şiir paylaşımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir paylaşımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Pulbiber Mahallesi - Didem Madak

Tankut Bey'in Ebediyen Edebiyat blog paylaşımında görüp not aldığım bir kitaptı. Sayesinde böyle değerli bir kalemi okuduğum için Tankut Bey'e teşekkür ederim.
Didem Madak genç yaşta kaybettiğimiz kalemi kuvvetli bir şair. Üç hazine bırakmış ardında şiir severlere. Diğer iki kitabını da aldım, okuyunca paylaşacağım (burada).




PULBİBER MAHALLESİ
Yazarı: Didem MADAK
Yayın Hakları: Metis Yayınları
İlk Basım;: Mart 2007
- Üçüncü Basım: Aralık 2012
- ‘Ardından’ başlıklı bölüm kitabın Kasım 2012 ikinci basımına yayımcı tarafından eklenmiştir.
-  Şiir          /        113 sayfa

Yazar Hakkında Bilgi= Didem Madak, (d. 1970, İzmir - ö. 24 Temmuz 2011, İstanbul), şair. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Şiirleri ÖküzLudingirra ve Sombahar dergilerinde yayımlandı. İlk kitabı olan Grapon Kâğıtları İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü kazandı.
·                    Grapon Kağıtları, 2001
·                    Ah’lar Ağacı, 2002
·                    Pulbiber Mahallesi, 2007

Kitaptan Alıntılar;

Büyümüş Çocuk Şiiri

     * Bugün bir harf girdi atmosferime, tutuştu ve yandı
Siyah bir gelinliğe benzeyecek bu şiir
            Uzun kuyruklusundan.

* Cümle kapıların önünde kelimelerle beş-taş oynuyorum.

* Ucu olmayan dize yakışıyor şiire.

Gecenin Çekmecesi-

   * Bana artık büyü diyorlar
Bütün renkleri mezun etmişler hayatlarından
Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki insanlar

* Bir gece kalkıp bütün ışıkları yakacağım Füsun
Şiirime ışıktan bir nokta koyacağım!

Pulbiber Mahallesini Tanıyalım-

Yalnız şarkılara fazla pulbiber atıyorlar.
‘Kimbilir’ çocuklar doğacak bahara
Babası canı cehenneme çocuklar
Pulbiber taneler yapışmış dudaklarına
Saate bakıyorum düm-tek-düm-tek ilerliyor.

Pulbiber Mahallesini Tarihi-

* Şiir şiir olalı böyle şiirsizlik görmemiştir.

* Dizelerden birini düşürmüş ve sonra bulamamıştım.
Haytalığa gitmiş olabilirdi ya da sinemaya.
Tabelamı astım:
Bu şiirde asgari sanat tarifesi uygulanmaktadır.

Hatalı Teşbihler-

* Zeyna (kedi) gölgesini bir başkası sanıp oynuyordu, ben de
Bir başkası sanıp şiir yazıyordum.
Bir aydınlanma ruhu içinde felaket yalnızdık.

* Geriye artık içimden kaçmak kalırdı sahte pasaportla.

* Eşyalar için en çok şairler ağlardı.
Anısı olan bir yüzüğü
Ancak şiir takabilirdi tombul dize parmaklarına.

* Valizlerimin götürdüğü yere gidiyorum bu yüzden yıllar var.

^-^ KEDİLER ^-^

Poşet Süt-

* Tonton kediler var bu mahallede hepsi de yazılıyorlar bana.
Ben sütleri dökmüyorum Füsun
Kediler aleminde raconsuz bir davranıştır zira.

* Neyse o olan rüya kedileri satıyorlar bakkalda,
Çay içme vasfı olan ve rengini çaydan alan rüya kedileri
Bilmem nasıl ikna oluyorum böyle bir kedi almaya.

* İsmini Pohpoh koyayım bari diyorum yalaka rüya kedimin

Pulbiber Mahallesi Tarihi-

* Mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi,
fazla kedi fazla felaketi kovalardı.

* Herkes şiir kişisiydi, Zeyna şiir kedisi.

* ‘Sevinçli Kedi’ şiiri…

* ‘Pespaye Kedinin Asaletini Anlatan Satırlar Burada Başlamaktadır’ şiiri…

* Zeyna kraterinden içeri bakan Tekir’e kaptırmıştı.

Çatlakların Arasında-

* Kedinin çizmesi söz konusuydı

Karşılıksız Hayat-

* Gözleri fotoğrafta kırmızı çıkan albino bir şiir kedisine.

* ‘Zeyna’ şiirlerdeki kedi.

* Nedense hepsinin yüzüne
Beyaz bir kedinin kara gölgesi düşüyor.

* Kuyruğu kesik kedi dilinde.

* Kediye sütünü verdim, işe geç gitmedim.

Hatalı Teşbihler-

* Patimizle yani Zeyna, patisiyle kalemi itti.
Ve şiirin içine doğru yürüdük.
Zeyna bir kısım kelimeleri dişleri ile yakalayıp kaçırdı
Zavallı kelimeler kedimin faresi olmuştu.

* Bir bakıma Alkatraz Kedisi olmuştum.

* Ben bu lanet olası kedinin tensip zaptı olacak kadın mıydım?

Kaza Anılar-

* Kedi kuyruğunun etrafında

* Lenslerimi çıkarıp kedimi taktım.

* Şimdi geriye gözleri ketılın ışığı gibi yanıp sönen kediler kalmıştı.

* Tırnaklarını saklayan bir kedi patisiyle
Dokundu mu gözyaşlarına
Hiç.

Kendim Ettim Kendim Buldum-

* Belki bir kediyi okşamalıdır.

* Böylece rabıtaya oturmuş bir mürit gibi, gözleri fotoğraflarda kırmızı çıkan bir albino kediyi çağırıyorum. Pisi pisi

* Albino kedimi kirleten bir kömürlük penceresi dil var işte.

* İçimizde ezilmiş kediler var.

* Kömürlük penceresi dili albino kedimle gayet iyi.

(Ardından) Yağmur ve Çilingir-

* Kedilerin hasılatı topladıkları bir çöplük.

* Baharın en hırpani kadrosu arkamızda; Uçurtmaları kediler ve aşk.

Ağrı-

* Şimdi bırak sana kedilerime süt getiren eski günlerimi anlatayım.

Vaziyet-

* Bir kedi ezilse kim bilir değişir mi şiirin lehçesi de.

                                         Okuduğum tarih: 11 Temmuz 2013


ARKA KAPAK –

Öyle çok şimşek çaktı ki gece
Ben sonu Z olarak düşündüm
Son harf olarak
Ben Zeni düşündüm ahbap

Bu basıma eklediğimiz ‘Ardından’ bölümüne şairin kitaplarında yer anlamış şiirlerine yer verdik.

5 Kasım 2011 Cumartesi

TIRTILIN GÖZBEBEĞİ




Tırtıl hacminde başlar aşk
Kelebek ömründe infilak eder
Bir kaşın kıvrımında esrarlı duygular
Bukle saçlarında dalgası rüzgar denizinin
Kanat çırpar kalp
Belirsizliğe soyunur sevda

Harflerin gücü alfabe muskasında
Başıboş cümleler
Keskin bakışlar karşısında

Düşmez yalnızlık kalesi
Ruh fiziği hükümdar seçince
Santim hesabı sürer eksik atışlarda
Yavan duyguların ele geçirdiği
Ekşimiş yüreklerde

Dil bocalar dökülmez kelimeler
Söylenmeyen namelerde esir yaşar
Tutku zehirlenir sarmaşık hızında
Mum alevinde erir sevdalının hayali

Sonu gelmiştir oyunun
Sis perdesi iner sevdalının gözlerine
Gönül mesafesinde bile değilsindir artık
Ne yazık
Nasıl olur anlamadan kana bulaşır acılar
Bilirsin artık
Kelebek başka kalplerde kanat çırpar.

2006-2007 arası:)
                   AYŞIM OKUDAN









4 Kasım 2011 Cuma

NIETZSCHE – ŞEN BİLİM ( ŞİİRLER ) * Eskiden Okuduklarım -4-

Yazarı: Friedrich ( Wilhelm ) NIETZSCHE
Almancadan Çeviren: Ahmet İNAM
Yayın Hakları: Say Yayınları
-         1.Baskı, İst. 2002




Yazar Hakkında Bilgi= Alman asıllı İsviçreli filozof, ilkçağ uzmanı, kültür eleştirmeni ve şair.
         Babası da dedesi de papaz olan Nietzsche, klasik öğrenimini din okulu Schul da yaptı . 1869 da Basel Üniversitesi klasik filoloji profesörlüğüne atandı. Eski metinlerin okunmasından kaynaklanan felsefi sorunlara açık tutumuyla zaman içinde öbür filologlardan ayrıldı. Özellikle trajedi konusunda, Yunanlılarda sanatla dinin ve sanatla sitenin birliğini kavramak gerektiğini gösterdi. Ocak 1872 de yayınlanan ve Yunanlıların Dionysosçu yanını ilk kez ortaya koyan Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu adlı ilk yapıtı, onun Alman filoloji çevrelerince dışlanmasına yol açtı.
         1874 den itibaren, sürekli baş ağrılarından yakınmaya başladı. Aynı yıl iki yıllığına fakültenin dekanlığına atandı. Mayıs 1879 da sağlık nedenleriyle istifa etti. On yıllık öğretim görevinden dolayı kendisine bağlanan emekli aylığı ile konton yönetimin bağışları biricik geçim kaynağını oluşturdu. Yaşamı bir kentten öbürüne göçmekle geçti. 1889 da, Torino’nun bir sokağında aniden yere yıkıldı. Jena’da hastaneye yatırıldı. Önce annesi onu yanına aldı, sonra kızkardeşi Elisabeth Förster – Nietzsche, kardeşini Weimardaki evine götürdü. Nietzsche, yaşamının sonuna kadar hiç konuşmadı. Yalnız zaman zaman zeka belirtileri gösterdi.
         Nietzsche’nin özgün yanı, Batı uygarlığının temel felsefi sorunlarını köktenci bir kuşkuyla ele almasıdır. Bilginin
(bilim), varlığın (Batıya özgü apaçık hakikatler) ve nihayet eylemin (ahlak ve siyaset) yeniden sorun haline getirilmesine olanak sağladı. Bilimsel hakikat de dahil, her türlü hakikatin iç yüzünü gösterdi; insanın ayırt edici özelliği olan, icat gücünü ve aynı zamanda yeniliğe karşı direnişini (yabancısı olduğu şeyi – barbarca -, kendi aklına uyduramadığı şeyi – akıldışı – olarak niteleyen o değil midir?) göstermeye çalıştı.

Kitaptan Alıntılar,

*       DÜNYA KURNAZLIĞI

         Ne dur bu kırlık alanda,
         Ne de yükseklere sıvış!
         En güzeli bu dünyada,
         Yarı yükseklerden bakış!

*       OKURUMA
      
       Sağlam dişleriniz olsun, taş gibi mideniz –
         Aşçı olan yazarınızın budur dileği!
         Bir kez kitabı kolayca sindirirseniz,
         Sindirirsiniz içinize kolayca beni!

*       BİR IŞIK DOSTUNA

         İstiyorsan gözlerinle aklın hiç ama hiç solmasın,
         Gölgede yürürken, düş peşine güneşin, kaybolmasın!

*       DÜRÜST
       
         Yapış yapış bir arkadaştan
         Yeğdir açık yürekli düşman!

*       HAVA BASANIN YÜZÜNE
       
         Şişiriyor boyuna kendini vay canına!
         Gidersin ha, o küçücük iğnenin yanına.
       
*       YORUM

         Yorumlarım kendimi ben, hem de derinlemesine yaparım bunu:
         Yardım gerek bana, bir başına başaramam kendimin yorumunu.
         Kim okuyup beni çıkacaksa yukarı, bulacak kendi yolunu,
         Taşısın bakalım benim resmimi, görelim, parlak ışığa doğru

*       ÜÇÜNCÜ KABUKLA

         Kıvrılıyor da çatlatıyor derimi,
         O yepyeni bir ateşle arzulayan,
         Yutup koskoca dünyayı sindirmeyi,
         İçimde durup da doymak bilmez yılan.

         Süründüm arasında taşla çimenin
         Aç, kıvrıla kıvrıla gittim durdum ya.
         Her zamanki yemeğimi yemek için,
         Sen yılanın yediği hey gidi dünya!

*       KALEM ÇEKTİRİYOR

         Çiziktirir de kalem: Köpürür cehennem!
         Yazmaya durdum, yazgılı mıyım yoksa ben?
         Korkmadan dolup çıkıyor, hokkayla kalem
         Mürekkep kağıda oluk oluk akarken.
         Koşarak çılgın yazıyorum dokunmuyor!
         Çabalıyor, başarıyorum, durmuyor ki,
         Yazım her nedense bir türlü okunmuyor –
         Varsın olsun, yazdığımı kim okuyor ki?

*       PISIRIK RUHLAR
       
       Nasıl da böyle deli ediyorlar beni
         Ne edeyim ben ah! Şu pısırık ruhları?
         Gururları can sıkıcı hep, övgüleri,
         Utanç dolu, kendinden tiksintiye dayalı    

         İçlerine girmediğimden mi nedir
         Bana karşı bu merakları, açlıkları.
         Gözleriyle izliyorlar beni, şu zehir
         Şekerleri, sonuç vermez kıskançlıkları.

         Hadi küfretsinler bana acı, çok acı,
         Çevirsinler yüzlerini benden, isterse!
         Gözler boşuna bakıyor sorgulayıcı
         Hiç göremeyecekler aradıklarını bende.   

*       KUŞKUCU SÖYLÜYOR
       
         Gitti işte yarısı yaşamının,
         Devran döner, ruhun apansız titrer!
         Çaresiz uzun uzun kıvranırsın
         Arar bulamazsın, karar elden gider.
         Gitti işte yarısı yaşamının,
         Sarmış her yanını yanlış ve keder!
         Gereği ne hala araştırmanın? - -
         Bu: Herşeyin altındaki temeller!

        *       BİR BAŞINA
       
                   Ne giderim peşlerinden ne ardımda devam olsun.
                   Ne uyarım ne hükmeder, kalanlara selam
olsun!
                   Korkunçtur kendinden korkan: Korku yayan korku bulsun!
                   Korkutanlar yönetirmiş, hadi onlar önder
olsun!
                   Dinlemez sözümü kendim, söz geçiren beter olsun!
                   Severim dolanıp da orman olsun, denizler olsun!
                   Ara sıra gideyim de bıraktığım izler solsun
                   Gizli tenha köşelerde, beni şimdi kimler
bulsun?
                   Ey benim gibi yalnız! Sen kendine varan yolun
                   Yolcusu! Çağır uzaklardan kendini, olsun!

                                                                           NİETZSCHE

                                              


                             Okuduğum tarih: 27 Temmuz 2003 / İst.