edebiyat mutluluktur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat mutluluktur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2021 Salı

Zülfü Livaneli'ye Dair...

Yaklaşık son bir yıldır hatırı sayılır bir Zülfü Livaneli okuması yaptım. İstedim ki yorumları sadece Instagram hesabımda kalmasın, blogumda da hepsini bir araya toplayayım.


Konstantiniyye Oteli birçok konuya ve olaya değinen dolu dolu bir roman. Edebiyata, siyasete, uzak ve yakın tarihe dair bilgilerle donatıyor okurları.
Dikkat çektiği konular hakkında araştırma ve okumalar yaparak sindire sindire okudum. Bilgilerimi tazelediğim, bilmediklerimi öğrendiğim verimli bir okuma sağladı.


@zlivaneli 'nin yaşamını kendi kaleminden okumak ve duygularına ve fikirlerine bu denli yakın olmak harika bir deneyimdi.
Hem Zülfü Livaneli'nin kişisel tarihine hem de ülkemizin yakın siyasi tarihine dair öyle detaylar var ki kitapta 👌 sanata, sanatçılara, siyasete ve dünyaya dair...
Ben severek okuduğum kitaplarla aramda kalıcı bir bağa sahip olmak için bazen anılar oluştururum. Sevdalım Hayat beni çok etkileyen bir kitap oldu. İstedim ki okuma heyecanıma @fazilokudan da müzikle eşlik etsin. Hem Fazıl için de Zülfü Livaneli'nin özel bir yeri var. Gitarda çalmayı öğrendiği ilk Türkçe şarkının 'Gün Olur' olması ve bir Sedef Adalı olarak Ada albümü Fazıl için çok değerli 🎤 'Ada-Dünyayı Güzellik Kurtaracak' şarkısının kısa bir bölümünü Fazıl seslendirdi ve Sedef Adası görüntüleri eşliğinde bir dakikalık video hazırladık. Instagram hesabımda video yüklü, buradan ulaşabilirsiniz.
Oldukça keyifli ve verimli bir okuma oldu benim için.

Son Ada'yı 2014 yılında okumuş ve blogumda paylaşmıştım ama muhtemelen o tarihlerde yorumumu burada paylaşmamışımdır. @inkilapkitabevi yeni basımı ve içeriğindeki yeniliklerle (yenilenmiş final ve epilog bölümü) beraber yine yeni yeniden keyifle okudum.
Son Ada 2009 Orhan Kemal Roman Armağanı'na sahip. Ayrıca kitaba Yaşar Kemal'in önsözüyle başlamak da anlatılmaz okunur.
Kitabın politik vurguları zaten yorumlanmıştır, ben başka bir yanından bahsetmek istiyorum.
Kitabın benim için enteresan olan yanı ada betimlenirken ve olayların kimi hikayeleştirilirken Sedef Adası'ndan fazlasıyla ilham alındığını düşünmem. Livaneli 80'li yıllarda Sedef'e fazlasıyla geliyormuş. Son Ada'nın huzurunun kaçmadığı bölümler benim için Sedef'i andırıyor.
@fazilokudan 1967'den beri Sedefli.
Kitapta bahsi geçen martı, tilki gelişmeleri romanlaştırılmış hali gibi korkunç ve vahşi hallerde olmasa da adada yaşanmış gelişmeler, yine 80'li yıllarda...
80'lerde adada bir martı popülasyonu oluşmuş ve hem çatı kiremitlerine ciddi zararlar vermeye başlamışlar hem de çok fazla ses yapıyorlarmış. Bunların önüne geçebilmek amacıyla adaya çift tilki getirilmiş ve tilkiler üremişler. Sayıları on yedi - on sekize çıkan tilkiler ada sakinlerinin karşısına çıkmaya başlamışlar ama ürkek hayvanlar kaçıyorlarmış insan görünce. Tabii martılar azalınca adada böcek vs çoğalmaya başlamış. Yani insan eliyle denge sağlamaktan ziyade doğanın dengesinin bozulduğu görülünce tilkiler adadan gönderilmiş.
Sedef Adası benim için çok özel. Hatta Ayışığı Kedisi kitabımı orada yazdığım için ve zaten anne tarafım Büyükadalı olduğundan adalara karşı manevi bir bağım var. Son Ada kitabı da konusu, kurgusu ve betimlemeleri ile ve benim mevcut ada tutkum sebebiyle ayrı bir yere sahiptir gönlümde ve kitaplığımda.

Zülfü Livaneli okumayı sevdiğim ve yazdıklarını heyecanla takip ettiğim bir yazar.
Son Ada kitabındaki ada ile Sedef Adası arasında bazı benzerlikler hissettiğim için bir adalı olarak o romana duygusal olarak ayrı bir bağım var. Son Ada'nın çocukları da aynı sebeple çoktan gönlümdeki yerine kuruldu.
Son Ada'da yaşananları çocukların gözünden ve onların algısıyla okumak çok keyifli ve heyecan vericiydi. Hikayeye çok hoş çizimler eşlik ediyor.


Mutluluk kitabı beni @zlivaneli 'nin kalemiyle tanıştıran kitaptır. İlk 2007 yılında okumuştum ve beni çok etkilenmişti. Vakti zamanında birçok arkadaşıma bu kitabı hediye etmişliğim vardır.
Zaten bu kitap sonrasında Zülfü Livaneli'nin sıkı bir okuru oldum.
Yıllar sonra yeni basımıyla ikinci kez okumak farklı duygular uyandırdı. Eski tanıdıklarla yıllar sonra karşılaşmak gibiydi... Yılların getirdikleri ve götürdükleriyle insanın algısı da, fikirleri de değişebiliyor. Önceki okumamda üstünde durmadığım noktalar ilgimi geçebildiği gibi karakterlere farklı yaklaştığım da oldu. Kendi olumlu ya da olumsuz gelişimimi de idrak etmek adına çok hoş bir okuma deneyimi oldu benim için.
2007'de okuduğumda deftere not düşmüşüm filmini izleyeceğim diye, bunca yıl geçti aradan hala izlemedim 🙈 O yüzden yakın zamanda filmini de izleyeceğim. Hem @talatbulutt 'u da izleyici olarak çok seven biriyim ve filmdeki varlığı kitaptan etkilendiğim kadar filmden de etkileneceğimin kanıtı gibi 🙏
Mutluluk Zülfü Livaneli kitaplarının genel özelliği olan çok yönlü bir okuma sunuyor. Hem ülkenin siyasi ve toplumsal gerçeklerine hem toplumun-insanların yargılarına, önyargılarına vakıf oluyorsunuz hem de duygusal ve gerçekçi insan ilişkilerine, aile ilişkilerine tanık oluyorsunuz.

Bir Osmanlı hikayesi...
Saray çalkantıları ve iktidar mücadelesini masalsı bir dille aktaran güzel bir Livaneli kitabı 👌
Kitabın kapağını çok ama çok beğendim. Kapak tasarımı @aliyaycioglu 'na ait.
Ayrıca kitapta @mahmutkaratoprak çizimleri de mevcut.


#zülfülivaneli romanlarını da denemelerini de aynı keyif ve merakla okuyorum, beğeniyorum.
Ele aldığı konuları detaylarına inip hakkıyla eleştirdiğini düşünüyorum.


Edebiyat Mutluluktur @zlivaneli 'nin en sevdiğim kitaplarından biridir. İlk 2013 yılında okumuştum. Yeni baskısıyla yeniden okurken bu okumanın en keyifli yanı sekiz yıl sonra not aldığım kısımlarda ne gibi bir farklılık olduğunu görecek olmamdı .
Blog paylaşımıma buradan ulaşabilirsiniz.
Livaneli Trevanian İnci Sokağı'nın okuduğu en iyi otobiyografilerden biri olduğunu yazmış. Güncel okumamda Livaneli ile aynı fikirde olduğumu yazdım mesela. Çünkü ilk okuduğumda not almışım bu kitabı ve o sayede okumuşum.
Livaneli'nin edebiyata ve sanata dair yazılarını yine aynı keyifle okudum.


Zülfü Livaneli'nin sıkı bir okuru olarak her kitabını büyük bir merak, heyecan ve keyifle okuyorum. Yaşar Kemal'in ise yeri bende apayrı. Lise yıllarında İnce Memed'i okuduğumda hissettiğim duyguları tarif etmem imkansız. Okuma tutkumun oluşmasında etkili yazarların başında gelir #yaşarkemal 🌼
Zülfü Livaneli ve Yaşar Kemal'in kırk yılı aşan bir dostlukları var. Haliyle bu kitap çok kıymetli. Zülfü Livaneli'nin kaleminden Yaşar Kemal'i ve yılların anılarını okumak beni çok mutlu etti.


* ... insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıkları arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil.
#alıntı #zülfülivaneli 
 #birkedibiradambirölüm


Livaneli'nin son romanının çıkacağını duyduğum andan itibaren öyle büyük bir heyecanla bekliyordum ki elime geçtiği anda okumaya başladım ve doya doya okudum, bitirene kadar da elimden bırakamadım.
Livaneli okuyanlar ergenlik dönemlerinde Hemingway'den etkilendiğini hatta onun etkisiyle evden kaçıp bir sahil kasabasında bir balıkçının yanında bir süre kaldığını bilir. İşte yıllardır yazmak istediği deniz kokulu romanı bizlerle buluşan #balıkçıveoğlu .
Ülkemiz coğrafyasının mülteci gerçeğiyle yüzleştiriyor kitap. Yıllar önce Ali Hoca Burnu sahiline vuran ve mültecilerin yaşama tutunma, hayatta kalma mücadelesinin zorlukları, ölümle burun buruna yaşamdan kaçarken ölümle tanışmanın sembolü haline gelen Aylan bebek nasıl hepimizin yüreğini yakmış ve etkilemişse, Zülfü Livaneli'nin kaleminde de tüm etkileyiciliği ve duygusallığıyla yaşamak için ölümü göze alan mülteciler hayat bulmuş. Ve Livaneli'nin özellikle amaçladığı gibi bir ajitasyon hikayesi değil. Sadece yaşanan gerçeklerin yazar duygusallığı, gözlemi ve kurgusuyla ele alınması ve ölümsüzleştirilmesi.
Livaneli bu anlamda da amaçladığı gibi başarılı olmuş.



Zülfü Livaneli kitapları ülke ve toplum sorunlarına, insan profilleri ve ilişkilerine, edebiyat ve sanata dair okumalar ve çıkarımlar yapmaya imkan sağlıyor.

* Leyla'nın Evi - Yakın tarih ülkeler arası politik çekişmelerin sonucunda maddi-manevi zarar gören, hep bir yanı eksik kalan ve ruhsal olarak hatıralar ışığında özlemle yaşayan göçmeye zorlanan göçmenler gerçeği var. Yurt dışına çalışmaya giden ve bir dönem özellikle Almanya'ya işçi olarak giden ailelerin yaşadığı çevreyle, ayrıldığı ülkesiyle ve yer yer çocuklarıyla yaşadıkları kültür karmaşası sonucundaki uyumsuzlukları gerçeği var. Ömrünü evladına adayan, hayallerini ve beklentilerini evladına yükleyen ama yolun sonunda evladının ona yabancı bir karakter olduğunu idrak eden ebeveynler gerçeği var. Yaşamın içinde kendine sıklıkla yer bulan bu yaşanmışlıklar, karakterler, olaylar ve gerçeklikler usta kalem Livaneli'nin Leyla'nın Evi'nde yer bulmuş kendine bir nevi.
Farklı karakterlerin tepkilerini, yaklaşımlarını ve hayatı algılama ve yaşama şekillerini başarılı bir kurguyla okuyorsunuz.
Adalet, asalet, hırs, sır, intikam, sevgi, güven, aile kavramları nedir ne değildir, nelere sebep olur nelerin sebebi olur hepsinin bir cevabi var, karakterle özel...

Beni çok etkiledi kitap, #tavsiyemdir 👌
Özellikle kapak tasarımını çok ama çok sevdim 💖 @sakit__mammadov fırçasına sağlık 🌸


Kitapta sekiz öykü var. Siyasi baskıyı iliklerine kadar hisseden karakterleri ve kendi içlerinde bile gurbette hissini aşamayanları ağırlıyor öyküler.

Her iki kitabın sonunda Livaneli'nin kitap hakkında yöneltilen sorulara verdiği cevaplar yer alıyor.


Kardeşimin Hikayesi'ni okumaya başlıyorum. Bitirince yorumumu paylaşır, güncellerim.

Keyifli okumalarınız olsun ^-^

6 Ekim 2013 Pazar

Edebiyat Mutluluktur - Zülfü Livaneli

Okuma halleri fotoğraflarıma göz atmak isterseniz:

Okuma Halleri, Fotoğraflarla * Edebiyat Mutluluktur



EDEBİYAT MUTLULUKTUR
Yazarı: Zülfü LİVANELİ
Yayın Hakları: Doğan Kitap
-        1. baskı: Kasım 2012
Türü: Deneme    /        240 sayfa
Yazar Hakkında Bilgi= www.livaneli.gen.tr

Kitaptan Alıntılar;

        * Roman sanatının doruğa yükseldiği 19. yüzyılda, değerli edebiyat eserleri büyük halk kitleleri tarafından bugünün televizyon dizileri gibi izlenirdi.
  
* Jorge Luis Borges- Bakın, ne diyor:
‘Bibliyografya önemsizdir. Düşünün ki Shakespeare, kendi eleştirmenleri (Shakespeareci eleştiri) hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Niye metni doğrudan doğruya ele almayalım? Eğer bir kitabı okumaktan hoşlanıyorsanız, harika. Hoşlanmadıysanız okumayın. Edebiyat, size dikkatinizi çekecek başka yazarlar sunacak kadar zengindir.
‘Bir kitabı okumaya zorlanmak saçmalıktır.’

* … Picasso’nun sadece duvarları süslemek için mi resim yaptığını sanıyorsunuz? Hayır, kendisinin de belirttiği gibi, resim onun için faşizme direnmenin de bir yoluydu.

* 2009’da İngiltere’de ilginç bir edebiyat skandalı gündeme geldi. Birisi oturup, ünlü yazar Jane Austen’in az bilinen bir romanını daktilo etmiş ve kendi adıyla otuzdan fazla yayınevine göndermiş. İnanır mısınız, yayınevlerinden hiçbiri kitabı basmaya değer bulmamış. Çünkü modaya uygun yazmak, iyi yazmanın önüne geçmiş durumda.

* Unutmayın; çağın hakkını vermek, çağınıza uyum sağlamakla değil, ona direnmekle mümkün olur.

*Rönesans yaratıcılığı’ insanların birden fazla disiplinle meşgul olması ve birçok dalda eser vermesi anlamına gelir. Bir şair aynı zamanda ressam da olabilir, tıp alanında da çalışabilir, müzik de besteleyebilir. Hatta ondan böyle bir insan olması beklenir.
İsim Rönesans’tan geliyor ama aslında dünya tarihi Aristoteles’ten Goethe’ye kadar yüzlerce ‘polymath’la, yani çeşitli dallarda eser veren yaratıcılarla dolu. Mesela Ömer Hayam hem şairdir hem astronom hem matematikçi.
… Abidin Dino ressam, yönetmen, yazar ve heykelci…
… son onyılların Türkiye’sindeki kültür ortamı, tek boyutlu olmanın övüldüğü bir çoraklığa dönüşmüş durumda. Bir ressamın beste yapması, yazarın heykel sergisi açması, film yönetmeninin tablolarını sunması neredeyse suç haline gelmiştir.

* Sovyetler Birliği, Tolstoy gibi büyük yazarların yapıtlarını, kesinti yapmadan sinemaya uyarladı ve böylece ortaya sekiz saatlik, on saatlik filmler çıkardı.

* Hikayelerini Fransızcaya çevrilmesini önerdikleri zaman Anton Çehov şaşırmış ve ‘Ama’ demişti, ‘benim hikayelerim Rus hayatını anlatıyor. Fransızların bununla ne ilgisi olabilir?’

* Bence Konfüçyüs’ün ‘Bir toplumda müzik bozulursa her şey bozulur!’ sözünü her hatırda tutmak gerek. Çünkü müzik, bir toplumun en önemli göstergesi.

* Antonio Salieri- Genç dahi Mozart’ı bir türlü hazmedemeyen hatta onu öldürttüğü söylenen Solieri, hayatını Mozart’ı kıskanmak üzerine kurmuş dense yeridir. Çünkü yaşamında başka hiçbir tutku yok.
(** Milos Forman'ın 1984 yılında yönettiği AmadeusPeter Shaffer'in oyunu üzerinedir. 8 Oskar kazanan bu film, o yılın da en popüler filmlerinden biri olmuştur. Film Mozart'ın eserlerini halkın tanıması için oldukça faydalı olmuştur, ancak tarihsel eşitsizlikler yüzünden eleştirilmiştir. Özellikle Antonio Salieri'nin Mozart ile olan rekabeti üzerine pek az tarihsel kanıt vardır. Aksine, büyük bir ihtimalle Mozart ve Salieri birbirlerine arkadaş ve ortak gözüyle bakmaktadırlar. Salieri'nin halk kütüphanesinden Mozart'a partisyonlar verdiğinin belgelerle kanıtları vardır. Bunun yanı sıra, birçok kez Mozart'ın eserlerini sahnede sunmuştur. Bunun da üstüne, Mozart'ın oğlu Franz Xaver'in müzik öğretmeni olmuştur.
Eserlerini hiçbir zaman göstermemesi, filmde fazla dramatize edilmiştir.

* Faşizme gönül veren entelektüelleri anlamak gerçekten çok zor. Mesela Knut Hamsun gibi büyük bir romancı, nasıl oldu da ülkesi Norveç’i işgal eden Nazilere sempati besleyebildi? … savaştan sonra Norveç halkının ona gösterdiği ibret alınası tepki …:
Norveç kurtulunca, halk kendilerine ihanet eden bu yazara hiçbir şey söylemedi. Ne bir protesto, ne bir yazı, ne saldırı… Ama bir gün evinin önüne bir genç kız gelip Hamsun’un kitaplarını bıraktı, biraz sonra yaşlı bir adam geldi ve o da kitapları bıraktı. Derken insanlar ellerindeki Knut Hamsun kitaplarıyla akın akın gelmeye başladılar. Hamsun bütün bunları penceresinden izliyordu. Halk çıt çıkarmadan, en ufak bir tepki göstermeden sakince kitapları bırakıyordu. Birinci günün sonunda kitaplar koskoca bir yığın ediyordu artık. Ertesi gün aynı durum devam etti. Kitap yığını büyüdükçe, halkına ihanet etmiş olan yazar küçüldü ve ölümü böyle oldu.

* Köpekten söz edenler- Bu alandaki en ünlü hicis Nefi’ye ait. Tahir Paşa’nın kendisine kelp (köpek) dediğini duyan şair, ‘temiz’ anlamına gelen ‘tahir’ sözcüğünü kullanarak, kuşaktan kuşağa aktarılan şu harika dörtlüğü yazmış:
Bana Tahir efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki benim mezhebim zira
İtikadıma kelp tahirdir.

(Tahir edendi bana köpek demiş ama aslında iltifat ediyor. Çünkü benim mezhebim Maliki ve inancımıza göre köpek temizdir yani tahirdir.)

* İntihar eden yazarlar-
Gogol- Virgina Woolf- Ernest Hemingway- Jerzy Kosinski- Yukio Mişima- Mayakovski- Jack London, Sylvia Plath, Stefan Zweig…
Karl Marx’ın kızı Jenny de kocası Paul Lafargue ile birlikte intihar etmiş.
Ziya Gökalp kafasına bir kurşun sıkmış ama ölmemişti.

* Zeki insanlar kurnaz olmaz,kurnazlar da zeki. Bu iki kavram arasında kesin bir zıtlık vardır. Einstein da kurnaz değildir, Mevlana da, Nietzsche de, Hz. İsa da. Herhangi bir salak kurnaz, bu büyük insanları iki dakikada kandırmayı başarabilir. Çünkü hem küçük hesaplara akılları ermez onların, hem de insanlıkla ilgili yüksek düşünceleri bu derece alçalmayı kavrayamaz.
Zeka, rüyaları büyük olan insanlara, kurnazlık ise ‘köşeyi dönmeye çalışan’ küçük insanlara özgüdür.

* Yedinci Gün, kendini kolay kolay ele veren bir roman değil. Okurdan büyük bir dikkat, zeka ve bilgi talep ediyor.
İhsan Oktay’ın okurlarına çeşitli tuzaklar kurduğunu, zeka yarışmasına girdiğini ve ‘Bakalım ne kadar anlayacaksın?’ diye kıs kıs güldüğünü görür gibiyim.
Bir örnek vereyim. Romanda, okuduğu bir ayet üzerine din değiştirerek Müslüman olan ayyaş bir Alman var. … cemaat, memleketinden ötürü ‘Aman Baba’ demeye başlıyor.
Niye ‘Aman Baba’? Dikkatsiz bir okur bu cümleyi okuyup geçebilir. Ancak romanı çözmeye çalışan birisi, Alman’ın niye memleketinden ötürü ‘Aman Baba’ya dönüştüğünü kavrayıp gülümseyebilir. Çünkü bir İslam babasına ‘Alman Baba’ denmesi yakışık almayacağı için cemaat bu ismi ‘Aman Baba’ya çevirmiştir. Ama kitapta bu anlatılmaz, ‘Memleketinden ötürü’ denilip geçilir. Bazı okurlar anlar, bazıları anlamaz.

* Belki size garip gelecek ama, hayatımda okuduğum en güzel otobiyografilerden birinin Trevanian adlı yazara ait olduğunu söylemek zorundayım. Edebiyat dünyasında çok kabul görmeyen bu boşa gitmiş yetenek, ömrü boyunca kimliğini gizli tuttu ama ölmeden önce ailesini ve yoksul çocukluğunu anlattığı ‘İnci Sokağı’ adlı harika bir otobiyografi yayımladı.

* İnce Memed romanı yayımlandığı zaman, Behice Boran’ın aklı dağ başında yanan ateşe takılmış. Yaşar Kemal’e, kimsenin bulunmadığı o dağ başında ateşi kimin yaktığını sormuş:
Yaşar Kemal’in Boran’a verdiği cevap, roman dünyasını ve kendi gerçeğini açıklar nitelikte:
‘O ateşi ben yaktım Behice Hanım.’

* Kalp, yürek, gönül.
İşte size üç benzer kelime. Bazı nüansları göz ardı ederseniz sanki biri ötekinin yerine kullanılabilirmiş gibi duruyor. Çünkü üçü de insanların kan pompalayan organını anlatmak için kullanılıyorlar.
Ama gelin bir de bunları tersine çevirmeyi deneyelim: kalpsiz, yüreksiz, gönülsüz diyelim.
Göreceğiz ki bu üç kelime birbiriyle hiç ilgisi olmayan apayrı anlamlara bürünmekte. Türkçe bilen herkesin kabul edeceği gibi kalpsiz ‘acımasız’, yüreksiz ‘korkak’, gönülsüz ise ‘isteksiz’ demektir.
Bu örneği Türkçeyi sadece Orta Asya kökenli kelimelerle sınırlı tutmak ve var olan birçok kelimeyi kullanımdan sürüp atmak isteyenlere karşı verdim.

* -Atatürk- … Dilin ahengine, tadına tuzuna dikkat ederdi. Hatta ‘muhakkak’ kelimesini ses olarak yetersiz bulup ‘muhakkaka’ olarak değiştirdiği ve vurguyu artırdığı bilinir.

* Unutmayalım ki okumak, yazar olmanın bir numaralaı okuludur. Yazarlığın diğer dallar gibi okulu yok. … Okumak zihninizi açıyor.

^-^ KEDİLER ^-^

* (Yaşar Kemal) Kale Kapısı’nda kesik kedi kafalarıyla dolu mağaradan çok korktuğu halde korkunun üstüne giderek mağaraya giren çocuk, bir psikolojik çözümleme şaheseridir.

* İslamda kedi ve köpek- Bilindiği gibi İslam’da kedi sevilir, köpek ise pis bulunur, sevilmez.
            Hz. Muhammed kedileri çok seviyor. Hatta ünlü kedisi Müeazza sedirde oturan peygamberin hırkasının üstünde uyurken, onu uyandırmaya kıyamadığı için hırkanın eteğini kestiği anlatılıyor.
         Ona namaz kılarken saldıran bir yılanı alt eden kedinin sırtını okşadığı da anlatılanlar arasında. Bu yüzden kediler sırtüstü yere düşmezmiş.
Dört bin yıl önce evcilleştirmeye başlanan kediler Mısır’da kutsal.

- Yazım-Basım Hatası -

* Sf/43
… bir İslm ermişi…

                                                 Okuduğum tarih: 30 Eylül 2013

ARKA KAPAK –

Zülfü Livaneli, Vatan gazetesindeki köşesinde çok zevk aldığı, hayatını adadığı edebiyat konusunda görüşlerini paylaşmak ve özellikle de "yüreğini kanatlandıran sözlere sevdalanmış" yazar adaylarına faydalı olmak için "Edebiyat Notları" yazmaya başlamıştı. Don Kişottan Karacaoğlana,
Tolstoydan Yaşar Kemale, Güneş-Dil Teorisinden Nâzım Hikmete, film müziklerinden @ işaretine kadar pek çok kişi ve konuya değinen bu yazılar kısa sürede büyük ilgi gördü, sadık bir okur kitlesi oluşturdu. Edebiyat Mutlulukturda bu yazılardan ince elenip sık dokunarak seçilmiş yazıları ve Livanelinin "Benim Gözümden Yaşar Kemal" ve "Edebiyat Üzerine" başlıklı iki konuşmasını bulacaksınız.
Evrensel müzisyen kimliği bir yana, sanat hayatına edebiyatçı olarak başlamış, öykü ve romanlarıyla bütün dünyada kendine okur bulmuş bir usta kalemden ufuk açıcı denemeler.

Okuma Halleri, Fotoğraflarla * Edebiyat Mutluluktur

*** Instagram için bol bol kitap okuma hallerini fotoğrafladığımdan bu fotoğrafları kullanarak başladığım seriye devam:)
Instagram'dan takip etmek isterseniz buradayım.

Kitapla ilgili paylaşımımı okumak isterseniz buraya lütfen.


Kahvesiz keyif yarım olur:)


Kalemler en sevdiğim eşlikçilerimden...


Bahçede stres azaltma:)


Kedicikli kalemime dikkat:)


 Okumak büyük keyiftir...


Keyifli okumalarınız olsun, daima...