6 Ağustos 2012 Pazartesi

Rüzdara Doğru'dan Gelen Mim:)

Sevgili rüzgaradoğrum mimlemiş beni:)


MİM:ACAYİP Mİ ACAYİP SORULAR :))

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız ?

Allah (c.c.) korusun, kimsenin başına vermesin. Buna gerçekçi bir cevap verebilmem mümkün değil.

Fobileriniz , takıntılarınız var mı ? Varsa neler ?

Eskiden örümcekten inanılmaz korkardım, şimdilerde ise ojelerimin arasında dolanan minik siyah bir örümceğim var:)
Takıntılarım da mevcut maalesef ama dillendirmek istemiyorum:)

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız ?  

Hayvanlarla vakit geçirirdim:)

Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız ? Neden ?

Burada ayrıntılı olarak paylaşmıştım.

İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz ?

Ben öpsem prens kurbağaya dönüşür:)

En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay ?

Öyle vehim bir pot kırmıştım ki acısı yıllardır içimden çıkmaz ama paylaşmak istemiyorum:(

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey ?

Cep telefonu ve sigara. Üçüncüyü bulamadım:)

Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını isterdiniz ?

?

En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız ? 

'Sende mi Brütüs?', derdim sanırım:)

İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir? 

Bilemedim!



*** Cevaplamak isteyen herkese gitsin:)
Sevgilerimle

5 Ağustos 2012 Pazar

2004 Yılı Çizimlerim Bitti Bitiyor:))

Bir paylaşımlık daha 2004 yılı çizimlerimden sonra 2010 yılındakilere geçebileceğim inşallah:)

Not: Resimler elimdeki resim üzerine olan kitaplardan bakılarak çizilmiştir.  















Sevgilerimle...

4 Ağustos 2012 Cumartesi

** İki Günde İki Kitap **

* İlk kitap ruh halime hiç uygun olmayan 'Sarı Yağmur'. Öyle karamsar, öyle iç sıkıcıydı ki...



SARI YAĞMUR

Yazarı: Julio LLAMAZARES
Çeviren: İnci Yankı
Yayın Hakları: Can Yayınları
-  1.Basım: 2006
Türü:  Roman    /        337 sayfa
Kitabın Orijinal Adı: La Lluvia Amarilla

Yazar Hakkında Bilgi= Julio LLAMAZARES, 1955 yılında, bugün bir baraj gölünün altında kalmış olan Vegemian, Leon’da doğdu. Hukuk öğrenimi yaptıysa da, meslek olarak hukukçuluğu değil gazeteciliği seçti ve Madrit’e yerleşerek gazete, radyo ve televizyon muhabiri olarak çalıştı. Roman, şiir, gezi kitaplarıyla İspanya’nın yaşayan en önemli yazarlarından biri olan Llamazares, El Pais gazetesinde de yazılarını sürdürüyor. 1979’da yayınlanan Öküzün Yavaşlığı adlı romanını Genarin’in Cenazesi başlıklı denemeler kitabı izledi. Llamazares’in yalnızca İspanya’nın değil, Avrupa’nın önde gelen yazarları arasında yer almasını sağlayan öteki yapıtları, Kar Anıları (1982), Kurtların Ayı (1985), Sarı Yağmur (1988), Unutulmuş Nehir (1990), Sessiz Film Sahneleri (1994), Dağların Ardında (1998), Üç Gerçek Öykü (1998), Madrit Gezginleri (1998), Duero Nehri Gezi Kitabı’dır. (1999)

Çeviren Hakkında Bilgi: İnci Yankı, Bursa Gazi Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Hacettepe Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladı. Çevirmenlik mesleğini çağdaş dünya edebiyatından yapıtları dilimize kazandırarak sürdürüyor.

ARKA KAPAK –
        Ama birden sabaha karşı iki-üç sularında nehirden hafif bir esinti geldi, pencere ve değirmenin çatısı aniden yoğun, sarı bir yağmurla kapandı… Sonbahar yağmuru tarlaları eski altın rengiyle, yolları ve köyleri tatlı, acımasız bir melankoliyle örtmek üzere dağlara geri geliyordu… Şafak vaktine kadar, güneş bir kez daha ölü yapraklara ve gözlerime düştüğünde, bunun her sonbahar takvimleri, mektupların ve fotoğrafların kenarlarını, değirmenin ve kalbimin terk edilmiş çarklarını ağır ağır çürüten yağmur olduğunu anlamıştım…

Son dönem İspanyol edebiyatının en gözde yazarlarından Julio Llamazares, Pirene Dağları’nda terk edilmiş bir köyün öyküsünü anlatıyor. Köyde kalan tek kişinin, yaşlı Andres’in ağzından. Bir başına yaşayan  Andres, gerçeklik duygusunu yitirmemek için hem geride kalan kendi yaşamını, hem de eski dostların anılarını yeniden yaşıyor. Belki de kendini adım adım yaklaşan ölüme hazırlamak için.

                                             Okuduğum tarih: 01 Ağustos 2012

** İkinci kitap ise; Laf Salatası blogunun sahibi sevgili Nesrin Hanım'ın hediyesi 'Pinhan'.
Aşk ve Şemspare'de yaşadığım hayal kırıklıklarından sonra, Pinhan, Mahrem kitabını okurken aldığım tadı yaşattı tekrar. Nesrin Hanım tekrar çok teşekkür ediyorum.


PİNHAN
Yazarı: Elif ŞAFAK
Yayın Hakları: Metis Yayınları
-         İlk Basım: 1997, İletişim
-         İkinci Basım: 2001, Metis
-         Dokuzuncu Basım: Nisan 2007
Türü: Roman     /        218

Kitaptan Alıntılar,

* Dertli Hgopik ağlıyordu. Deminden beri gözpınarlarında tutunamayan, giderek kırmızıya çalan damlalar, şimdi hızla aşağılara süzülüyor, bunca senenin esaretine son veriyorlardı. Pinhan şaşkınlığından sıyrılığ yere dökülmekte olan kan damlalarını avuçlarında topladı. Soluğuyla kuruttu onları.
            Avuçlarında asi, iri iri, erguvani, cam taneleri.

* (ruhen) … öylesine uzaklaşmıştı ki, ona el bile sallayamadı.

* … emsaline az rastlanır bir tevazuyla meze yapar; atıştıracak bir şey bulamadıklarındaysa, ağızlarını ellerinin tersiyle silerek ‘ağız mezesi’ ile yetinirlerdi.

* … kargayı bülbül, merkebi düldül diye satar; kafasında kırk tilki besler, kırkına da ayrı vaatlerde bulunur; gözden sürmeyi, kaştan rastıkı çalar, tavuskuşu görse yolacak kaz beller olmuştu.

* … ödü kopardı kopmasına da, korkusuna rüşvet sunardı işin ucu ballı olunca. Korkusu hık demiş burnundan düşmüş…

* Kirpiğimizi kalem / gözümüzü defter eylemişiz.

* Lodosun gözü yaşlı olurmuş.

* Nevres’in gözleri
    ağzı mühürlü mektup idi;
    kimsenin,
    kime yazıldığını bilmek istemediği.

* … ağzından dökülen kelimeleri yere düşmeden yakalamaya çalışıyordu.

* Her rüya bir haritadır aslında. Mecazistan şehrinin haritası.

^-^ KEDİLER ^-^

* Sobanın etrafında kıvrılan kedi misali keyifle mırıldayarak…

* Serçe peşindeki kedi adımlarıyla türbeye yaklaşıp, alacağını alarak oradan sıvıştı.

* … ciğerciler ve ciğercilerin kokusunu alıp da acı acı miyavlayan arsız kediler…

* Gelirken yanında kedilerini de getirmişti. Üç tane kedisi vardı Lodos Lütfü’nün. Saba, uzun tüylü, duman renkli ve oldukça yaşlı bir erkek kediydi. Kuyruğunu yitirmişti. Uyuşuk, bezgin ve iri bir kediydi Saba. Öteki kedi ise simsiyah bir dişiydi; adı Felek. Gün boyu yalanıp durur; kimseler yüz vermez; sevmeye kalkanı hemen tırmalardı. Lodos Lütfü’nün üçüncü kedisi de Felek’in yavrusu olan ve siyah gövdesinin üzerinde kulaklarından başlayıp sırtında incelerek patilerine kadar uzanan beyaz bir şerit taşıyan Fitil idi. Huyları annesininkilere zerre kadar benzemeyen bu yavru kedi, tekkeye vardığı günden bu yana merakla her şeyi seyredip, her gördüğünün peşinden gitmeye kalkmakta; oyalanacak bir şey bulamadığında da kendi kuyruğunu yakalamak için bin türlü takla atmaktaydı.
Kedilerinin rahatlarının yerinde olduğunu gören Lodos Lütfü…

* Lodos Lütfü kedilerini taşıyan sepeti kucaklayıp…
 Sepetin içine sıkıştıklarında hem kendi kuyruğunu hem de annesininkini yakalamayı başaran Fitil…

* … gözleri karanlığa alıştığındaysa bir kedi yavrusu gibi büzülmüş minicik bir vücudu karşısında buluvermişti.
… minik kedi yavrusu oracıkta tortop olmuş…

* Ik mık / Karakedi sen / Oyundan çık - tekerleme

* Mahallenin kocakarılarından pek korkar, onların yanında süt dökmüş kediye dönerdi.

                           Okuduğum tarih: 03 Ağustos 2012

*** Bir tıkla kitap çekilişime katılabilirsiniz:)))

3 Ağustos 2012 Cuma

Son 10 Günün Okuma Bilançosu:)

Geçen hafta annemin hastane olayından önce bitirdiğim kitapla başlayayım.





Kitabı genel olarak beğendim. Yazı dili akıcı ve konusu da güzeldi.



BAŞKA BİR ŞEY DÜŞÜNÜYORUM
Yazarı: Jean-Paul DUBOIS
Çeviren: Nükhet İzet
Yayın Hakları: Can Yayınları
-  1.Basım: Aralık, 2006
-   207 sayfa
Kitabın Orijinal Adı: Je Pense A Autre Chose

Kitaptan Alıntılar;

        * (Fot. Mak.) Dünyada sadece dört tane esaslı makine vardır: Rolleiflex, 6x6.4 için Hasseblad, küçük format için de Leica ve Nikon. Geri kalanlar ikinci sınıftır.

        * (tanışma esnasında) Kolumu Anna’ya uzattım, elimi bir eldiven gibi eline geçirdi.

        * Kelimeleri dudak barajını asla geçmiyordu.

        * … gençliğimizin yattığı mezar (kadar karanlıktı)

        * İklim koşullarına rağmen, iki kişilik, üstü açık küçük bir spor araba istiyordum. Şimdiye kadar hep sadece üstü açılabilen arabalarım olmuştu. Bir Wolkswagen, iki Triumph, bir MGB. Daha yeni model bir üstü açık araba edinmeyi kafama koymuştum: Bir Mazda Miata, güvenilir bir araç, doğru dürüst fren yapabilen ve sabahları rahatça çalışabilen bir araba istiyordum. Elbette imkanlarım hiç de böyle bir modeli edinmeye elvermiyordu.
        
… kaldırımın kenarına park etmiş şahane bir siyah Miata gördüm.

Ocak ayında şiddetli kar fırtınaları Quebec’i iyice sarstı. Bir gecede, otuz-kırk santimetre kalınlığa ulaşacak kadar kar yağabiliyordu ve yolları hiç durmadan açmak ya da dona karşı tuzlamak gerekiyordu. O zor koşullarda Miata’m kendini mükemmel bir şekilde gösterdi. Her sabah özverili bir şekilde hareket ediyor ve buz tutmuş yollarda rahatça yerini alıyordu.

^-^ KEDİLER ^-^

* Elinizde iyi tüyolar olduğunu sanırsınız ve havanın güneşli olacağını söylersiniz. Talihsizlik eser, ertesi gün, sağanak yağmur yağar, kurşun gini iner üstünüze. İngilizler böyle havalarda ‘gökten kedi köpek yağdı’ deyimini kullanırlar.

         * Parmaklarımı koltuğun kollarına geçirmiş can havliyle perdelere asılan bir kedi gibi, hayat namına içimde kalanlara tutunuyordum.

         * Bir kuş ölüsünü koklamaya gelen kedi gibi yaklaşıp kulağıma şu sözleri fısıldadı: …

-Yazım-Basım Hataları-
        
Sf/66

Oranın havası, iyot kokuydu ve tül kadar inceydi.

Sf/ 130

Önemli ola tek şey hikaye.
        
                                  Okuduğum tarih: Temmuz 2012

Yazar Hakkında Bilgi= 1950’de Toulouse’da doğdu. On beş yılı aşkın b.ir süre Nouvel Observateur dergisinin Amerika temsilciliğini yaptı. Roman, deneme, gezi yazıları ve öykülerden oluşan on beşten fazla kitap yazdı. 2004 yılında Fransa’nın önemli edebiyat ödüllerinden Prix Femima’yı aldı. Halen Toulouse’da yaşıyor.

Çeviren Hakkında Bilgi: Nükhet İzet 1957 yılında İstanbul’da doğdu. Saint-Michel Lisesi’ni bitirdi. Lisans eğitimini Nanterre Üniversitesi’nde sosyoloji bölümünde aldı. Milliyet Sanat ve Milliyet Çocuk dergilerinde çalıştı. 1981’den bu yana Fransızca’dan çeviriler yapıyor.

ARKA KAPAK –
        Meteorolog Paul Klein sekiz ay önce, yirmi yıldır görmediği, hayatı boyunca nefret ettiği, ikiz kardeşi Simon’la buluşmak üzere İsrail’e gelir. Cehenneme yolculuğu böylece başlamış olur, kendini bir psikiyatri kliniğine kapatılmış olarak bulur. Ailesinin kurduğu bir komplo yüzünden klinikte olduğunu düşünmektedir. Gerçeği bulmak için çocukluğundan başlayarak tüm ayrıntılarıyla yaşamını anımsamaya ve yazmaya başlar. Orada olmasının nedeni, bir türlü yakasını bırakmayan kardeşi midir gerçekten? Kendisi, kayınpederi, karısı, sevgilisi ve çocuklarıyla ilgili yazdığı itiraflar bir yandan gerçeği bulmasında ona yardımcı olurken, diğer yandan bir aile sırrını ortaya çıkaracaktır. 2004 yılında Fransa’nın en saygın edebiyat ödüllerinden Rrix Femina’yı alan Jean-Paul Dubois, bu romanında da son derece karmaşık bir konuyu ustaca kullandığı dille yalın bir biçimde anlatmayı başarıyor.






Annemi evde ziyaret amaçlı gidip, apar topar hastaneye yatma olayı çıkınca ilk gün kitapsız kalmıştım. Neyse ki oda arkadaşımız süper babaannenin yakını, sağ olsun yanındaki ikinci kitabını okumam için bana verdi. Kişisel gelişim kitaplarından hiç haz etmesem de hiç yoktan iyiydi:) Ancak yarısına kadar zor okudum, ilk yarım bıraktığım kitap olarak, benim okuma tarihimde bir ilk gerçekleşti:)))




Sonra ağabeyimden bana bir kitap getirmesini istedim. O da Şemspare'yi getirdi.
Elif Şafak'ın 'Mahrem' kitabını çok, 'Aşk' kitabını ise orta derecede beğenerek okumuştum. Şemspare ise okuduğum üç kitabı içinde en az keyif aldığım kitabı oldu Şafak'ın. İsminden etkilendiğim kadar içeriğinden etkilenmedim maalesef.


ŞEMSPARE

Yazarı: Elif ŞAFAK
Yayın Hakları: Doğan Kitap
(www.dogankitap.com.tr)
-         1. baskı / Haziran 2012
Türü: Deneme    /        248 sf.

Kitaptan Alıntılar,

* Sirkeleşir hafızası saklaya saklaya. Kemleşir dili, üslubu, bunca şeyi içine ata ata.

* Sanatçı dediğin yüreğinin ibresi sevinçten çok hüzne, gündüzden çok geceye, kolektif kimliklerin güvencesinden ziyade bireysel sergüzeştlerde yitip gitmeye, bahardansa güze ayarlı kişi midir?

* Kaç kitap yazınca romancı, kaç albüm çıkarınca bir müzisyen, kaç tez yazında akademisyen, kaç seçim kazanınca bir politikacı ya da kaç ameliyuat yapınca bir doktor, annesinin gözünde bir yetişkin sayılır?

‘MAHREM’den bir alıntı,
Kaç kitap okuyunca alim, kaç diyar görünce gezgin, kaç hezimetten sonra bezgin olurdu insan?


* Sf/125 Sohbet, karpuz gibi tam orta yerden bölünmüş…
    Sf/ 221 Toplumu, hatta cümle alemi karpuz gibi ortadan ikiye ayırıyormuşuz meğer.
- Aynı veya benzer benzetmelerin aynı kitap içinde kullanılmasından pek hoşlanmıyorum.

* Ayrıca bu kitapta –Araf- ve –başat- ve –son tahlilde- kelimeleri defalarca kullanılmış!

* Seneler seneler evveldi. Şehr-i şehir İstanbul’un en gürültülü, en hercai noktalarından olan Kazancı Yokuşu’nun sakinlerinden biriydim ben de. Mahrem’i yazmaktaydım burada. Romanda anlattığım cüce ve aşırı şişman kadın, doğrusu biraz da etrafımda gördüğüm, gözlemlediğim uçuk insanlardan etkilenerek oluşturduğum karakterlerdi.

* The Boston Globe’de çarpıcı bir yazı çıktı: ‘Yalnızların Gücü’
‘Yalnız çocukların, tek başına kalabilen gençlerin ve genelde yalnız olan insanların empati gücü, sürekli sosyalleşenlere kıyasla daha yüksek çıkıyor.’
Bir başka ifadeyle, durmadan grup psikolojisiyle hareket eden, kendini bir kolektivitenin parçası olarak gören ve bunun dışında bağımsız bir kimlik kuramayan insanlar, hangi kesimden olursa olsunlar, ara ara yalnız kalabilen insanlara kıyasla empati kurmakta, başkasına tolerans göstermekte ve farklılıklara anlayış ve şefkatle bakabilmekte daha geride kalıyorlar.
O halde yalnız insanlar, sandığımız gibi, illa da asosyal, beceriksiz ve mutsuz bireyler olmayabilir. Birkaç ayrı üniversitede yapılan deneylerde, tam tersine, yalnız kalan insanların kalamayanlara göre daha mutlu ve daha uyumlu tipler oldukları belirleniyor. Devamlı başkalarıyla vakit geçirmenin insanın zihnini yoran, hatta moralini yıpratan bir yanı var.
Hani hep duyarız, ‘İnsan sosyal bir varlıktır’ lafını. Sosyalleşmeye, gece gündüz başkalarıyla zaman geçirmeye çok büyük ve başat bir ihtiyacımız olduğuna inanırız. Ama hakikaten öyle mi acaba?
Nitelikli bir sohbetin, muhabbetli, keyifli bir dost meclisinin yeri her zaman apayrı. Ama bir de bolu boşuna, yararsızca, verimsizce, sırf etrafa ayak uydurarak geçirdiğimiz o günler, saatler var ya… Hatta haftalar, aylar, hayatlar… Bir sosyal akışa kapılarak, gençlerin tabiriyle ‘öylesine takılarak’. İşte o hallerden pek bir fayda yok kimseye.
İnsan sosyal bir varlık, doğru. Ama insan, aynı zamanda yalnızlığından çok şey üretebilen bir varlık. Yeterince yalnız kalmıyor, kalamıyoruz.
Kalamıyoruz, çünkü en basitinden bizler önyargılıyız yalnızlık konusunda. Bunu bir acizlik, bir zayıflık olarak görüyoruz.
Birbirimizin yalnızlıklarına saygı göstermiyoruz. Bir kafede, mesela bir parkta, şehir meydanında, üniversite kampüsünde - kampusunda, kendi kendine oturup bir şeyler karalayan, okuyan, düşünen, içine çekilen insan ne kadar az.
Halbuki sanat, felsefe, edebiyat, düşünce, derinlik hep o yalnızlıklardan çıkıyor. Kendimizle baş başa kalabildiğimiz ender anlardan.

-Yazım-Basım Hatası-

Sf/143 (2.prg.son cml.)
O noktadan itibaren, bütün ilgisini ve sevgisini kızıma (kızına) verdi.

                            Okuduğum tarih: 02 Ağustos 2012


Yazar Hakkında Bilgi= Bknz. Mahrem
M.K. PERKER: İstanbul’da doğdu. Gırgır, Fırt, Avn,, Hıbır, Leman, Lemanyak, Sabah, Milliyet, Radikal, Star, Yeni Binyıl, Aktüel, Haftalık, Esquire, Cosmopolitan ve daha bir çok yayında çalıştı. 2001 yılında New York’a yerleştiğinden beri çizgileri başta The New York Times, The Washington Post, The Wall Street Journal, The New Yorker, The Progresivve, Mad ve Heavy Metal’de yayımlanmaktadır. Altısı ABD’de yayımlanmış toplam sekiz çizgi roman albümü olan Perker, çizgi romanın Oscar’ı Eisner Ödülü’ne aday gösterilen, Society of Illustrators üyeliğine kabul eden ilk ve tek Türk çizerdir. Halen Habertürk gazetesi ve Leman için çalışmalar yapan M.K. Perker’in daha önce ABD’de yayımlanan Kahire adlı çizgi romanı Kasım 2011’de Doğan Kitapçılık’tan çıktı.

ARKA KAPAK–
        Kararır gökyüzü bazen; kasvetli bulutlar kaplar semayı. Hayatın ritmi durağanlaşır, sohbetler bildikleşir, içimizde birikir yalnızlık hissi. Nasıl özleriz güneşi o zaman, griler içinde aradığımız bir tutam renk demeti. Peri tozu gibi, inceden.
         Gönülden yazılmış her roman, her hikaye, her kelime bir şemsparedir. Güneş parçası…
         Düşer omuzlarımıza, kar tanesi gibi usulca, yağmur gibi yıkar ruhumuzu, arındırır tozdan kirden tekdüzeliklerden…
Şemspare…

*** Kitap çekilişime katılmadıysanız buraya lütfen:)

Kitap Çekilişi ***

* Kaleminsecdesi ise 4 cilt Osmanlı Tarihi kitabı hediye ediyor. 9 Ağustos saat 23.00'e dek katılabilirsiniz. Şurada.

2 Ağustos 2012 Perşembe

♥♥ Asabi bakire sen neler yaptın öyle:) ^-^

Canım blog arkadaşım, sevgili asabi bakire'den öylesine güzel bir paket aldım ki, geçirdiğim zor günlerin üstüne mutluluk verici bir sürpriz oldu benim için. Güzel yürekli arkadaşım bil ki duygularımı hissettirmekte ve teşekkür etmekte yetersiz kaldığım andayım. 
Her bir hediye özenle paketlenmiş ve üzerine güzel notlar düşülmüş. Ancak ben heyecan içinde eve dönmeyi beklemeden pastanede açtığım için paketli hallerini fotoğraflayamadım:)
Tüm inceliklerin için ve gönül zenginliğin için çok çok çok teşekkür ederim.
Cicilerime gelince,
Kedişlerin güzelliğine aşık oldum diyebilirim, gerçi benden önce Aşkım aralarından seçimini yaptı:)




Beni benden alan kitaplar. İkisini de merakla ve heyecanla okuyacağım. 



Kitap keyifle okunur, onu bile düşünmüş canım benim. Gerçi çikolataların biri çoktan Fazıl'ın midesine indi:)) Kahvelerden birini de ben tükettim:)))


Bez çantaları çok severim ancak kullanmaya kıyamayacağım:)


Bileklikli bozuk para cüzdanımsa nasıl güzel ama değil mi?:)



Hep diyorum, ben çok şanslıyım, Rabbim beni seviyor. Sizler gibi güzel insanlar hayatımda oldukça bana zor ne ki?
Hepinizi çok seviyorum ve güzellikler diliyorum.
Sevgili Mehtap yine yeni yeniden kocaman teşekkürler ve de sevgiler benden sana.
Aşkım ve Külkedisi ile birlikte güzel patililerini de sevgiyle öpüyoruz ^-^

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Semoşum Hastalandı

Herkese içten bir merhaba. Bloguma yazı yazmayı, bloglarınıza misafir olmayı ve sizleri çok özledim.
Geçen hafta anneciğimi hastaneye yatırdık. 5 gün yanında refakatçi olarak kaldım. Bu süre zarfında internete girmeye hiç imkanım olmadı.  Yoksa sizlerin dualarından mahrum kalmak istemezdim. 
Çok şükür dün taburcu oldu, bugün daha iyi ve zamanla çok daha iyi olacak. 
Rabbimin beni ne kadar sevdiğini bir kez daha anlamış oldum. İnanın bana öyle bir güç verdi ki. Ve annemi de sağlığına kavuşturdu. Ayrıca odayı paylaştığımız diğer hasta öyle tatlı, öyle değerli bir babaanne idi ki, ben de ona artık Fatma babaanne diyorum:D Bir görseniz, tatlı dilli, esprili, şeker tadında bir büyüğümüz. Keza tüm akrabaları da onun kadar iyiydi. 5 günlük süreçte hepimiz birbirimize destek olduk, dün babaanneyle aynı anda taburcu olduk. Allah (c.c.) her daim karşıma iyi insanlar çıkarıyor, çok şükür.
Sonuç olarak şimdi annem de ben de zımba gibiyiz, bomba gibiyiz:))))
Bloglarınıza yetebildiğimce misafir olacağım, kaçırdıklarımı telafi edeceğim.
Hepinize sağlık, huzur ve mutluluk dolu güzel günler diliyorum.
Sevgiyle kalın, daima...
Anneciğimin gençliğinden,



Bu da geçtiğimiz bayramda beraber,