3 Nisan 2013 Çarşamba

Miyav Kedicik'ten Gelen Mutluluklar

Sevgili arkadaşım Özlem -miyavkedicik- ile kitap takası yapacaksanız hazırlıklı olun çünkü kitabın yanına bir sürü mutluluk ekliyor:)

Ahmet Karcılılar 'Anonim' kitabı birkaç senedir alınacaklar listemdeydi. Hatta asabibakire'm o kitabı bana hediye etmek isteyerek beni mahçup etti ama yeni adresimi isim akrabam Mehtapçığıma vermeyerek kitabın onda kalmasını sağladım:)

Sevgili Özlemciğim kitabı takas listesine ekleyince yine bir takas heyecanı başlamış oldu. Canım arkadaşım tüm bu güzellikler için çok çok teşekkür ediyorum. Beni çok mutlu ettin. Ne kadar güzel bir yüreğin var senin. 

*** Takaslık kitaplarınız varsa listem için buraya göz atabilirsiniz. En kısa zamanda güncelleyip yeni kitaplar da ekleyeceğim.

Ben sadece kitabı beklerken bakın ne ciciler çıktı paketin içinden; 


Bahsi geçen kitap,


Hello Kitty cüzdan ^-^


Anahtarlığın şirinliğine bakın:)


Nasıl da keyifle geriniyor:)


Rengine bayıldım,


Kelebek konmuş üzerine:)


Çok sevdim çok...


Tatlı patililer ^-^


Nathalie'min hediyesi patililerle arkadaş oldular:) -Baykuş Gözüyle-Nathalie'min gönderdiği hediyeleri burada paylaşmıştım.
Işık yetersiz geldi ve ben de çekmeyi beceremedim, idare ediniz:)


Sevgili Özlemciğim beni çok mahçup ve mutlu ettin. Tekrar tekrar teşekkürler.
Sevgiyle kalın, daima...

2 Nisan 2013 Salı

Yalancı Tanıklar Kahvesi * Vedat Türkali

Vedat Türkali'nin okuduğum ikinci romanı 'Yalancı Tanıklar Kahvesi'. Ümit ettiğim kadar beğenmedim maalesef.
İlk okuduğum kitabı ise 'Bir Gün Tek Başına' idi. Ve çok daha keyifle okuduğumu hatırlıyorum.

Bu kitabı çok keyifli bir mekan olan Librum Kitap-Galeri-Cafe'den almıştım: burada da paylaşmıştım.



YALANCI TANIKLAR KAHVESİ
Yazarı: Vedat TÜRKALİ
Yayın Hakları: Turkuvaz Kitap
(www.turkuvazkitap.com.tr)
-         Mart 2009, İstanbul
-         29. baskı / Şubat 2011
Türü: Roman     /        407ayfa


Kitaptan Alıntılar,

* Devrim şiir gibi oğlum; başka dile çevrilmesi güç iş!

* Lazı, Kürdü, Trakyalısı, Adanalısı, Egelisi, Orta Anadolulusu konuşmaya başlayınca, türlü yerel ağızlar, basit, ortak dertlerde tüm ayrılıklarını yitirivermiş, acılı bir besteyi oluşturan farklı notalara dönüşmüştü.

* Amazonlar söylencesi var, biliyorsunuz; bizim Ordu yöresinde egemenlik kurmuşlar. Erkeklerden döl alıp öldürüyorlar; yaşatmıyorlar aralarında.

         * Hergele, yük çekmeyen üstüne insan bindirmeyen başıboş atlara denir.

         * Clara Zetkin- 8 Mart ‘Dünya Kadınlar Günü’nü başlatan odur. Alman komünisti. Yanan fabrikada yaşamlarını yitirmiş kadın işçiler için o başlattı bu günü.

         * Anadolu’da bir kentte, Adliye Sarayı’nın karşısında ‘Yalancı Tanıklar Kahvesi’ varmış!
         Yalancı tanık arayan iş sahibi gidip biriyle anlaşır, duruşmaya çıkarırmış. Adam girmiş kahveye, bakınırken biri sokulmuş hemen; ‘Yardımcı olabilir miyim? Nedir sorun?’ ‘Bir alacak davası’ demiş adam. ‘Hala vermedi değil mi, o namussuz herif paranızı!’ Adam biraz çekinerek ‘Para benden isteniyor,’ demiş. Hemen yetiştirmiş herif: ‘Kaç kez vereceksiniz beyefendiciğim, kaç kez vereceksiniz!’ J

Yazım-Basım Hataları-

* Sf/40
İki de bir hastaneye…

* Sf/209
Önemli bir şey olursa evde (evden olacak) aramasını söyleyip…

* Sf/310
Yanlış ayırma,
Alla – h’ın

                                  Okuduğum tarih: 10 Mart 2013

SON SÖZ –

Vedat Türkali, 5 yıl aradan sonra yazdığı bu romanında Türkiyenin 70li yıllarına ayna tutuyor. Üniversiteli, sol görüşlü bir gencin gözünden Türk siyasi tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birinin geniş bir panoramasını çizerken, barınamadığı bir toplum içinde yolunu çizemeyen Muhsinin tutkulu aşkını da zor günlerin öyküsüne katıyor. Kökleri o yıllara dayanan ve ağırlığını günümüzde çokça hissettiren toplumsal ve siyasal gelişmeler, sağ-sol çatışmaları, toplumsal güç olarak din ve sendikalaşmalar gibi konuların ve olayların sağlam bir fon oluşturduğu roman, 12 Eylül Darbesine doğru giderken, kahramanlarının hayatları üzerinden farklı bir bakış açısı getiriyor. 

"Doğru söylemiyordu. Sözünü etmişti ya, ev mev aramamıştı. İçinden gelmiyordu aramak. Daracık çatı katında onu bırakmayan bir şey vardı sanki! Reyhanla bölüştüğü mutlulukların o dağınık odaya sinmiş anıları mıydı? Olabilirdi, niye olmasındı!.. Devrimcilik savıyla diretmişti Reyhana! Devrimcilik adına ne yapıyordu peki? Hiç! Gizli örgüt bağı yoktu. Olmasını istememişlerdi… Kanlı olaylar, aylar boyu, beklentilerin de ötesinde, çeşitli illerde öylesine sıralanmaya başlamıştı ki, bu sağlıksız ortamda tek başına, neyi, nasıl düşünüp nasıl davranacağını bilmek başlı başına sorundu. Yapanı bilinmeyen tek kişilik cinayetlerle topluca saldırılar iyice sarıyordu ülkeyi."

Cahillikler Kitabı * John LLOYD – John MITCHHINSON

Sevgili ipekto ile Vikitap üzerinden gerçekleştirdiğimiz kitap takası sonucunda kitaplığıma dahil olmuştu 'Cahillikler Kitabı'.




CAHİLLİKLER KİTABI
Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz
Yazarı: John LLOYD – John MITCHHINSON
İngilizceden Çevirenler: Cihan Aslı Filiz ve Emre Ergüven
Orijinal Adı: The Book Of General Ignorance
Yayın Hakları: NTV Yayınları
-  1. Baskı: Temmuz 2008, 2. – 6. Baskılar: Ağustos 2008, 7. – 9. Baskı: Eylül 2008, 10. Baskı: Ekim 2008, 11. Baskı: Ekim 2008
-   278 sayfa

Kitaptan Alıntılar;

        * Antarktika. Kıtanın bazı kesimleri 2 milyon yıldır yağmur yüzü görmedi.
        
         * Mavi balinalar yılın sekiz ayı neredeyse hiçbir şey yemezler ama yaz ayarlında neredeyse sürekli beslenerek günde üç ton yemek yerler.
         Bir mavi balinanın yutabileceği en büyük şey greyfurt boyutundadır. Boğazı dar yapıdadır.
         Mavi balinanın boğazının dışındaki her yeri büyüktür. 32 metrelik uzunluğuyla şimdiye kadar yaşamış en büyük hayvandır; 2700 insanın ağırlığına denk gelir. Mavi balinanın dili bir filden daha ağırdır; kalbi bir araba boyutundadır, midesi bir tondan fazla yiyecek alabilir. Aynı zamanda tek bir hayvanın çıkarabileceği en yüksek sesi çıkarır: Düşük frekanstaki ‘mırıltısı’ diğer balinalar tarafından 16.000 km uzaklıktan duyulabilir.

         * Bukalemunlar bulundukları ortama uymak için renk değiştirmezler.
         Bukalemunlar değişik duygusal haller sonucunda renk değiştirirler. Eğer bu renk değiştirme ortama uymak için oluyorsa bu tamamen tesadüftür.

         * Telefonu icat eden Antoni Meucci’dir.
         Floransalı mucit 1860’ta, teletrofono adını verdiği bir elektrikli aygıtın çalışma modelini gözler önüne serdi. Meucci, Alexander Graham Bell’in telefon patentinden beş yıl önce, 1871’de bir tür geçici patent (caveat) başvurusunda bulundu.
         Meucci aynı yıl, Island feribotunun kazanının patlaması sonucu ciddi biçimde yaralandı. Çok iyi İngilizce bilmeyen ve işsiz olan Meucci 1874’te başvurusunu yenilemek için gerekli olan 10 doları gönderemedi.
         Bell’in patenti 1876’da tescillendiğinde Meucci dava açtı. Meucci orijinal krokilerini ve çalışma modellerini Western Union’ın laboratuarına yollamıştı. Olağanüstü bir tesadüf eseri Bell tam da bu laboratuarda çalıştı ve modeller esrarengiz bir biçimde kayboldu.
         Meucci, Bell’e açtığı dava devam ederken 1889’da öldü. Bunun sonucunda icadın sahibi Meucci değil Bell oldu. 2002’de ABD Temsilciler Meclisi’nin aldığı ‘Antonio Meucci’nin hayatının ve başarılarının tanınması ve Meucci’nin telefonu icat ettiğinin kabul edilmesi’ kararıyla denge sağlandı.
        
            * Arnavutlukta köpekler hem hem, Katalancada bap bap, Çin’de veng veng, Yunanistan’da gav gav, Slovenya’da hov hov, Ukrayna’da haf haf, Türkiye’de hav hav, İzlanda’da voff, Endonezya’da gong gong ve İtalya’da bau bau diye ses çıkarırlar.

         * Bütün elmaslar yerin altında devasa bir ısı ve basınç altında oluşur ve yeryüzüne volkanik patlamalar sonucu gelir.
         Elmasların yerin 160 ila 180 km altında oluşur.

* Hayattaki en büyük tehlike çok fazla önlem almanızdır.
                                                                  Alfred Adler

* Yunuslar beyinlerinin bir yarısını ve aynı anda zıt yöndeki gözlerini kapatarak uyurlar. Beynin geri kalanı uyanık kalırken diğer göz, yırtıcı hayvanları ve engelleri ve su yüzüne çıkıp nefes almayı hatırlar. İki saat sonra yan dönerler.
        
         * Karıncalar günde sadece birkaç dakika uyur ve su altında 19 gün yaşayabilirler. Yalnız bir karınca kolonisi dışında tek başına yaşayamaz.

         * Lalelerin kökeni Hollanda değildir. Hollanda’ya İstanbul’dan ilk lale 1554’te getirilmiştir. Lale hem Türkiye’nin hem de İran’ın milli çiçeğidir.

         * Zaman büyük bir öğretmendir. Ne yazık ki bütün öğrencilerini öldürür.
                                                                           Hector Berlioz

* İnsanlar bir solucan bile meydana getiremez, ama düzinelerce tanrı yaratır.
                                                                  Michel De Montaigne

* Aborjin dilinde kanguru bilmiyorum anlamına gelmez.
18. yy. Avustralyası’nda 250 farklı dil konuşan 700 Aborijin kabilesi vardı.
Kanguru (ya da Ganguru), Botany Körfesi’nde konuşulan Gugu Ymithirr dilinden gelir ve büyük gri ya da siyah kanguru (Marcropus robustus) demektir. İngiliz yerleşimciler içlere ilerledikçe bu kelimeyi her yaşlı kanguru ya da valabi için kullandılar.
Baagandji’ler Botany Körfezi’nden 2250 km uzakta yaşıyorlardı ve Gugu Ymithirr dilini bilmiyorlardu. Bu yabancı kelimeyi ilk kez İngiliz göçmenlerden duydular ve kelimenin ‘daha önce kimsenin duymamış olduğu hayvan’ anlamına geldiğini zannettiler.
Sunay Akın'ın 'Kızkulesi'ndeki Kızılderili' kitabında daha farklı anlatılıyor, burada paylaşmıştım.

                                                     Okuduğum tarih: 2 Mart 2013

SON SÖZ –

BİLDİĞİNİZİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ HER ŞEY YANLIŞ.
Bütün insanların dört burun deliği vardır.
Buhar makinesi eski Yunan’da icat edildi.
Bir mavi balinanın yutabileceği en büyük şey greyfurttur.
Şu ana kadar ölmüş olan bütün insanların yarısını dişi sivrisinekler öldürmüştür.
Dünyadaki en uzun dağ Mauna Kea’dır.
İnsanın en az dokuz duyusu vardır.
Maddenin 15 hali vardır.
Su mavidir.
Amerika adını Amerigo Vespucci’den değil, Richard Ameryk’ten almıştır.
Uzaya giden ilk hayvan meyve sineğidir.
Panter diye bir şey yoktur.
38 Osmanlı padişahı vardır.

1 Nisan 2013 Pazartesi

Boyalı Kuş * Jerzy Kosinski

'Boyalı Kuş' kitabını sevgili Aslıcığım/ -huzursuzruhum- burada tavsiye etmişti. Ben de Temmuz'da almıştım ve şurada da paylaşmıştım.
Şubat'ta okudum bitirdim:)

Boyalı Kuş, İstanbul'da iken aldığım ama çok daha uzun zamandır okumak istediğim kitaplardan biriydi. Bir heves okumaya başladım ama baktım gitmiyor, işkenceye dönüştü benim için. Kötülüğün bu kadar doğal bir dille yazılması, belki biraz da abartılarak aktarılmış olması okurken beni beklediğimden fazla zorladı. Jerzy Kosinski'nin çocukluğunda yaşadıkları ve yaşadıklarının yaşattığı travmalar kitabın her sayfasında beni boğmaya başladı. Gerçekten fazlasıyla etkileyen ve derinden sarsan bir kitap. 


BOYALI KUŞ
Yazarı: Jerzy KOSINSKI
Çeviren: Aydın Emeç
Özgün Adı: The Painted Bird
Yayın Hakları: E Yayınları
-        Kasım 2011
Türü: 239 sayfa


Kitaptan Alıntılar;

        * (Lekh) … en güzel kuşlardan birini seçerdi. Kuşu bileğine bağladıktan sonra, bir sürü garip şeyi birbirine karıştırıp kokulu bir boya elde eder, değişik renklerde, kutu kutu hazırlardı bu boyadan. Sonra kuşun başını, kanatlarını, boynunu ebemkuşağı renkleriyle bezer, tüylerine bir demet yabani çiçeğin gözkamaştırıcı parlaklığını verirdi.
         (Lekh) … kuşu bileğinden çözüp bana verir ve ayaklarından tutarak sallamamı isterdi. Boyalı kuş söylenir durur, bağrışına gelen bir sürü kuş, tepemizde dönmeye başlardı. Onlara ulaşmak isteyen tutsak debelenir, bütün gücüyle öter, boyalı boynunun içinde kalbi deli gibi atardı.
         Tepemizde yeteri kadar kuş toplandığına inanırsa, Lekh, bir işaretle tutsağı koyvermemi isterdi. Bulutların üstündeki küçük ebemkuşağı, mutlu ve özgür, yükselip kardeşlerinin gürültücü sürüsüne katılırdı. Diğerleri bir süre şaşkın bakarken benzerini görmedikleri kuş, boşu boşuna kendilerinden biri olduğuna onları inandırmaya çalışırdı. Parlak renklerin iyice şaşrttığı kuşlar onu kuşkuyla inceler, sonra birbiri ardından saldırıp boyalı tüylerini gagalayıp yolmaya koyulurlardı. Tüysüz ve kan içinde kalan zavallı kuş havada duramaz, düşerdi. Aynı sahne sık sık tekrarlanır, kurbanlarımızı hep ölü bulurduk.
         Günün birinde kocaman bir karga yakaladı, kanatlarını kırmızıya, boynunu maviye, kuyruğunu da yeşile boyadı. Bir karga sürüsünün kulübemizin üstünden geçtiğini görünce koyverdi kurbanını. Aralarına karışır karışmaz amansız bir savaş başladı. Dört yandan sahtekarın üstüne saldırdılar. Siyah, kırmızı, mavi ve yeşil tüyler uçuştu havada. Kargalar yükselmeye başlamıştı, birden kurbanımızın döne döne tarlalara düştüğünü gördük. Kuş yaşıyordu hala. Gagasını açıp kapıyor, kanatlarını oynatmaya çalışıyordu boşuna. Kardeşleri gözlerini oymuşlardı. Kan oluk gibi akıyordu tüylerinin üstünden.

^-^ KEDİLER ^-^

* Yangının ürküttüğü bir fare ordusu dört yana dağılıyor, bir kedinin sarı gözlerinde alevler oynaşıyordu.

         * Beni yakalarlarsa kedi yavrusu gibi suda boğacaklarını… söyler dururdu.

         * … evlere girer, amansız bir kedi, ya da kuzu köpek kılığına bürünür…

         * Başlıca görevim bembeyaz bir kedinin, Olga’nın büyük değer verdiği kapkara tavuğa saldırmasını önlemekti.

         * Çok güzel bir yaban kedisiydi bu. Bir gün delirmişçesine kısık kısık miyavlamaya başladı. Yılan gibi duvar boyunca gidiyor, değirmencinin karısının eteklerine sürtünüyordu. Homurdanıp inliyor, kısık sesi ev halkını sinir ediyordu. Akşama doğru ateşten parlayan burnu titreyen kuyruğuyla miyavlamaları acıklı bir hal aldı.
         Değirmenci hasta kediyi kilere kapatarak…
Kilerdeki dişi kedi erkeğinin kokusunu almış, baştan çıkarıcı miyavlamalarla onu yanına çağırıyordu. Değirmenci kileri açtı. Dişi kedi odanın ortasına fırladı. İki hayvan, uzun bir süre dolandılar, soluk soluğa bakıştılar, sonra yaklaştılar birbirlerine.

         * Ayıldığımda, Dülger’in hasta kedileri suda boğmak için kullandığı çuvalı hazırladığını gördüm.

         * … üzerlerine taş, hatta kızgın kedileri atıyorlardı.

         Yazım-Basım Hataları-

* Sf/ 139
yorğunluğun

* Sf/ 151
Sırtıma vurarak beni destekler, yumuşak etini ısırıp öperek ilerledim.

* Sf/ 178
… Sovyetler’in, kadınlarla çocuklara varıncaya dek her şeyi devleştireceklerine yemin edenler de vardı.
Sf/180
Köylüler, ‘kadınlarla çocukları bile devletleştirecekler’, diyorlardı.

* Sf/ 227
… elemini toprakta boğarak ağlama ya, inlemeye koyuldu.

* Sf/ 235
… milisler bunları hısla parçalıyordu.

* Sf/ XIV
… mektu-
plar (yanlış ayırma)

                                            Okuduğum tarih: 27 Şubat 2013

ARKA KAPAK –

İlk olarak 1965’te yayımlanan Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski’yi edebiyat dünyasının aranan simalarından biri yaptı. O dönemde Los Angeles Times’ın ‘son on yılın en etkileyici romanlarından biri’ saydığı eser otuzdan fazla dile çevrildi.
2. Dünya Savaşı sırasında ailesi tarafından güvenliği için uzak bir köye gönderilen bir çocuğun oradan oraya savruluşunun sinirleri hırpalayan hikayesi olan Boyalu Kuş, dehşetle vahşetin, masumiyetle sevginin yakınlığını irdeleyen bir şaheserdir.
Edebiyat tarihinin en önemli ve özgün yazarlarından Kosinski’nin ilk ve en ünlü eseridir.
‘2.Dünya Savaşı’nı konu edinen kayda değer kurgulardan hiçbiri Jerzy Kosinski’nin Boyalı Kuş’unun seviyesini yakalayamaz. Görkemli bir sanat eseri ve insan iradesi üzerine yazılmış en iyi methiye. Bunu okuyan asla unutmayacak ve mutlaka sarsılacak. Boyalı Kuş edebiyatımızı zenginleştiriyor.
Jonathan Yardley, The Miami Herald

Bu Çekilişi Kazanmayı Çok Ama Çok İstiyorum:) * 25 Nisan

Sevgili Nehir'in bu harika çekilişini kazanmayı gerçekten çok ama çoook istiyorum:)
Katılmak isterseniz buraya lütfen.
Bana bol şans dilemeyi unutmayın lütfen:)



Kedi ve Baykuş Cüzdanlar

Madeni paraları sevdiğimi daha önce de yazmıştım. Hal böyle olunca bozuk para çantası da çantamın vazgeçilmezleri arasındaki yerini alıyor. Madem öyle minik cüzdanlar örmekten daha zevkli ne olabilir benim için:)))
Tabii bir de eldiven:)
Yeni modellerimle hepinize sevgilerimi gönderiyorum.

emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...



Kedili Eldivenler

Bir süredir eldiven örmeye ara verdim. Şimdilerde cüzdanlarla haşır neşirim. Zaten havalar da iyice ısınmaya başladı. Eldiven mevsimi kapandı sayılır. Tabii eldivenden vazgeçmem ama sadece kısacık bir ara:)
Bu iki kedicik ise bir süredir paylaşılmayı bekliyordu.

emeksensinde satışta...


emeksensinde satışta...


Sevgilerimle...