawrence'ın deyişiyle, hadlerini bilsinler diye, onları şöyle bir 'okşarlardı'.

        * Babam evlendikten birkaç yıl sonra ikinci karısını dövmeye başladı.
         ... İsa'yı bulmadan önce annemi dövdüğünü biliyorum, annemin ve onun annesinin de büyükbabam tarafından hırpalandığından haberim var, ancak ben büyürken babam beni sadece annemden talimat aldığında döverdi.

        * Kulaklarım sağır olunca beni doktora götürmedi, çünkü bunu yapanın ya arızalı ruhumu onarma gayretiyle kulaklarımı dünyasal şeylere tıkayan İsa, ya da kulak zarımı delecek kadar yüksek sesle fısıldayan şeytan olduğunu düşündü.
         Sağırlığımın, klitorisimi keşfettiğim döneme denk gelmesi, benim için büyük talihsizlikti.
         Bayan W her şeyden önce eski kafalıydı. Mastürbasyonun insanı kör ettiğine inanırdı, aynı zamanda sağır da edebileceği sonucuna varması hiç zor olmadı.
         ... Her neyse, sonunda bademciklerimin alınması gerekti ve kulaklarımı tıkayanın ne İsa ne de şeytan olduğu ortaya çıktı, böylece geriye tek suçlu olarak temel kişiliğim kaldı.

        * ... daha uzaktaki ortaokula başlayınca yemek zamanı (öğle) eve dönmedim, böylece yemek falan yemez oldum. Annem yoksulluk yardımı için başvurmayı reddettiğinden, okulda bedava yemek yeme hakkına sahip olamamıştım, dışarıdan yemek alacak paramız da yoktu. Genellikle çantama iki dilim ekmekle bir parça peynir atar, akşama kadar idare ederdim.

        * Ölüm / yaşam. Bir ruhun olduğu sürece ne fark ederdi ki?

        * Anne... Janey'i seviyorum.
         Yani onunla yatıyorsun... kızışmış vücutlar, her yerinizde dolanan eller...
         Onu seviyorum.
         Sana bir şans vermiştim. Sen yeniden şeytana döndün. Şimdi söylüyorum,, ya bu evden çıkıp gidersin bir daha  da dönmezsin ya da o kızla görüşmeyi kesersin. Annesine her şeyi anlatacağım.
         Biliyor.
         ...
         Jeanette, nedenini söyler misin bana?
         Neyin nedenini?
         Neyin olduğunu biliyorsun...
         ... Onunlayken mutluyum. Çok mutluyum.
         ... Normal olmak varken neden mutlu olasın ki?

        * Yeterince dünya ve zaman: Gençtim, dolayısıyla zamanım vardı, ama dünyayı arayıp bulmam gerektiğinin farkındaydım - kendime ait bir odam bile yoktu.

        * Bir arabada uyumanın tek yolu, bir plan yapmakla mümkündür. Benimki de okumak ve yiyip içmek için ön koltuğu, uyumak için de arkayı kullanmaktı. ... Eşyaları bagajda tutuyordum...

        * Oxford'un bütün o cinsiyet ayrımcılığına, burnu büyüklüğüne, ataerkil tavırlarına ve öğrencinin sosyal refahına karşı sergilediği ilgisizliğe...

        * Jung, bir çatışmanın yükseldiği seviyede asla çözülmeyeceğini ileri sürer - o seviyede sadece bir kazananla bir kaybeden bulunur, bir uzlaşma değil.

        * Ama otuz yaşıma gelip de Tek Meyve'nin televizyon uyarlamalarını yazmaya başlayınca...
http://www.dailymotion.com/video/x24bm0g

        * O günlerde evde kullanılan gaz türü havagazıydı; havagazındaki karbonmonoksit oranı yüksektir. ... Halüsinasyonlara ve depresyona neden olur. Sanrılar görmenizi salar - gerçekten de, perili denen evlerde uçuşa buharların, buğuların hayali görüntüler değil, kimyasal olduğuna dair tartışmalar var. Bana akla yatkın geliyor. On dokuzuncu yüzyıl, ürkütücü hayaletlerin, ne idüğü belirsiz, karanlık ziyaretçilerin yüzyılıydı. Doğaüstü olayların edebiyatı ve popüler hayal gücünü etkilediği yüzyıldı.
         Dracula, Beyazlı Kadın, Vidanın Dönüşü, Dr Jekyll ve Mr Hyde, M.R. James ve Edgar Allan Poe'nun imgelemleri
         1960'larda doğalgaz kullanılmaya başlanınca, Britanya'daki intihar oranı üçte bir azaldı...

        * Bir Kuran yak günü- Temmuz 2010'da, Florida, Gainesville'deki Hıristiyan Dove Wordl Outreach Merkezi'nin papazı Terry Jones, 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde 200 Kuran yakacağını açıklamış, uluslararası bir tepkiyle, sonu ölüme varan protestolarla karşılanınca, kararından vazgeçmişti. Yine de, 20 Mart 2011'de Gainesville kilisesinde 'Kuran'ı yargıladı' ve ayetlerin insanlığa karşı suç içerdiği iddiasıyla kutsal kitabı yaktı.


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * Erkek kedileri sapanla taş atıp gerçekten sersemletiyor muydu?

        * ... ufak tefek bir şeymiş, on yedisinde beni doğurmuş; bir kedi kadar kolaycacık.

        * Babam süt dökmüş kedi gibiydi.

        * Bana Kathleen Hale'in bütün Marmelat Kedi Orlondo kitaplarını almıştı. Kedi öylesine turuncu ve güler yüzlüydü ki.

        * Kedilerin yarı içeride yarı dışarıda olmaktan hoşlanmasına, yarı yabani yarı ehlileştirilmiş olmalarına bayılırım; ben de hem yabani hem evcilim.

        * Ben süpermarketlere meraklı biri değilim, alışverişimi orada yapmaktan nefret ederim; kedi maması ya da çöp torbası gibi başka yerde bulamayacağım şeyler için bile.

        * ... pofuduk bir kedi gibi tostoparlak, orta yaşlı bir hanımdı.

        * ... Victoria döneminden bir kartpostal vardı: Bay ve Bayan şeklinde giydirilmiş, arka ayakları üzerine çökmüş iki kedi.

        * Kırlar, doğa, kedilerim ve A'dan Z'ye İngiliz Edebiyatı sığınabileceğim, tutunabileceğim tek şeydi.

        * ... kucağımda iki kedim, öylece oturdum.

        * 2008 Şubat ayında hayatıma son vermeyi denedim. Kedim garajda, yanımdaymış. Kapıları güzelce, çepeçevre tıkayana ve motoru çalıştırana kadar bunu bilmiyordum. Kedim yüzümü tırmalamaya başladı; tırmalıyor, tırmalıyordu.

        * ... masal... onu bir kediye dönüştürür...

        * Kediler babamın yatağındaydı, son derece sakindiler...

                                                                           Mayıs 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  Jeanette Winterson (d. 27 Ağustos 1959 - Manchesterİngiltere), İngiliz Şövalyelik Nişanı sahibi İngiliz yazar.
Manchester'da doğan Jeanette Winterson, altı yaşındayken Pentakostal (Evanjelik Hıristiyanlık içinde bir hareket) bir aile tarafından evlat edinildi. Evlat edinilmesini takiben ailesiye birlikte AccringtonLancashire'a gitmiş ve ileride Hristiyan misyoneri olacak şekilde bir eğitim almaya başladı.
16 yaşında ailesine lezbiyen bir ilişki yaşadığı açıkladı ve evinden ayrıldı.  Eğitimine Oxford Üniversitesi St Catherine's College'da İngiliz edebiyatı okuyarak devam eden yazar aynı dönemde farklı işlerde çalışarak geçimini sağladı.
Londra'ya taşındıktan sonra, 24 yaşındayken, ilk romanı olan Tek Meyve Portakal Değildir yayımlandı. (Bu roman Sevin Okyay tarafından Türkçeye de çevrildi.) Tek Meyve Portakal Değildir, 1985 yılında "En İyi İlk Roman" dalında Whitbread Ödülü'nü kazandı. Roman, 1990 yılında yazarın kendisi tarafından televizyona uyarlandı ve aynı isimle televizyon dizisi olarak gösterildi. Tek Meyve Portakal Değildir isimli dizi "En iyi Drama" dalında BAFTA Ödüllerine layık görüldü.
Jeanette Winterson, 1987 yılında Napolyon dönemi Avrupa'sında geçen Tutku (The Passion) isimli roman serisiyle John Llewellyn Rhys Ödülü'nü kazandı.
Jeanette Winterson'ın sonraki romanları yaratıcılık ve hayal gücünün sınırlarını zorladı. Bu romanlarında, cinsiyet kutuplaşmaları ve cinsel kimlik konularına değinen yazar, birçok edebiyat ödülü kazandı. Dizüstü (The Powerbook) isimli romanının sahne uyarlaması 2002 yılında Londra'daki Royal National Theatre'da sahnelendi. Yazar, 2006 yılında İngiliz Şövalyelik Nişanı ile ödüllendirildi.
2002 yılına kadar 12 yıl boyunca akademisyen ve BBC radyosu yayıncılarından Peggy Reynolds ile beraber oldu. Yazarın hayatında iz bırakan diğer bir partneri ise yayımcısı Pat Kavanagh'dır. Winterson, Written on the Body isimli romanını Kavanagh ile ilişkisinden esinlenerek yazdı.
Yazar, Doğu Londra, Spitalfields'de metruk bir müstakil ev satın almış ve evi restore ettirmiştir. Jeanette Winterson, halen bu evi "ikinci ikametgah" olarak kullanmaktadır. Evin giriş katı organik gıda satan bir dükkâna dönüştürülmüştür.
Yazarın Bedende Yazılı (çev. Süheyla Ç. Matthews, 2013), Vişnenin Cinsiyeti (çev. Pınar Kür, 2015) ve Tek Meyve Portakal Değildir (çev. Sevin Okyay, 2015) isimli romanları yayınevimiz tarafından yayımlanmıştır.

ARKA KAPAK –

Jeanette Winterson'ın gücünü samimiyetten ve dürüstlükten alan otobiyografik eserlerinden bir yenisi daha Türkçede.

Doğar doğmaz evlatlık verildiği aşırı muhafazakar ailede, onda derin yaralar bırakmış sevgisiz bir annenin gölgesinde geçen çetin çocukluğundan bugüne uzanan, kendini yaratma hikâyesini anlatıyor Winterson. Deliliğin sınırlarında gezen, genç yaşta gizli gizli okuduğu kitaplardan kurduğu köprülerle dışarıdaki dünyayı keşfeden ve özgürleşen bir kadının itiraflarla dolu, cesur, bir o kadar da şiirsel bir iyileşme hikâyesi bu. Tek amacı sevgi ve mutluluğu keşfetmek olan bir hayatın sansürsüz bir biçimde anlatıldığı, mahrem öğelerle bezeli bu eserde Winterson, bir yandan büyümenin sancılarıyla mücadele ederken, diğer yandan kökleriyle hesaplaşıyor. Can yakıcı hayat hikâyesini, içinden taşan duyguların tüm çıplaklığıyla aktarırken mizahı elden bırakmayarak; gerektiğinde hayatın hainliklerine "nanik" yapmayı da ihmal etmiyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder