iletişim yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iletişim yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2018 Pazartesi

Kambur - Şule Gürbüz

* Şule Gürbüz'ün ilk kitabıymış. Hem de 18 yaşında yazmış. 
* Coşkuyla Ölmek kitabını etkileyici bulduğum için Tezgah Kitabevi'nde 'Kambur'u görünce heyecanla aldım. Ve hatta eş zamanlı okuduğum iki kitabın arasına alıp okuyup bitirdim dün gece 😹 Sayfa sayısının azlığının yanı sıra bazı sayfalar tek cümle. Açıkçası ben kitaptan çok fazla bir şey anlayamadım 🙈 Altını çizdiğim yerler oldu pek tabii ancak genel manada kitabı algılayamadım 🙊


Coşkuyla Ölmek kitabıyla ilgili yorumumu okumak isterseniz:

Coşkuyla Ölmek - Şule Gürbüz



KAMBUR
Yazarı: Şule GÜRBÜZ
Türü: Roman
Yayın Hakları: İletişim Yayınları
-   1-3. Baskı 1992-2011                 - 4. Baskı 2012, İstanbul
Kapak Tasarımı: Suat Aysu
-   92 sayfa


^-^ KEDİLER ^-^

        * Uzaklardan bir kedinin okşanmak istediğini duyup seğirtti. Fena kedi değildi; beyaz üzerine açık gri birkaç benek (hata), hepsi o kadar. Profilden baktı; evet, bıyıkları da gür, ağzı burnu yerinde, hoş kedi. 'Kedinin kötüsü çekilmez, ama yine de iyidir.'

                                                                           Eylül 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  Şule Gürbüz'ün ilk romanı Kambur (1992) ve öykü kitabı Zamanın Farkında (2011), İletişim'den; Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl Yoktur (1993) adlı oyunu ve Ağrıyınca Kar Yağıyor (1993) adlı şiir kitabı ise Mitos Boyut Yayınları tarafından yayımlandı. Şule Gürbüz halen mekanik saat ustası olarak çalışmaktadır.


ARKA KAPAK –

Benden, bana kayıtsız kalınması ile benden nefret edilmesi arasında bir seçim yapmam istense, tereddütsüz, nefreti seçerim - kayıtsız kalınacak bir yanım yoktur. Ve ben söylemek isterim ki, her şey ve herkese kayıtsızım. Değilmişim gibi davrandığım durumlar, yaşıyormuşum gibi yapma zorunluluğumdandır.
Bana sorulsa bir gün "Kamburunun düzelmesini mi istersin, yoksa tüm insanların kambur olmasını mı?" diye, herkesi kambur görmek olurdu dileğim. Yerden yüksekliğimin bu gülünç santimleri yüzünden, yaşama da ölüme de sizlerden daha yakınım. Daha sonraları yerimi yadırgamamak için, yükselme isteğini bir türlü anlayamam.
Zaten bir portakalın doğusu batısı olduğuna inananlardan değilim - dolayısıyla dünyanın da...
Bana renk bile sormayın - bir beyazdan ya da sarıdan ne anladığınızı bilmeden size yanıt veremem.

"'Genç bir yazarın ilk eseri' denecek, 'juvenilia' kategorisine sokulacak hiçbir yanı yoktu Kambur'un. Olgun bir yazarın elinden çıkmış, acemiliği, sakarlığı olmayan, olgun bir metindi."
Murat Belge



Defterimden...


Keyifli okumalarınız olsun ^-^


18 Nisan 2018 Çarşamba

6-7 Eylül Olayları - Dilek Güven

* Yakın tarihimizin utancı 6-7 Eylül Olayları...
* İki kitabı da işledikleri konu itibariyle tam tarihinde okumak için bekletiyordum. Ancak maalesef Yılmaz Karakoyunlu'nun 'Güz Sancısı' kitabına bir türlü adapte olamadım. 



 '6-7 Eylül Olayları' kitabı Dilek Güven'in Bochum Ruhr Üniversitesi Tarih Fakültesi'ne verdiği doktora tezi. Almanca aslından çevrilmiş.
* Kitap kapsamlı bir araştırmanın ürünü. Konular üç ana başlık altında toplanmış. 
1) 6-7 Eylül Olayları'nı Yeniden Kurgulamak 
2) 6-7 Eylül Olayları'nı Baş Aktörleri 
3) 6-7 Eylül Olayları'nı Perde Arkası. 
Bunların yanısıra 'Önsöz - Giriş, Sonuç ve Ekler' bölümleriyle de konuyu her yönüyle toparlıyor. 
Olayların insani ve siyasi yanı, maddi ve manevi verdiği hasarlar, yaşananların yansıtılan yüzü ve saklanan gerçekleri, mahkeme süreçleri, öncesi-sonrası, günahı- sevabıyla 6-7 Eylül'ün ele alındığı kaynak bir kitap...




6-7 EYLÜL OLAYLARI
Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları ve Stratejileri Bağlamında
Yazarı: Dilek GÜVEN
Orijinal Adı: Nationalismus, Sozialer Wandel und Minderheiten: Die Ausschreitungen gegen die Nichtmuslime der Türkei (6./7. September 1955)
Türü: Siyasi Araştırma / Tez konusu
Yayın Hakları: İletişim Yayınları
-   1-6. Baskı 2006-2014,İstanbul   7. Baskı 2017, İstanbul
Kapak Tasarımı: Suat Aysu
Kapak Fotoğrafı: 6-7 Eylül 1955, İstiklal Caddesi (Foto Hisar)
Çeviri: Bahar Şahin
-   239 sayfa


Kitaptan Alıntılar;

        * 6-7 Eylül 1955'te, İstanbul ve İzmir'de, bu kentlerde yaşayan gayrimüslimlerin mülklerine saldırılmıştı. Dönemin başbakanı Adnan Menderes'in açıklamasına göre olayların sebebi, milliyetçi Türk basınında da ayrıntıyla haberleştirilen iki gelişmedir:
         1- Sözde, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs'ın Türk azınlığına karşı bir saldırı hazırlığı içindeydi. Bu duruma Hürriyet gazetesinin yazı kurulu misilleme tehdidiyle karşılık verdi ve hararetle 'İstanbul'da saldırabileceğimiz yeteri kadar Rumun yaşadığını' vurguladı.
         2- İstanbul Ekspres adlı akşam gazetesinin 6 Eylül 1955 tarihli bir haberine göre, Mustafa Kemal Atatürk'ün doğduğu Selanik'teki evde bir bomba patlamıştı.
         Başbakan Menderes, bu olayın Türk halkını öfkelendirdiğini ve spontane bir biçimde Rum azınlığa saldırıldığını iddia etti. Birkaç gün sonra, hükümet açıklaması tekrar gözden geçirilerek değiştirildi; olaylar, Türk komünistleri tarafından planlanmış ve hayata geçirilmişti. Olayları, 9 Eylül 1955'te 2000'in üzerinde kişinin 'komünist' görüşlerinden dolayı tutuklanması izledi. Ancak 1955'teki saldırıların gerçekten devletin yöneticileri tarafından planlandığını ve hayata geçirildiğini gösteren yeteri kadar dayanak mevcuttur.

        * Grup önderlerinin... Bir kısmında, gayrimüslimlerin ev ve işyerlerinin adreslerinin yazılı olduğu listeler bulunuyordu.

        * Olayların başlamasından birkaç hafta önce ilgili mahallelerin muhtarlarından ev ve işyerlerinin adresleri istenmişti.

        * Evlerin önce camlarına taş atılıyor, sonra giriş kapıları baltalar ve demir çubuklarla kırılıyordu. Eve girildikten sonra ise içeride ne varsa parçalanıyor ya da camdan dışarıya atılıyordu.

        * Kumkapı'da bir binanın süt kısmında Rumların ibadet ettiği bir bölüm vardı. Yukarı çıktığımda, şu manzara ile karşılaştım: İkonalar, şamdanlar, resimler, hepsi odanın ortasında toplanmıştı ve birileri üzerine sıçmıştı!

        * Özellikle Şişli ve Balıklı'daki Rum-Ortodoks mezarlıklarına zarar verilmişti. Buralarda mezar taşlarının parçalanmasıyla yetinilmemiş, mezarlardan çıkarılan iskeletler de kırılmış ya da yakılmıştı. Hatta bir olayda, henüz ölmüş bir kişinin bedeni mezardan çıkarılarak bıçaklanmıştı.

        * Polis memuru Hikmet Çolak, 6 Eylül 1955 günü, Sarıyer Karakolu'nun telefon santralında görevliydi. Emniyet Müdürlüğü'nden karakollara ve karakollardan Emniyet Müdürlüğü'ne yapılan telefon görüşmelerini bağlıyordu. Savcının 'Ne bildiği' ile ilgili soruya, 'Sizin de pek iyi bildiğiniz gibi, o gün, hırsızlık ve yangın olayları dışındakilere göz yummak için emir almıştık' şeklinde yanıt vermiştir.

        * Olaylardan üç saat evvel, yani saat dörtte, bize Emniyet Müdürlüğü merkezinden bir emir geldi. Saat beşten sonra hiçbir polis memuru karakolları terk etmeyecekti. Bu haber üzerine biz 5. Şube olarak hepimiz binada kaldık. Saat altıya doğru her taraftan, özellikle Beyoğlu'ndan saldırılarla ilgili haberler geliyordu. Dükkanlar yağmalanıp kiliseler yakılıyormuş. Polis şefimiz Celal Kosova o zaman Avrupa'daydı. Onun vekili olan Necati Eğinç'e sorduk. Kendisi ikinci bir emre kadar hiçbir müdahelede bulunmamamızı söyledi. Burnumuzun dibinde adamlar dükkanlar ve evleri yerle bir ederken görüyorduk ama hiçbir şey yapamıyorduk.

        * Evlerde, özellikle Rum kadınlara tecavüz edilmiştir. Balıklı Hastanesi Başhekimi'nin ifadesine göre, hastanede 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştür.

        * Tanıkların ifadelerine göre, komite bilirkişisinin, zarara uğrayanlardan hasarın tespiti için para istediği durumlar da olmuştu:
         'Çoğu tazminat alamadı. Komiteden bir bilirkişi gelip, 'Şu kadar tazminat talep edeceğiz. Ödemenin yarısını sen, yarısını ben alacağım' dedi. Bazıları, bu bilirkişilerin para almasını istemiyordu, o nedenle haklarından feragat ediyorlardı. Bu tazminat, daha çok Türkiye'nin Batılı müttefiklerini sakinleştirmek için tasarlanmıştı.

        * ... hükümet, ayaklanmaların sorumluları olarak önce 'komünistleri' ve 'hain provakatörleri' gösterdi. Zira istenmeyen sosyopolitik  eylemler ya da girişimler, hükümet tarafından derhal, 'kamufle edilmiş komünizm' olarak tanımlanıyordu. Oysa Türkiye'deki komünistlerin sayısı oldukça düşüktü. Ayrıca, komünistlerin ve sol grupların faaliyetlerinin gizli polis tarafından dikkatle takip edildiği de biliniyordu. 7 Eylül 1955'te emniyet amirliklerince komünist olarak bilinen 48 kişi tahrik ve tahrip suçlamasıyla tutuklanıp Harbiye'ye getirildi. Tutuklananlar arasında, diğerlerinin yanı sıra Aziz Nesin, Kemal Tahir... de bulunuyordu.
         ...
         ... sorgulamaları gerçekleştiren polis memurları da, tutukluların suçsuz olduğunu bildiklerini ifade etmekteydiler:
         'Olaylarla alakaları olmadıklarını biliyoruz, ama ne yapalım, emir ta yukarıdan geliyor. Biz sadece görevimizi yapıyoruz.'

        * Ancak saldırılar için İstanbul dışından da işçi getirildiği anlaşılıyordu. Selimiye Kışlası'ndaki toplam 977 tutukludan yalnızca 273'ü İstanbul'dandı. Diğerlerinin ikameti Sivas (145), Trabzon (117), Kastamonu (116), Erzincan (111) ve başka kentlerdeydi. Hatta Eskişehir'den, daha 5 Eylül 1955 günü, trenlerle polis nezaretinde İstanbul'a getirilen işçiler vardı.

        * Burada özellikle, hem DP hem de 'gizli polis'le işbirliği içinde olan üniversite öğrencisi Mürşit Yolgeçen, önemli bir rol oynamıştı.
         ...
         Mürşit Yolgeçen, saldırılarda kilit bir rol oynadı. Genç bir öğrenciydi ve o akşam, konuşma yaptığı her yerde omuzlarda taşındı. Sonra avukat oldu, garip işlere bulaştı ve öldürüldü. Olaylar nedeniyle birlikte yargılanırken, biz hapse gittik, o ise askere alındı. Daha sonra mahkeme tarafından suçsuz bulundu. (Orhan Birgit ile mülakat)

        * Dışişleri eski Bakanı Fuat Köprülü, Nisan 1960'ta, İstanbul Valisi Gökay vasıtasıyla özellikle Bayar, Menderes, Zorlu ve Gedik'in saldırıların organizasyonunda sorumluluğu olduğunu öğrendiğini açıkladı. Fakat saldırıların planlanmasında katkısı olan bazı hükümet üyeleri de, siyasi olarak güç durumda kaldıklarında ya da güvendikleri kişilerle konuşmalarda, özellikle Başbakan Adnan Menderes'in olayların planlanmasında sorumluluğunun bulunduğunu telaffuz ediyorlardı.

        * 6 Eylül 1955 akşamı Adnan Menderes ve Celal Bayar, Ankara'ya gitmek üzere İstanbul'dan ayrıldılar. 6-7 Eylül'deki olaylar daha akşam 19.00'da yıkıcı niteliğini ortaya koymuştu; hatta Menderes, eylemleri Taksim Meydanı'nda arabasının içinden izlemişti. Yine de iki devlet adamı herhangi bir müdahalede bulunmadan, Anlara yolculuklarına devam ettiler. İçişleri Bakanı Namık Gedik ise İstanbul'da, Vilayet'te kalıp; artan şiddet olayları nedeniyle Vali Gökay'a ulaşmaya çalışan emniyet güçlerine 'söz konusu olayların milli bir halk ayaklanması olduğunu' söyleyerek, müdahale etmemeleri yönünde talimat vermişti.

        * Yerli mallarının alınması için yapılan devlet propagandası, gazete ilanlarıyla yönlendiriliyordu: 'Her işte ve her yerde Türk malı kullan! Türk mağazalarından alışveriş et! Türkçe konuşmayana cevap verme! Türkiye'de herkesten fazla hakkın olduğunu unutma!

                                                                           Eylül 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  Dilek Güven, 1969'da Braunschweig / Almanya'da doğdu. Hannover Üniversitesi'nde siyasal bilimler, sosyoloji ve sosyalpsikoloji öğrenimi gördü. 'İttihat ve Terakki Döneminde Türk Milliyetçiliği' başlıklı teziyle sosyoloji yüksek lisansını tamamladı. Yine Almanya'da Bochum Üniversitesi Tarih Bölümü'ne sunduğu 'Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları ve Stratejileri Bağlamında 6-7 Eyül 1955 Olayları' başlıklı teziyle doktor unvanını kazandı.


ARKA KAPAK –

Çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin, homojen bir ulus-devlet olma politikası çerçevesinde "vatan topraklarını Türkleştirmek" adına yürüttüğü faaliyetler, gayrimüslim azınlıkların aleyhine işleyen bir süreci de beraberinde getirmiştir. Kendisinden sürekli kötülük beklenen "gâvur"a karşı daima teyakkuz halindeki Cumhuriyet, ne yazık ki zaman zaman hukukdışı yollara sapmaktan da geri durmamıştır.

Türkiye tarihinin en karanlık ve utanç verici olaylarından birisi olan 6-7 Eylül 1955'te yaşananlar da, basit bir tahrikle açıklanamayacak kadar planlı, sistemli ve düzenli gerçekleşmişti. Yaşanan yağmalamalardan, yıkımlardan, talanlardan doğan maddi zarar bir yana, manevi anlamda ülkenin kozmopolit yapısı bir daha geri dönülemez biçimde parçalanmış, aslında buralı binlerce insan vatanlarını terk etmek zorunda kalmıştı. Dilek Güven, olayları yaşayanlarla bire bir yaptığı görüşmeler ve daha önce yayımlanmamış arşiv belgelerine ulaşarak ortaya çıkardığı bu kitabıyla 6-7 Eylül Olayları'nı hem tekrar hatırlamamızı sağlıyor, hem de olayların arka planındaki ilişkileri ortaya çıkarıyor. Unutmamak, ibret almak, ders çıkarmak için...



Defterimden...


Keyifli okumalar...


8 Mart 2018 Perşembe

Coşkuyla Ölmek - Şule Gürbüz

* Eyüp Aygün Tayşir'in '4 Hane 1 Teslim' kitabını okurken 33. sayfada Şule Gürbüz'ün 'Coşkuyla Ölmek' kitabından bir alıntı çıktı karşıma: 'İnsanı ahret bile değiştiremez.'
Ne zamandır kitaplığımda okunmayı bekliyordu Coşkuyla Ölmek. Bu vesileyle eş zamanlı okuyayım dedim ve okumaya başladığım gibi bitirene dek bırakamadım. 

* İkisi birbiriyle ilintili dört öykü okuyorsunuz. Dördü de birbirinden başarılı. Özellikle 'Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi' öyküsünün kimi bölümlerini çok etkileyici buldum.



COŞKUYLA ÖLMEK
Yazarı: Şule GÜRBÜZ
Türü: Roman
Yayın Hakları: İletişim Yayınları
-   1-3. Baskı 2012-2013, İstanbul  4. Baskı 2015, İstanbul
Kapak Tasarımı: Suat Aysu
Kapak Fotoğrafı: Şule Gürbüz
-   191 sayfa


Kitaptan Alıntılar;

        * İçimdeki coşkun seslerden sokak sağırlaşmıştı.

        * İnsanın içinde olduğu hal ona en yabancı haldir. Deli deliliğini, genç gençliğimi, ihtiyar fıkradığını bilmez.

        * İtiraf edeyim, gençken ölmeyi çok isterdim. Coşkuyla ölmek isterdim.

        * Şimdi şu gün, bak saat beşe çeyrek var, sanki gece, geceye yıl var, sabah yüzyıl, biz bu vakti nasıl geçireceğiz?

        * Ama onun fevkaladesi neydi? Fevkaladesi aleladeydi.

        * Hoca Hafız seni azat etti, istediğini yapsın, çünkü istediğimizi yapamayacağız, yapılacağı yapamayanlar istediklerini yapmada serbesttirler.

        * Artık bu devirde kitabın satılması değil toplatılması mübahtır.

        * İnsanı ahret bile değiştiremez. Zebani dilini çekmeye gelse kişi ancak ahlakının elverdiği ile seslenir de aman diler.

        * Kudümü geçen yaz Kudüs'te bir hevesliye verdim. Hevesliye bakıp da heveslenmedim. Heveslinin heveslisi de nafile ve kaba bir hevesti ve hevesi ile insanı yoruyordu. Hevesine takdir bekleyen hali, hevesinin seviyesini kursağına şimdiden tıkamıştı da onun bunu ikrara daha bir elli senesi vardı.

        * Şimdi şu çağımda çocukluğumu, yetişme çağımı yazıklanarak hatırlıyorum ama ne olsa hiçbir yere gitmiyor denilen çocukluk bile insanın elini uzatıp değiştiremeyeceği, düzeltemeyeceği yerlere gidiyor, hem de nelerle beraber. Bu yüzden belki de çocukluk, hep insanın sonrada, sonraki aklına göre inşa edilip yeniden düzenlediği, gidenleri sanki gitmemiş, olanı olmamış yerine koyduğu hayali bir yer oluyor. Yoksa çocukluk o kadar güzel ve anlatıldığı gibi olsa eminim  şimdiki zaman da böyle olmazdı.

        * Bu sessizlikte bu odada ruhumun çıtı çıkmıyordu.

        * Ruhumun başı döndü...

        * Yaşamış olana ölüm zor gelmiyor.

        * Herkesten kurtulmak ancak kendini feda etmekle oluyormuş anladım; herkesten kurtuldum, kendimi kurtaramadım, onu rehin vererek bir yaşamaya başladım.

        * Evlat insanın önce kanını, sonra canını, öldükten sonra da malını yer.


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * ... kedinin uca doğru tüyleri seyrelmiş kuyruğu...

        * ... minderinde yerini değiştirip bir sağına bir soluna yatan ve kısa bakışı  ile dünyanın hep aynı kalışına memnuniyetle bıyık titreten kediler gibi...

        * Sokaklar, ana cadde, insanlar, arabalar, çöp tenekeleri, kediler... Herkes kendi hayatın ayırmış sadece onunla meşgul idi. ... Şu kedi bile kendisini meşgul edecek bir şey bulmuş oynar gibi çekiştiriyordu. ... Kedi, ona yönelip bir vereceğim, okşamam olmayınca bana bigane idi, başını çevirip de bakmadı. Defalarca okşamıştım halbuki onu ama şimdi benim okşanmaya ihtiyacım varken, patisine muhtaçken o, lüzumsuz bir şeyle uğraşıp beni görmezden geliyordu. Hani koku alır tanırlardı. Evet, belli ki koku almış ve tanımıştı.

        * ... şen taklalarla ilk senelerinde koşup zıplayan, ağaçlara tırmanırken seyredilip seyredilmediğini kontrol eden kedinin tırnaklarına yazık...

        * ... kedinin kulaklarındaki ayrık ucu ve ne kadar gezse pembe kalan patilerini, bu patilere kedinin ağırlığı sebebiyle bir şey batmadan gezdiğini...

        * ... istenmeyen ve bir lokma verilmeyen arap kediye döndük...

        * Kedimiz her yeni eşyaya, eve her gelen tepkili, her çıtırtıya teyakkuzda, her yeni yiyeceğe dikkatle eğilmiş, akşamın ve sabahın, sıcağın ve emniyetin, minderinin ve muslukların memnuniyetinde ve her an farkında iken acaba ne yapacak diye düşünüp...

        * ... sandalyelerden birine oturmuş kediye diktiği bakışlarından...

        * Çocuk bir kedi gibi karışıklıktan, perişanlıktan lezzet duyar.

        * ... ıssız bir yere bırakılmış kedinin kısılıp büyüyen göz bebeklerine...

        * Kedinin arabadan, köpeğin sopadan kaçtığı gibi kaçtım.

        * Sf/ 139 - 140 - 186

        * Kedi o vakit yanıma gelmiyor.

        * ... gözüne far tutulmuş kediye dönerdik.

        * ... kulaklar serçe seslerini vecd ile dinleyen bir kedi gibi hafif geriye yatık...

        * ... hürmette bir kedi gibi değil de önünden az evvel köpeğin geçtiği sokak kedisi tedirginliğinde...

        * Kedinin girip tırnaklarını ağaçta bileyip kısaltması ve bu imkanı ona sunan ağaca dönüp bakmaması gibi...

        * ... kayıp kediyi getirmedi...

        * ... minareden atılan kedi dört ayağının üstüne düşmedi...


 - Yazım-Basım Hataları-

        * Sf/ 114
         Mürekkep kelimelere dağılmış, kötü basım.

        * Sf/ 132
         ... dost olduk?' dedim
         Nokta yok.

                                                                                     Ağustos 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  Şule Gürbüz'ün ilk romanı Kambur (1992) ve öykü kitabı Zamanın Farkında (2011) İletişim Yayınları; Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl Yoktur (1993) adlı oyunu ve Ağrıyınca Kar Yağıyor (1993) adlı şiir kitabı ise Mitos Boyut Yayınları tarafından yayımlandı. Şule Gürbüz halen mekanik saat ustası olarak çalışmaktadır.


ARKA KAPAK –

"Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi. Tanrı'nın da yaptığı bu muydu? Baş, orta, son belli, helak kaçınılmaz, ancak önemli olan o zamanı geçirmek, o zamandan geçmek. Ve geldiğinde gelmemiş gibi, bilmemiş gibi, yaşamamış gibi gelmek, rüyayı görüp uyanmak ve 'Neyse rüyaymış,' demek ve aynı yerden uyumaya devam etmek. Yaşamaya da, ölmeye de yazık. Bu ölüm için yaşamaya, bu yaşamak için ölmeye yazık. Mezarlıklara, servilere, süsenlere, nisan sonunda açan katırtırnaklarına, telaşlı karıncanın adımlarına yazık, mezar taşına konup da bağıran karganın sesine yazık, ölüme ağlayan şaire, yaşam var zanneden filozofun nefesine yazık, şen taklalarla ilk senelerinde koşup zıplayan, ağaçlara tırmanırken seyredilip seyredilmediğini kontrol eden kedinin tırnaklarına yazık, ağdaki balığa, lokantada onu bekleyen anguta, önce ön iki ayağını sonra arkadakileri ovuşturup bu hareketinden büyük kâr ve kisve uman karasineğe yazık, hortumunu sallayan koca file, sanatlı sıçrayışı ile dahi boşluğu dolduramayan yunusa yazık, grafon kâğıdından gelincik ve petunyalara, en pürüzsüz çakıl taşına, kum olmuş zavallıya, sağdan sağdan yürüyen eşeğin inadına, yol kenarlarındaki ısınmış dikenlere, kozalağın içindeki fıstığa, duvara yapışmış yosuna yazık, bu topu binyıllardır çevirip duran sema-i muğlâka, titreyen kanatlara, açılan göğe ve onun katmanlarına, havanın, suyun olduğu, olmadığı yerlere yazık."


Defterimden...


Keyifli okumalarınız olsun.


10 Aralık 2017 Pazar

4 Hane 1 Teslim - Eyüp Aygün Tayşir

* Kitabı çok beğendim. 
* Yazarın ilk kitabı olması sebebiyle daha bir hayranlık duydum. 4 hane değil 44 hane olsa hiç hız kesmeden aynı keyif ve merakla okurdum, abartısız. Konu güzel, dil akıcı, kurgu heyecan ve merakı canlı tutuyor. Saptamalar da pek başarılı. 

* Kitapta bolca mırkpati izi de var:)


Kitabın bir yerinde Şule Gürbüz / Coşkuyla Ölmek kitabından bir alıntı okuyunca hemen eş zamanlı olarak Coşkuyla Ölmek kitabını da okumaya başlamıştım:)
İnsanı ahret bile değiştiremez. / Şule Gürbüz - Coşkuyla Ölmek


            4 HANE 1 TESLİM
Yazarı: Eyüp Aygün TAYŞİR
Türü: Roman
Yayın Hakları: İletişim Yayınları
-   1. Baskı 2016, İstanbul
Kapak Tasarımı: Deniz Karagül

-   404 sayfa


 Kitaptan Alıntılar;

        * İnsanı ahret bile değiştiremez. / Şule Gürbüz - Coşkuyla Ölmek

        * İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları 'kişi'yi anlatırlar. / Yusuf Atılgan - Aylak Adam

        * Belki de insanın en çok neyi isteyeceğini de karakteri beliriyordur.

        * Çöken medeniyetlerin yerine yenileri kuruluyor, sonra yine savaşlar. Sırf silahlar değişiyor diye dünyanın değiştiğini düşünmek akıllıca değil. Bazıları da dünyanın ilk anından itibaren hep ileri gittiğini düşünüyor. Bence inişli çıkışlı bir döngü sadece yaşadığımız.

        * Günler bir satırda geçti.

        * Biz evvela kelimeleri öğreniriz; sonra yaşadıkça teker teker manalarını. / Ahmet Hamdi Tanpınar - Sahnenin Dışındakiler

        * Bütün oğullar anneyi bir şiire terk eder! / Haydar Ergülen - Eylül

        * 'Müzik, ritim insanı eyleme yönlendirebilecek bir silah olabilir mi?' Düşüncesini çok beğendi. Evet, marşlarda bu amaçla kullanılmıyor muydu? Böyle insanı galeyana getiren, şevke getiren müziklerle insana her şey yaptırılabilirdi.

        * Fakir, zengine bakıp 'Bu adalet mi?' diyor. ... Belki o elbiseyi giyenin mutluluğu, başkasının gözünde eskidikten sonra çöpe atılan bir ayakkabıyı çöpte bulup yalınayağına geçiren çocuğun mutluluğu kadar biz iktidar sahibi insanlara bakıp, onların yaşamlarını, eylemlerini sıradan insanla kıyaslayıp hükme varıyoruz. Suç kabul ettiğimizi, haksızlık kabul ettiğimizi gerçekleştireni acı içinde görmezsek, adalet yok diyoruz. Halbuki iktidar sahibi, herkesi değiştiremiyor oluşunun aczi içinde öfke nöbetlerine kapılıyor belki de. Katlettiği onlarca, yüzlerce, binlerce insanın bir tanesi için en küçük bir vicdan azabı duymuyor da, bambaşka ve çoğumuz için önemsiz bir nedenden ötürü mutsuzluk içinde yaşayarak çekiyor cezasını. Böylece zulmettiği kişilerden daha mutlu olamıyor asla, çünkü değiştiremiyor.

        * Alışılan iyilik, güzellik, refah zamanla mutluluk vermez olurken, ıstırap da ilk andaki şiddetinden yitiriyor gitgide.


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * ... mutfakta yakaladığında tekmeleyip gece ortalıkta göremediğinde saatlerce sokaklarda aradığı Velet'i görünce şaşırdı. İpinden kavradığı salıncağı sarsıp kediyi yere indirdi... ... Velet, Nalan'ın ayakları altında, tahtından edilmiş biçare bir imparator edasıyla biraz söylendiyse de çok uzatmadı. Yürüdü; çevik bir hareketle bahçe duvarının üzerine çıktı; küçük, pembe dilini duvarın üzerindeki oyukta birikmiş yağmur suyuna birkaç kez daldırdı ve sokağa atlayıp gözden kayboldu.

        * ... bıyıkları sararmış kediler...

        * Düşün, küçücük bir çocuk, bir kedi yavrusu gördüğünde şefkat gösterip onu eve getirmek isterken, bir başka çocuk o kediye zulmediyor.

        * Ama Boğaz havasınım, şu tasasız kedi bile benden daha çok soludu, Boğaz'ın lezzetini şu tasasız kedi bile benden daha çok ve afiyetle tattı.

        * 'Kedi nerede anneanne? ... Enneennesi gurban ılsın ına... Bılmiyorum k, ebi gedi nirde, cıgar gizer, ecigınca gelir.

        * ... ortasına iri bir kedi motifi işlenmiş lacivert kazağıyla...

        * ... bak şu kedi biblosunun arkasındaki sırada duranlar...

        * ... boş arsanın önünden geçerken, kedilere takıldı gözü. Bir umut Velet'i aradı ama göremedi.

        * Şu evde oturuyor, kedisi var hani, Velet...

        * ... sokaklar ıssızlaştığından beri yaşlı kedisi Velet gibi eteklerinin altında dolaşmaya başlayan torununun kaprisinden yılıp öfkeyle bağırdı.

        * Bahçe kapısından dışarı doğru devam eden kedi patisi izleri...

        * ... kovalanacağından emin bir kedinin tedirginliği içinde...

        * ... bahçe duvarının üzerinde pürdikkat bekleyen bir tekir kedi...

        * ... duvarın üzerinden köpeklere haris bakışlar atan kediye çevirerek...

        * ... duvarın üzerinde tüylerini yalayan tekir kediden başka kimse yoktu.

        * ... Sabri, bir mahalle kedisinin ezbere adımlarıyla çöplüğüne doğru yola koyuldu.

        * ... kafasını daldırdığı çöp tenekesinde baskın yemiş bir kedi gibi afalladı.

        * ... kuyruğunu kovalayan bir kedi gibi kendi etrafında dönüyor...

        * Sabri gözlerini arabanın yanına yaklaşmış mırıldayan kediye sabitlemiş sessizce dikiliyordu. ... Kediyi eve götürmeyi düşündü ama annesi kesin atardı gerisin geri sokağa.

        * Bir kedi bahçe duvarının kenarındaki toprağı eşelemeye başladı. Toprak kedinin ayakları altından havaya saçıldıkça hayvanın arkasında bir çukur beliriyordu. ... Kedi gözden kayboldu.

        * Gölgeme dadanmış bir tuhaf güz kedisi,
         Her yere peşimden onu da sürüklerim.
         Sahi o kediyi ben ilk nerede görmüştüm?
                            Metin Altıok / Bozlak Kedi ve Ölüm
        
        * Günler Külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz.
                            Didem Madak, Çalıkuşu'nun Z Raporu

        * ... yola fırlayan kediyi... 'Yok abla ezilmedi,' dedi. 'Fırladı çıktı alttan kafir. Valla ezsem vicdan azabından uyuyamazdım. Yedi cami yaptırsan af olmazmış günahın!'

        * Bir kedim bile yok anlıyor musun?
         Hadi gülümse...

        * Dışarıda süt dökmüş kedi, bana gelince aslan kesiliyordu.

        * ... peşinden bir kedinin geldiğini fark etmeden bir şarkı mırıldanıyordu.

        * Sabri ayakta durmuş, birbirinin üzerine sıçrayan, iç içe geçip alt alta üst üste boğuşan, bir an ayrılıp kendi yolunda gidecek zannı yaratıp aniden geri dönüp yine diğerinin üzerine atlayan iki yavru kediye benzeyen ellerini izliyordu babasının.

        * ... annelerinin elinden kurtulup kedilerin, köpeklerin, kuşların peşinde koşan çocuklar gözden siliniyordu.

        * Yemek kokusu almış bir kedi gibi adımlarını sıklaştırdı.

        * ... eteğe tırmanan kediyi gergin bir bekleyiş içinde takip ediyorlardı. Kedi, bir noktada yeniden belirerek, Hızır gibi ilerliyordu. Belki, iki adam ve çocuğun bakışları var ediyordu kediyi... ... Onlar nereye bakıyorsa oraya bakan Muhlise de böylece görüyordu kediyi.
        
        * Ve kedi durdu.

        * ... kedi gözden yitti...

        * ... kucağındaki kedinin tüylerini okşuyordu.

        * Yeşil deri kaplı iki ahşap sandalyenin üzerinde de bol tüylü iri kediler gibi yerleşmiş kitap yığınları duruyordu.

        * Masaların arasında kıvrak bir kedi gibi dolaşan garsona...

        * Duvarın üzerinde yan yana oturmuş, kuyruklarını da aşağı salmış iki kedi...

        * ... masanın üzerine çıkmaya niyetli bir kara kedinin garson tarafından kovalandığını gördü.

        * ... güçsüzü ezen insan, kediyi sıkıştırıp tekmeleyen çocuk...

        * Birden sağ bacağına bir şeyin temas ettiğini hissedip ürktü; bakışları aşağı kaydı ve gözleri bir kara kedinin parıldayan bakışlarıyla buluştu. Mahfuz'u kara kedisi miydi acaba bu? 'Bir hikaye vardı. ... Ve bu kara kedi, kuşkusuz elle tutulur bir gerçek. ... Bizim atalarımızın zamanında bu kedi bir tanrıymış. ... Başka bir tanrı varmış, sonra kediye dönüşmüş. Ama hikaye ne? Bir kedi nasıl konuşabilir ki?


 - Yazım-Basım Hataları-

        * Sf/ 134
         ... yattığı Ana kadar ayağından çıkarmayan...

        * Sf/ 136
         ... dünyanın ilk Anından itibaren...

        * Sf/ 263
         Nalan susuyor; her yerinde olmak istediği yanıtlıyordu:

                                                                  Temmuz 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  1979’da İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini Anadolu Üniversitesi’nde, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini ise Marmara Üniversitesi’nde Yönetim Bilimi alanında tamamladı. 2011-2012 yılları arasında ABD’de Boston Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak görev yaptı. Bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının yönetimi konusunda araştırmalar yürüttü ve yönetim dersleri verdi. 2014 yılında Yönetim ve Strateji alanında doçent unvanı aldı. Halen Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta ve Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nde Modern Türkiye Tarihi alanında ikinci doktora eğitimini sürdürmektedir. Pozitivist bilimin katı gerçekçiliği ile edebiyatın kurgusal ve büyülü gerçekçilikleri arasında salınarak yaşamaktadır.


ARKA KAPAK –

Sabri gitgide korkusunu yenip dedesinin kara ve kırışık suratına yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı... Yaklaştıkça görünen arttı. Kurumuş çatlamış toprakları gördü Sabri dedesinin yüzünde. O topraklarda yan yana oturmuş, el çırpıp türkü söyleyen, yüzü kaba fakat yüreği narin adamlar gördü. Dedesinin yüzünde engebeleri aşarak ağır ağır yürüyen hayvanları gördü. Kırmızı akan nehirleri gördü. Yağmur duasına çıkmış köylüleri gördü ve nihayet gözünden bir damla yaş düştü.

Teneke Mahallesi’nden Bostancı’da bir apartman dairesine. Nalân, Baki’den illallah etti Baki de Nalân’dan. Bitmeyen bir hır gür. Erkekler ve erkeklikler… Bahçede tuhaf bir kara kedi… Sonra yıllar geçmiş, çocuklar büyümüş, gençler yaşlanmış, yaşlılar bu dünyadan göçüp gitmiş… Meyhanede bir masa. Bir ucunda Sabri diğerinde Gabriel Garcia Marquez… Sabri rakı içiyor, fısıl fısıl konuşuyor Gabo’yla. “İnsan babasını sırf babası olduğu için sevmek zorunda mıdır?” Nalân bağırıyor oğluna, şaşkın ve öfkeli, “Hâlâ utanmadan baba diyorsun o şerefsize!”

4 Hane 1 Teslim babalar ve oğullarının, anneler ve kızlarının, sersefillerin, arafta kalanların, hayallerinden uzağa düşenlerin romanı… Haneler, aileler… Dualar ve beddualar…
Eyüp Aygün Tayşir, efsunlu bir dilin maharetli yazarı… Yeni ve geleneği bilen… İlk roman...

Defterimden...


Keyifli okumalarınız olsun ^-^