19 Haziran 2012 Salı

Şairin Romanı - Murathan MUNGAN

Şairin Romanı uzun zamandır okuduğum en iyi kitap. Bitmesin diye, okurken bu denli cimri davrandığım sayılı kitap vardır. Her cümlesi bir dize, her paragrafı bir dörtlük tadında. 

Murathan Mungan'ın anlatım gücünü ve  hayal gücünün zenginliğini çok seviyorum. 




Kitaba başladığımdaki heyecanıma buradan şahit olabilirsiniz:)

Kitaptaki alıntılarımdan minik bir cep kitabı çıkar:) O yüzden sadece bir kısmını paylaşacağım.

-Üç Aynalı Kırk Oda- paylaşımımı okumak isterseniz de buraya lütfen:)

ŞAİRİN ROMANI

Yazarı: Murathan MUNGAN
Yayın Hakları: Metis Yayınları
www.metiskitap.com
-         İlk Basım: Nisan 2011

Kitaptan Alıntılar,

* Çok uzaklardan erimiş bir tül gibi esen bu uçucu koku, yaşlandıkça iyice hafiflemiş olan uykusunu taze bir çay yaprakçığı gibi usulca açıverdi.

* Ne tuhaf! İnsanoğlunun yaşamda en geç keşfettiği şey şimdiki zamandı. İnsan içinde yaşadığı anı derinleştirmeyi zamanla, yani zamanı azaldıkça öğreniyordu.

* İyi şiir doğa gibidir. En çok kullanılan kelimelerle bile şaşırtmayı başarır.

* Şairlerin ortalığa hakim olacakları saatler herkesin uykuda olduğu saatlerdir. Geceyarısından sonradır ve sabahın ilk saatleridir. Herkesin uykuda olduğu saatleri kullanır şairler. Çünkü zaman hırsızıdırlar. Başkalarının zamanlarını çalarlar. Yeryüzünün saklı zamanlarını, uykulu zamanlarını kullanırlar. Herkesin ortak kullandığı saatlerde zaman zayıflar, güçsüz düşer. Çünkü paylaştırılmış, bölüştürülmüş, diri tutulmuştur; ışığın ve gölgenin oyunlarından mahrum bırakılmıştır; her şey çok aydınlıktır. Nesnelerin ve hayatın görünüşü çiğdir. Nesneler de gizlenir, esinler de… Kelimelerin yalnızca bir anlamı vardır gündelikte. Oysa, yerkürenin uykulu olduğu saatlerde doğa da, nesneler de kendilerini daha çabuk ele verirler. Zamanın daha som, günün daha zayıf olduğu saatleri kullan yeryüzüyle söyleşmek için. Sözcüklerin ilk günkü anıları en iyi öyle anımsanır, öyle anlaşılır.

* Körfezin yumuşak meltemi, hırçın denizleri aşarken, dev dalgalar, yırtıcı rüzgarlarla boğuşmaktan yüzleri kararmış, asık suratlı kavgacı denizcileri yumuaştmış; iklim, onlara kendi ruhunu vermeye başlamıştı bile. Zaten güneybatının, iklimi gibi insanları da her zaman yumuşak, aydınlık ve ılımlıydı.

* ‘Şiir, bir iç kale sanatıdır.’ Çocukken anlamadan hoşuna giden bu sözün içinde kendine bir yer bulması zaman almıştı. Kuşanmayı, saklanmayı, sakınmayı, korunmayı, geri çekilmeyi öğrendikçe… Dışımızı çevreleyen surlar başkalarını yanıltmak ya da uzak tutmak içindi.

* Ama hangi büyük şiir, gerçeği soldurmaz ki?

* Büyüme yıllarımızda gözlerimiz gördüklerini başka türlü saklar, içimiz bir çok şeyi bizden farklı hatırlar.

* Perdeyi çekmedi. Yattığı yerde dolunayla bakışarak uyumak istedi. Yalnızca buralı olan bu dolunayın gördükleri kendi gözlerine aksın, oradan ruhuna geçsin, o burada yokken olan bitenleri bir büyüğünden dinler gibi ondan öğrensin istedi.

* Bendag’ın şiirlerinden ışığın geçişlerini görmek mümkündür. Doğadaki kadar apaçıktır bu. An ertelenir. Bütün şiirlerinde an ertelenir. Böylelikle zaman sonsuzlaştırılır. Bunu yapan ışığın hızıdır. Işığı evcilleştirmeden kendini kılmayı başarır.

Şiirlerinde ham renk kullanmaktan korkmaz. Çünkü o, usta bir ressam gibi renkleri ışığın ellerine teslim etmeyi bilir.

* Kapı camının görünüşüne hayranlıkla dalmış olan yüzüne camdaki günbatımının cömert renkleri yansıyor, yüzündeki, yaşını söyleyen derin çizgileri yumuşatarak zamanı iade ediyordu.

* Tuhaftır, sesinde yazdığı şiirlerin hikayesi yoktu. Yalnızca gözleri değil, içi de okuduklarına yabancıydı sanki. Belki şiirleri değil ama, şiirleriyle kendisi arasındaki elle tutulur bu kaskatı uzaklık ilgisini çekmişti Bendag’ın. Tasarlanmış, amaçlanmış bir mesafe değildi bu. Yalnızca böyleydi. Bazıları kendinden bu kadar uzak olabiliyordu.

* Genç yaşta fazla akıl bazen insanın yolunu erken kapatır. Yaşamışlık fazlası mı, görmüşlük fazlası mı bilmiyorum, bu genç adamı erken yormuş. Yolculuğu kalmamış.

* Bir insan kalabalıklar arasında kendini saklamak istediğinde, görünürlüğün derinliğinde kaybolarak da yapabilir bunu.

* Huzurlu bir sessizliği var bu evin, bu avlunun… İnsanın ruhu yıkanıyor sanki, aklı dinleniyor, gönlü genişliyor.

* Yola düşen gölgelerini elinden tutup kaldırmayı öğrensinler.

* Sen kendi arzularının ardından gidiyorsun, o da kendi seçimlerinin ardından gidecek. Kendi hayatını ödünç veremezsin ona.

* Şairin Kuyusu’nun geçmişi ta yeşil kanlı devlerin, kırmızı dilli ejderhaların yaşadıkları söylenen zamanlardan kalma eski ve kutlu bir söylenceye dayanıyormuş. Her genç şair, kendine, şiirine inandığı gün geldiğinde bu kuyunun başına varıp şiirini okuyormuş kuyuya, kendi sesini bırakıyormuş. Şiirinde kendi sesini bulmuşsa eğer, kuyu şiiri şairin kendi sesiyle geri yankılıyor, böylelikle onun şairliğini tanımış oluyormuş; yok şairin içinde, hala başka şairlerin sesi duyuluyorsa eğer, bu kez de onların sesiyle yankılayarak, şairin kendi sesini henüz bulamamış olduğunu söylemiş oluyormuş.

* Sana kalbimden bir mezar yaptım...

* Şiirinde müziğin zekası olan şairleri severdi.

* Geleceğimizi yapan şey, yazgımızdan, bize tanınan olanaklardan, karşımıza çıkan fırsatlardan çok, ruhumuzun şiiridir. Biz de olan bir şeydir.

* Şiirin bir amacı da gösterirken gizlemek değil midir?

* Karanlığın şiiri bile ışıkla yazılır.

* Yolculuklar yerküreyi birbirine yaklaştırır. İnsanları birbirine yaklaştırır. İnsanı kendine yaklaştırır.

* Hayatın sıradan rastlantıları bazen kaderin yerine karar verir.

* Örneğin, okyanusun fırtınasını, fırtınaya tutulmuş gibi değil de durulukla anlatırsan, okyanus da, fırtına da senin olur. Çalkalanması gereken, betimlediğin okyanus olmalı, kalemin değil.

* Şiirin herkese ulaşma gücü hakkında bir soru üzerine, ‘Ne kadar iyi şair olursanız olun, şiirinizin herkesin ruhuna, aklına, kalbine dokunmayabileceğini baştan kabul etmelisiniz. Hem bu, her zaman şiirinizin suçu olmayabilir. Kendilerine ait hayalleri olmayanlar, sizinkileri de göremeyebilirler. Her şeyi kendinizden bilmeyin,’ demişti.

* Kendi kısa sürse de ömrü uzundu çocukluğun.

* Dehamar fazla bilmediği bir konu hakkında konuşurken hayal gücün fazla yaslanmanın sonucu olsa gerek sözcüklerle öyle resimler çizmeye, öyle izlenimler dillendirmeye başladı ki oturdukları kameriyeye birdenbire kimsenin bilmediği kuşlar gelip konar oldu; rüzgarlar mevsimine göre değişti, yapraklar yeniden yeşillendi, güller yeniden açtı. Her çiçek kendi rahiyasını tanıttı.

* Şairler – dilin altına gömülü olan sözcükleri çıkartıyor, onlardan yeni bir hayat yapıyor, yeni bir evren kuruyor.

* İçini, içinden geçtiği gecenin yıldızları basmıştı.

* … kapıları, pencereleri kendi gizine kilitli…

* … gecenin yıldızsız karanlığında…

* Yıldızlara isim verir gibi bakıyordu gökyüzüne. Gene ıssız doğanın ortasında at sırtında bir başına yol alıyor, yalnızca yola, kıra, manzaraya değil, her zerresini huzurlu bir mutlulukla içinde duyduğu kainata karışarak eriyor gibiydi. Böyle zamanlardaki ruh halini, ‘Bir ot gibi, bir dal gibi, bir böcek gibi mutluyum’, diye dile getirirdi. Tabiatı anlamamızı sağlayan şeyin onun bize verdiği huzur ve mutluluk olduğunu anlayacak kadar tabiatın koynunda, onunla iç içe, baş başa kaldığı uzun vakitler geçirmişti. Gerçekten de böyle zamanlarda ruhunun zenginleştiğini; otu, dalı, böceği, tıpkı bir insanı anlar gibi anladığını hissediyor, içi genişliyordu.

* … kendisinin olmadığı yıllarda yaşlanmış gibiydi; sanki bir başkasının zamanı kullanılmış o da kendini birdenbire şu yaşında buluvermişti.

* Gözlerine büyük gelen bakışları en dalgın zamanında bile başka insanlarda görülmeyen bir dikkatle ışırdı.

* Çoğu kişi farkında bile olmadan kendi çocukluğunu başkalarından korur. Ancak böyle kendimizin yetişkini oluruz.

* Şiir okumak, bütün olasılıkları hesap etmek değil midir?

* Herkes bulunduğu mekanı kendi gösteri alanı haline getirip, kendi zamanını kurup başkalarının gözlerine kendi hayallerini oynuyor.

* Gerisinde yılların hikayesi birikmiş kapılardan birini aralayıp…

* Oyunun anlatıcısı, elinde ceviz ağacından bir asa tutan güzel yüzlü, masum görünüşlü küçük bir çocuktu. Ruhu yüz yaşında doğmuş kutlu çocuklar gibi bilgece konuşuyor, olup bitenleri kısa ve özlü sözlerle dillendirip yorumluyordu. Onun kırılgan masumluğu ve sesindeki çocukça hamlıkla sözlerindeki felsefi ağırlığın ürpertici çelişkisinde zaman ve varoluş titreşiyordu adeta.

* İnsanın kaderi, karakteridir. Aralarında incecik bir zar vardır yalnızca.

* Rüyalarımız kendimize sorduğumuz resimli bilmecelerdir.

* Umutsuzluğun uçurumuyla tanışmıştı.

* Volkanik tepkiler veren hırçın mizacı…

* … alçakgönüllü görünmenin bir çeşit kibir sayıldığını bildiği halde…

* … denizden esen yelin sokaklarına tuz yığdığı beyaz kentler…

* Uzak dediğin önce içinde birikir insanın, sonrası yalnızca yoldur.
Yol düşüncelerle hafifler. Çıktığımız yol, içimizde de uzar gider. Yol bizi derinleştirir. Kendimiz bir yol oluruz.

* Ölülerimiz, yaşayan bir parçamızdır bir yaşadıkça.

* Sözcüklerin aynasına bakmayı bilmeyenlerin yazdığı şiirden ne olacak? Buna gözü olmayanın, şiire kalemi mi olur?

* O da denizler gibi hep yabancı kıyılara uğruyor ve hiçbir kıyıda kalamıyordu.

* Kendi boşluğunuzla yüzleşmeden varlığınızı dolduramazsınız. Şiir bizim kendimiz olmaya açılan kapımızdır. Ama bazen kendi kapımızı yüzümüze kapatırız. Kim olursanız, ne olursanız, nasıl olursanız olun, ama kendinize girip çıktığınız bir kapınız olsun çocuklar. Az olun, ama hakiki olun! Bir gün kendi kapınızı çalacak yüzünüz olsun!

* Her yerin gökyüzünü birbirine bağlayan kuşlardır.

* Yılların içinden  geçmekle onlara kulak vermenin aynı şey olmadığını bilirler.

* Çocukken bilmeyiz ama bütün geleceğimiz çocukluk yalnızlığında yatar.

* Şairin gölgesi kendisinden uzun olur.

* Tabiatın koynundayken daha mutlu olduğunu düşünüyordu      Gamenn. İrili ufaklı şehirlere yığıldıkça insanların ruh kurumasına uğradığını, hayatın şiirinin söndüğünü düşünüyordu.

* Kirpikte kırılan sular gibi ince bakışlı…

* Ayrılık da tane tane birikir.

* İnsan kendine katlanmayı, sessizlikte öğrenirdi. Aynı zamanda
sessizlik kıymeti bilip sevenler yalnızlığı taşımasını da bilirlerdi.

* Kişiliğinin saklı denizlerinden koparak kendinin kayıp sularında bir ada gibi yükseldikçe…

* Sözcüklerin yoksullaştırdığı duygular…

* Bilmediği her şey için ağlamak, insanın bilmeden evrenle sağladığı bir uyumdu belki; gözlerimizin gizli bilgeliğiydi.

* şair kanı olmayanların yazdığı şiirlerin kanı akmaz ki kessen kelimelerini…

* Elli yıl öncesinin Bendag’ı da bir yabancı değil miydi kendine; kim bu kadar yıl sonra aynı kalabilirdi ki? Geçmişte kalmış bazı olayları hatırladığımız kolaylıkla hatırlamayız ki geçmişteki kendimizi. Ne kadar çok yabancı yaşamıştır kendi geçmişimizde…

* O denli uzun zaman geçmişti ki üzerinden; içinin titrediğini, çocuk olduğu günlerdeki bedenine kadar geri çekildiğini hissediyor.

* Bir kafes kuş aramaya çıkmış.

* Aynı koyu mutsuzluk, aynı salyalı kin, yaşı kaç olursa olsun aynı doyurulmamış hırçın çocuk! Ona bakarken birden içini sıkıntı bastı Bendag’ın. Bütün ömür, bir ceza gibi yaşanmazdı ki!..

^-^ KEDİLER ^-^

* …  birbirinden sevimli bahçe kedileri onda derin izler bırakmıştı.

* Uzun yıllardır yoldaşlık ettiği ömrü azalmış yaşlı bir kediyi okşar gibi okşadı kadırganın tarazlanmış gövdesini.

* … güneybatı limanının çeşidi zengin balıklarıyla besili toraman kediler kendilerini tamamen güneşe bırakmış bir halde uzanmış usul kuyruk hareketleriyle keyif çatıyorlardı.

* Buyur edildikleri üst katın sahanlığında, kerevetin üzerinde oynarken yere düşürdüğü güvercin kanı gibi kıpkırmızı bir ibrişim yumağının peşinden atlayıp onu ortalara kadar patileriyle yuvarladıktan sonra hızla içeri kaçan karbeyazı bir kedi en sevimli haliyle karşılıyor onları.

* Az sonra konuklara hoş geldin dercesine, evin her bir köşesinden ayrı sevimlilikte meraklı kediler tek tek çıkmaya başlıyor.
        
* Evin sokulgan kedileri için gün doğmuştu, her biri Moottah’ı dinlemeye gelenlerden birinin kucağına çöreklenip akşama dek kendilerini okşatmış, Moottah’ın sesinin ritmine göre bir sağa bir olsa kuyruk oynatmış, sıkıldıkça da birbirleriyle yer değiştirip durmuşlardı.

* Bazıları alışkın hareketlerle kucaklarındaki kedilerin sırtını okşuyor. Chinhaya’nın kedilerini unutmuştu Bendag. İlk göz göz geldiği kediye gizlice sözleşmişler gibi gülümsüyor.

 * Çabucak büyüyen kedisi yirmi yıl boyunca hep aynı kaldığından onun için zaman da evinin boşluğunda asılı kalmıştı sanki.

* Çevresi renkli, renksiz sünger taşlarıyla örülmüş havuzda yüzen sazan balıklarını seyreden üç – beş afacan kedi, o bahçeye girdiği anda sağa sola kaçıştılar.



ARKA KAPAK –


        Adı yerküre olan bir gezegen. En büyük kara parçası sayılan Anakara’da farklı yerlerden farklı nedenlerle Odragend’e varmak üzere yola çıkan gezginler. Elli yıl sonra yurduna dönen bir bilge şair. Yıllarca evinden hiç çıkmadan yaşadıktan sonra, çıraklarıyla birlikte kendisini yollara vuran bir şiir filozofu. Yalnızca şairleri öldüren bir katilin izini süren atlı polis ve yardımcısı.
         Yol boyu içinden geçtikleri yerler, yaşamlar. Surlarında şiir bayrakları dalgalanan şehirler. Kanatları göğün gizemlerini birbirine bağlayan kuşlar.
         Sayıların, sözcüklerin, şifrelerin ardında ömür tüketen matematikçiler, dilciler, sözlükçüler, şairler… İnsanların ruhlarını sağaltan rüya tabircileri.
         Batı’nın modern çağ fantazi romanlarıyla Doğu’nun Binbir Gece Masalları’nın özgün bir bileşimi.
         Tabiata, emeğe ve şiire övgünü romanı.

Keyifli okumalar diliyorum...

22 yorum:

  1. Alınacaklar listeme ekleyeyim hemen ama uzunca birsüre daha almamaya devam edeceğim.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence bu kitap için almama kararını bir kez olsun unutmalısın:)))

      Sil
  2. Günaydın Okuyanım.Mutlaka okumak istiyorum.Sevgiyle kal canım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tünaydın canım:) Umarım sen de çok beğenirsin.
      Kocaman sevgiler benden sana:)

      Sil
  3. Şair'in Romanı merak ettiğim kitaplar arasındaydı, alsam mı almasam mı derken, alıntıların derinliğine bakmak yetti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eminim çok beğenerek okuyacaksınız.

      Sil
  4. Alıntılarınız çok güzel.
    Kitapta gerçekten de çok özel, unutulmayacak cümleler vardı anck konu hiç ilerlemedi bende, bir türlü okuyamadım ve en sonunda bir daha Murathan Mungan okumamaya karar verdim :(

    http://bendengecenkikayeler.blogspot.com/2012/03/sairin-romani-murathan-mungan.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Muhakkak her kitap, her şarkı hatta her şehir farklı duygular ve izler bırakır okuyanda, dinleyende ve görende. İnanır mısınız ben kitap bitmesin diye azar azar ve sindire sindire okudum:)))
      Mesela 'Üç Aynalı Kırk Oda' romanını ablamdan alıp okumuştum. Çok beğenmiştim ama ablam hiç sevmemişti:)))) Sizin blogunuza misafirliğe geldim ve Üç Aynalı Kırk Oda'yı da yarım bıraktığınızı okudum:))))
      Benim Murathan Muhgan'ın fazla tat almadığım kitabı ise 'Yüksek Topuklar'dır.
      Yorumunuz için teşekkür ediyorum.
      Sevgiler.

      Sil
  5. Benim en sevdiğim söz şu şairlerin zaman hırsızı olduğunu yazdığı kısmıydı.
    Bir de sonlara doğru bir yerde Bendag en çok "şehrin insan yoksulu saatleri" severdi gibi bir ibare vardı. O da çok hoşuma gitmişti...
    Tatilde vakit bulursam tekrar okumak istiyorum, geçen yaz düğün hazırlıkları yaparken okuduğumdan hep ara vermek zorunda kalmıştım, o yüzden kaçırdığım çok şey var gibi geliyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir zaman sonra ben de yeniden okumayı düşünüyorum.
      Yorumun için teşekkür ederim.
      Sevgilerimle.

      Sil
  6. Okuyancım bu kitabı çok merak ediyordum çünkü herkesin çok beğendiği ve tavsiye ettiği bir kitaptı, zaten alıntıların da çok güzel, listeme ekliyorum, teşekkürler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ediyorum Erencim.
      Keyifli okumaların olsun:)

      Sil
  7. Gerçekten de öyle alıntılar vermişsin ki kitap "oku beni!" diye haykırıyor adeta, teşekkürler canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler canım.
      Sevgiyle kal.

      Sil
  8. ara sıra bölünmeler oldu ama ben de böyle ince detaylarını sıradan bir yazı gibi okuyarak geçmek istemedim
    sanırım sayende şiiri yada ne denir bu tarzı sevmeye başlayacağım ,okurken beni bulunduğum ortamdan alıp götürüyorsa demek ki hoşuma gitmiştir
    alıntılarını çok çok beğendim gerçekten cimrilik edilecek kadar var ,ve sanırım senin için bambaşka bir duygudur bu
    ben çok beğendim ,çok çok teşekkürler kıymetli yazın için
    öpüyorum sevgiler :)))))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene çok mutlu oldum canım. Detaylı yorumlarınla her daim bana destek oluyorsun. Gönülden teşekkür ediyorum.
      Kocaman öpüyorum:)
      Sevgiler canım.

      Sil
  9. Çabucak okunup rafa kaldırılacak bir kitap değil belli ki. Her cümlesini sindire sindire okumalı. Alıntıların da çok güzel canım. İçimde okumak için büyük bir istek uyandı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle haklısın canım. Tam da dediğin gibi bir kitap. Seneler içinde tekrar tekrar okuyabilir hatta.
      Okuduktan sonra fikirlerini merak ediyorum.
      Sevgiler:)

      Sil
  10. süper paylaşım canım benim okumayanlar kesinlikle okumalı.....
    çok severim murathan munganı :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşuna gitmesine sevindim canım, teşekkür ediyorum.
      Murathan Mungan'ın hayal gücünü, kalemini ve yazım tarzını ben de çok seviyorum:)
      Kocaman sevgiler benden sana:)

      Sil
  11. hımm düşünmüyordum ama bu postu okuduktan sonra almalımıyım diyorum!

    YanıtlaSil
  12. Bu yaşıma kadar okuduğum kitaplar içinde bana en çok hitap eden kitaplar arasında 1. sıraya oturdu diyebilirim:)

    YanıtlaSil