Sayfalar

22 Kasım 2016 Salı

Beni Ayakta Gömün -Çingeneler ve Yolculukları / Isabel Fonseca

Bu kitaptan sevgili Seray Şahiner sayesinde haberim oldu. Seray Şahiner 'Reklamı Atla' kitabında 'Beni Ayakta Gömün' kitabından bahsedince bu sayede ben de hemen alınacaklar listeme ekledim. Çünkü Çingenelerin yaşamı hakkında yazılmış bir araştırma kitabı okumak ilgimi çekti.
Seray Şahiner 'Reklamı Atla' kitabıyla ilgimi paylaşımımı okumak isterseniz buraya lütfen:)


Isabel Fonseca dört yıl boyunca Doğu Avrupa'daki çeşitli Çingene gruplarıyla yaşamış bir gazeteci. Bu kitapta hem kendi gözlemlediklerini hem de tarihsel bilgileri paylaşmış.
Çingeneler hakkında merak ettikleriniz varsa mutlaka bu kitabı okumalısınız. Emin olun pişman olmazsınız. Ben çok etkileyici buldum. 
Okurken bir çok hatta çok çok not aldım:) Tabii bir kısmını blogumda paylaşacağım. 
Kitapta fotoğraflar da paylaşılmış. Onlardan bir kısmını aşağıda paylaşacağım.


BENİ AYAKTA GÖMÜN
Çingeneler ve Yolculukları
Yazarı: Isabel FONSECA
Özgün Adı: Bury Me Standing - The Gypsies and Their Journey
Türü: Araştırma - Tarih - Etnoloji
Yayın Hakları: Ayrıntı Yayınları
-   Birinci Basım 2002  (2000)
Kapak İllüstrasyonu: Sevinç Altan
İngilizceden çeviren: Özlem İlyas
-   368 sayfa


Kitaptan Alıntılar;

        * Asıl adının Bronistawa Wajs olmasına rağmen, etrafta Çingene adı Papusza ile bilinirdi. Papusza 'oyuncak bebek' demekti. Papusza, o güne kadar yaşamış en önemli Çingene şarkıcı ve şairlerinden biriydi...
         ... Ficowski, Papusza'dan bir ideal olarak bahsediyor, onun şiirlerinin Çingeneler arasında propaganda amaçlı kullanılabileceğini söylüyordu. 'Göçebe yaşantısını bıraktıktan hemen sonra, 1950'li yıllarda şiir sanatının doruğuna çıkmıştır' diyordu Ficowski. Papusza'nın şiirlerinin göçebe hayat tarzı için bir ağıt olmasına karşın, hükümetin zorunlu yerleşikleştirme politikasının bir savunucusu olan Ficowski, Papusza'nın bu değişikliklerin 'bir katılımcısı ve savunucusu' olduğunu ileri sürüyordu.
         ... Papusza'nın şiirlerinin Problemy'de yayımlanmasını izleyen iki ay içinde birkaç Çingene 'elçisi' Papusza'yı bulup tehdit etmişlerdir.
         Çok geçmeden Papusza, Çingeneler tarafından geleneksel yaşamlarını sona erdirmek için başlatılan kampanyanın destekçisi olarak görülmeye başlanmıştı. ... Papusza affedilmeyecek bir şey suç işlemiş, bir gadjo ile işbirliği yapmıştı.
         ... Şiirlerinin yayımlanmasından sonra Papusza mahkemeye (Roman mahkemesi) çıkarıldı. Cezası bir daha geri dönüşü olmaksızın gruptan atılmaktı. Seliz ayını Silezya'daki bir akıl hastanesinde geçirdikten sonra, 1987'deki ölümüne kadar otuz dört yıl tek başına, kimseyi görmeden yaşadı. Ficowski bile belki de daha fazla zarar görmekten çekinerek, onunla irtibatı kesmişti.

        * Roman dilinde 'yazmak' ya da 'okumak' anlamına gelen hiçbir sözcük yoktur. Çingeneler bu etkinlikleri tanımlamak için başka dillerden ödünç aldıkları sözcükleri kullanırlar.

        * Sormak, cevap almak için doğru yol değildir.

        * Çingenelerin, kadınların dizkapaklarının görünmesini ayıp saydıkları...

        * Bir Çingene'yi Çingene yapan yaşam biçimidir.

        * Bulgaristan- 1947 Anayasasına göre Çingenelere ulusal azınlık statüsü verilmişti, bu da dillerini rahatlıkla konuşabilmelerini sağlıyordu; ama 1971'de Anayasanın gözden geçirilmesiyle bu statüleri ellerinden alınmıştı. Şimdi herkes, hoşlansın ya da hoşlanmasın, 'eşit kılınmıştı'. Herkesin eşit biçimde Bulgar olması demek, farklılıkların hoş görülmeyeceği anlamına geliyordu. ... ulusal basında ve televizyonda Çingenelerden söz edilmesini yasaklamıştı. ('Özgür' basın Çingene yerine hala 'bizim kara derili kardeşlerimiz' gibi deyişler kullanmayı tercih etmektedir.) Kısa bir süre sonra, Türkler gibi Çingenelerin de Bulgar isimleri alması gerekti.

        * Dükalar , sessizlik ve yalnız kalma konusunda gadjo ile aynı fikirde değildi. Onlara göre daha çok ve daha gürültülü olan her zaman daha iyiydi. Yalnız kalmak zorundaysanız sizinle ilgili bir yanlışlık, utanılacak bir şey vardı. Çingeneler tahmin edebileceğinizden daha zor durumlara dayanabilirler, ama yalnızlık kesinlikle bunlardan biri değildir.

        * İşe yarar bir Roman atasözü, 'Yemek bulunca ye, sopa görünce kaç'...

        * Roman dilince az sayıda sözcük vardır, bu kısıtlılık da Roman dilini konuşanları becerikli olmaya zorlar. Örneğin, depremi şöyle tanımlarlar: 'Dünya dans etti.'

        * Bir kez, tam poşet çayın üzerine sıcak su dökmek için kaynayan çaydanlığa eğildiğimde, Dritta atılıp poşeti çekti. Poşeti kuruması için eteğine sürerken 'Islatacaksın,' diye beni azarladı. Şimdiye kadar hiç poşet çay görmemişti - acaba ne olduğunu düşünmüştü?

        * 1993 Çekoslovakya güzellik yarışmasına katılan Magdelana Babicka- Yarışmada ona büyüyünce ne olacağı sorulduğunda Magdelana savcı olacağını belirtmiş ve şunları söylemişti: 'Böylece kasabamızı siyah derili insanlardan tamamen temizleyebileceğim.' Bu sözler yarışmayı izleyenlerden büyük alkış almıştı.

        * ... buralarda eğitim de başlı başına bir etnik sorundu. Çingenelere hangi dilde eğitim verecektiniz? Transilvanya'da Macarca, başka yerlerde Rumence mi? Ya Roman dili? Çingenelerin okula devam etmemelerinin nedeni, okula devam etmeyen birçok kişiyle aynıydı. Başarısız olmuşlardı. Başarısız olmuşlardı; çünkü, okulda öğrenim gördükleri dil, çoğunun evlerinde konuştukları dil değildi. Çingenelerin kullandığı dil için eğitim sistemnide hiçbir düzenleme yapılmamıştı (oysa Macar ve Alman azınlıklar okullarda kendi dillerinde eğitim alabiliyorlardı). ... Çingene çocukları daha ilk sınıflardan zihinsel engelliler için kurulmuş özel okullara gönderiliyordu. Geri zekalı değillerdi, ama engelliydiler: Eğitim dilini konuşamıyorlardı ve bu da Çingenelerin ayrımcılığa tabii tutulması, hatta dışlanması için yaygın bir mazeret oluşturuyordu.

        * Romanlar için dilenmek, sadaka istemek diye bir kavram yoktur. Romanca'da dilenmek anlamına gelen bir sözcük de yoktur. Bunun yerine 'kasabada dolaşmak' deyişi kullanılır, kadınlarımız çoğunlukla erkeklerin yaptığı işlerin (bir şeyi tamir etmek, bir düğünde müzik çalmak gibi) karşılığı olan parayı toplamaya çıkarlar.

        * Varşova'da istasyon arkası- Daha görmeden buranın kokusunu almıştım. Korkunun ve yoksulluğun o dayanıklı kokusu, insan dışkısının kokusu. Kimse bir çukur kazmaya bile yeltenmiyordu. Her şey bu kadar kötüydü. Bunları düşünüyordum, aklımda başka hiçbir şey yoktu; pisliğe basmamaya çalışırken, pantolonlarını sıyırıp çömelmiş tuvaletlerini yapan iki orta yaşlı adamın üzerine basıyordum neredeyse. Büyük bir sıçanın üzerine basmış gibi salakça ayy diyerek geri sıçradım; oysa onlar ne soğuktan, ne benden ne de onları izleyebilecek olan herhangi bir kimseden rahatsız olmadan öylece oturup sohbetlerine devam ettiler. ... V. S. Naipaul'un Hindistan kitaplarında anlattığı, nehir kenarlarında, caddelerde, tren raylarının yanında 'beraberce' tuvaletlerini yapan insanları düşündüm. ... Çingenelerin bakış açısından, kirlenmiş biri varsa bu olaya baktığım için o da bendim.

        * Ardı arkası kesilmeyen Heidenjachen ('barbar avı' - aslında Çingene avı) on sekizinci yüzyıl Hollanda Cumhuriyeti'nin bir özelliğidir. Ren bölgesindeki bir toprak sahibinin av kayıtlarında, yakalanıp öldürülen 1835 'Çingene kadın ve bebek'ten söz edilir.
         Bu avın popüler bir spor haline gelmesinden çok önce, 1589 yılında Danimarka Çingene liderlere ölüm cezası verilmesini karara bağlamış, bundan elli yıl sonra İsveç bütün Çingene erkeklerinin asılması kararını almıştır. 1471 ve 1637 yılları arasında bugünkü Avrupa'nın ihtiyatlı tavırlarını hiç yansıtmayacak bir şekilde, birleşen ulus-devletler akla hayale sığmayacak zulümler gerçekleştirmiştir. ... İspanya, Almanya, Hollanda, Portekiz, İngiltere, Danimarka, İskoçya, Polonya, Litvanta ve İsveç, Çingene karşıtı yasalar çıkarmıştır. Çingeneler İngiltere'de asılıyor ve kafaları tıraş ediliyordu. Düşman eyaletler uyguladıkları zulüm bakımından da birbirinden ayrılıyordu. Moravya, Çingenelerin sol kulağını kesiyordu, Bohemya ise sağ.
         ... Almanya'nın en önde gelen Protestan prensi olan Frederick William, 1686 yılında, Çingenelerin ticaret yapmasını ve barınmasını yasaklamıştır.... 1714 yılında Mainz başpiskoposluğu, yasaklanmış bir hayatı sürdükleri için tüm Çingenelerin yargılanmadan idam edilmeleri gerektiğini açıklamıştır. (1725 yılında, Prusya'da, on sekiz yaşın üzerindeki tüm Çingenelerin mahkemelere gönderilmeden asılması kararı alınmıştır. 1734 yılına kadar bu yaş sınırı bazı eyaletlerde on dörde kadar indirilmiş, ihbarcılara ödül vaat edilmiştir.)

        * Nazilerin, Yahudilerin dışında soykırım yapmayı planladığı tek ırk Çingenelerdi.

        * Özel olarak akıl hastanesindeki özürlüler (toplu katliamların ilk kurbanları) için çıkarılmış yasalar kapsamına 'toplumsal sapkınlar' adı altında dahil edilmişlerdi. 1933'de Kalıtımsal Hastalıkları Önleme Yasası ve Suçluların ve Toplumsal Sapkınların Islahı için Düzenlemeler Yasası yürürlüğe girmişti. Bu 'önlemler' bağlamında Sinti ve Romanlar istekleri dışında kısırlaştırılmışlardı. 1935 yılında çıkan iki yasa da Almanlar ve Avrupalı olmayanlar (Çingeneler de bu gruba dahildi) arasında evliliği ve cinsel ilişkiyi yasaklıyordu.

        * İnsanların tuzlu suyla beslenerek ne kadar yaşayabileceğini anlayabilmek için Alman ordusu adına, Dachau ve Buchenwald'da Çingenelere deniz suyu enjekte edilmiştir. Auschwitz'deki temel ilgi alanı kalıtım ve hastalıklardı (bu kampta pek çok egzotik deneyin yanı sıra, deri üzerine asit dökme ya da göze asit enjekte etme yoluyla renk değiştirme deneyleri de yapılmıştır.) Örneğin bir pire salgını çıktığında, hasta, içinde değişik tuz ve asit karışımları olan küvetlerin birinden çıkarılıp diğerine koyuluyordu. Tedavi başarılı olamadığında hastalar hemen otopsiye alınıyordu.

        * ... hamileliğin ileri evrelerinde, kadınlara lekelihumma mikrobu enjekte edilip mikrobun fetus üzerindeki etkisi inceleniyordu.

        * Farklı insanlar aynı şeyi farklı algılamaktadırlar; insanın tepkisi kendi yaşamının anlamını belirler.

        * ... tigani'den kastedilen, bütün Rumenlerin de bu sözcüğe yüklediği anlamla, yozlaşmış ve aşağı sınıftan Çingenelerdi.

        * Slovakya'nın popüler Başbakanı Vladimir Meciar (1993): 'Toplumsal olarak uyumsuz ve zihinsel olarak geri olan nüfusu (Çingenelerin) çok fazla üremesini önlemek gereklidir. Eğer biz onlarla uğraşmazsak, yakın bir gelecekte onlar bizimle uğraşacaklardır.'

        * Manuş Romanov her zaman unutlmayacak hoş sözler söylemeyi beceriyordu, özellikle veda konuşmalarında... Bir keresinde, bir Sofya gezisinin sonunda, Çingene halkı için gözlerinde yaşlarla arkamdan şöyle seslenmişti: 'Beni ayakta gömün. Hayatım boyunca dizlerimin üzerinde durdum.'


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * Örneğin, evde köpek beslemek, daha da kötüsü kedi bulundurmak, kedilerin çok temiz hayvanlar olduğunu ileri sürmek onları hayretler içinde bırakırdı. Çingeneler arasında kedi, tüylerini ve cinsel organlarını yalayarak pisliği iç organlarına taşıdığı için mahrime olarak kabul edilir.


- Yazım-Basım Hataları-

        * Sf/ 138
         ... omu-
         zlarda...

        * Sf/ 182
         ... ayrımcılığa tabi tutulması...
                  

                                                        Ekim 2016


Yazar Hakkında Bilgi=  Isabel Fonseca eğitimini Kolombiya Ünviversitesi ve Oxford Üniversitesi'nde tamamlamıştır. Times Literary Supplement'de yardımcı editörlük yapmaktadır. Soho Square'ı yayına hazırlamıştır. Independent, Vogue, The Nation ve The Wall Street Journal gibi pek çok dergide yazıları yayımlanmıştır. Londra'da yaşamaktadır.

Kapak İllüstrasyonu=  Sevinç Altan, 1954 yılında doğdu. 1983'de Mimar Sinan Üniversitesi, Resim Bölümünden mezun oldu. Çalışmalarını İstanbul'da sürdürüyor.
http://44a.com.tr/sanatcilar/sevinc-altan/


ARKA KAPAK –

Çingeneler hakkındaki kişilerin bolluğundan ötürü onları tanıdığımızı sanıyoruz; oysa Avrupa' nın bu en büyük ve en çilekeş azınlığı üzerine bilgimiz pek az. Yüzyıllarca baskıya ve ayrımcılığa maruz kaldığı halde düzenin kıyısındaki " kenar mahalle" de varlığını bugüne dek sürdüren bu halk, kendine özgü bir azınlık resmi çiziyor. Peki, kimdir Çingeneler? Sokakta çiçekleri neden hep çingeneler satar? Ve neden renkli giyinmeyi severler?

Isabel Fonseca, dört yıl boyunca Doğu Avrupa' nın çeşitli ülkelerini gezmiş ve buralardaki Çingene toplulukları arasında yaşamış bir gazeteci. Ezeli " günah keçileri" ve "yeryüzünün en boyun eğmez halkı" diye adlandırdığı Çingenelerin kapalı dünyasını aralayarak, dünyanın bilincinden silinmiş bu insanların künyesini çıkarıyor.
Sanılanın aksine yekpare bir grup olmayan Çingene toplumunun yazılı ya da sözlü bir tarihi yok. Yaşadıkları acılarla başa çıkmak için unutmayı kolektif bir sanat haline getiren bu insanlar için geçmiş ya da gelecek değil sadece içinde yaşanan an önemli. Hindistan' dan çıktıkları günden beri ne Hindistan' da ne de dünyanın başka bir yerinde bir " anavatan" kurma özlemine kapılmamış olmaları da bunun bir göstergesi. Aileyi devletten daha anlamlı bulan Çingenelerin vazgeçilmez önceliği tarih boyunca hiç değişmeden kalmış: Diledikleri gibi bir yaşam seçme özgürlüğünü korumak.

Göçebe yaşam tarzını artık büyük ölçüde terk etmiş olan Çingene halkı bugün çalkantılı bir değişim süreci yaşıyor. Fonseca, bu renkli toplumu bize tanıtırken, zevkle okunan bir seyahatname kurgusunu sağlam bir bilimsel yaklaşımla ustaca buluşturmuş. Beni Ayakta Gömün yazıyla ve teknolojiyle ilişkisi olmayan yersiz yurtsuz bir halkın, medeniyeti taşınmaz mallarla ve tapu belgeleriyle tanımlayan bir dünyadaki zorlu varoluşunu belgeleyen bir kitap; gerçek bir keşif yolculuğu...

Isabel Fonseca'nın kitabı zengin bir hazine: Bu sürükleyici sayfalarda, hem kendilerinin dışarıya kapalı tuttuğu hem de herkesçe gözardı edilen gizli bir dünya gözler önüne seriliyor. Zarif ve güçlü bir dille yazan Fonseca'nın kitabı, ustaca hayat verilmiş renkli karakterlerle dolu. Göz kamaştırıcı bir başarı.
- Salman Rushdie-

Beni Ayakta Gömün, kendime yakın bulduğum bir halkın az rastlanır derecede adil bir portresini çizen benzersiz ve olağanüstü bir çalışma. Renkli ve tutkulu bir üslupla bilimsel ve disiplinli bir yaklaşımın iç içe geçtiği bu kitap, hem Çingeneler hem de benim için büyük bir boşluğu doldurdu.
- Yehudi Menuhin-


Defterimden...


Kitaptan...


Keyifli okumalarınız olsun ^-^


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder