aret vartanyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aret vartanyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Okuma Şenliği Hediyelerim ♥ ve diğer kitaplar...

Sevgili Pinuccia'nın düzenlediği 'Okuma Şenlikleri' hem okuma konusunda bir disiplin oluşturuyor ister istemez hem de çok güzel insanlarla tanışmamıza vesile oluyor. 
Ayrıca kişisel olarak da okuma listemi hazırlarken yaşadığım heyecan ve şenlik defterimi süslerken ki mutluluğum tarif edilemez ♥ Şenlik defterlerime buradan ve oradaki linklerden ulaşabilirsiniz:)
Sevgili Pınar bu şenliklere o kadar emek veriyor bir de üstüne hediye veriyor:)))
Çok mırkkklar ♥♥
Çok çoook teşekkür ediyorum ^-^ 


Ve yine dayanamayıp D&R'ın içinde kısacık bir tur düzenledim:))

Arka kapak yazılarıyla ve içerikleriyle beni pek meraklandıran iki kitap eklendi kitaplığıma...


Aret Vartanyan'ın daha önce okuyup paylaştığım iki kitabı için:

Bin Yüz Bir İnsan * Aret Vartanyan



Keyifli okumalarınız olsun.

31 Mart 2013 Pazar

Bir Nefes İstanbul * Aret Vartanyan

Sevgili Kontesce'm ile yaptığımız takas sonucunda kütüphaneme katılan bir kitap: 'Bir Nefes İstanbul'
Aret Vartanyan'ın okuduğum ikinci kitabı oldu. İlki 'Bir Yüz Bin İnsan'dı. Paylaşımım burada.
İstanbul'dan gönüllü göçümüzün ilk aylarında özellikle istedim bu kitabı okumayı. İsmi beni çekti kendine, belki uzaklardan bir nefes de ben çekerim İstanbul'dan diye:) 

Bu arada fincan sevgili Nathalie'nin hediyesiydi. Tekrar hatırlamak isterseniz buraya lütfen:)




BİR NEFES İSTANBUL
Yazarı: Aret VARTANYAN
Yayın Hakları: Goa Yayıncılık
-  2009
-   399 sayfa

Yazar Hakkında Bilgi= http://www.aretvartanyan.com/

Kitaptan Alıntılar;

        * … gurbette martı seslerini özlediğim
         Her mevsim çiçeklerinden bir buketsin rengarenk
                                      Fahir Atakoğlu

         * … Yaralı güzel şehrim.
                                      Yonca Ebüzziya

         * Beyaz köpüklü dalgaları, gümüş martılarıyla, bir şiirdi şehir, bir şarkıydı nihavent makamında, güneş kaşaneler yaratırken camlardan, bir kadının suya değiyordu ayakları, takalar geçiyordu allı yeşilli, bir yaşlı çınar yapraklarıyla dokunuyordu şehre, ki sadece semtini sevmek bile şehrin, ömre bedeldi!
         Adalar’ın yasemin kokulu iskelelerinden vapurlar kalkıyordu. Şehrin has ahalisi kırgın gönüllerle terk ederken şehri, köylerinden, kasabalarından sökülüp göç edenler, gaz tenekelerinde yetiştirdikleri fesleğenlerini, iç zenginlikleriyle birlikte yörelerinde bırakıp, kızgın ve hoyrat geliyorlardı şehre.
         1000 yılın madamları, mösyöleri, hanımefendileri, beyefendileri, yer değiştiriyorlardı, yeni gelenlerle. Şehrin dokusu, kokusu tarzı değişiyordu.
         Kız da değişiyordu zaman içinde, başka şehirlere sevdalanıp, başka şehirlerde ihanet ediyordu kendi masalına. Şehir de değişiyordu, durmadan değişiyordu tıpkı bağrına bastığı yaşamlar gibi sert, hoyrat, kızgın, kıskanç da oluyordu; sevecen, cömert, nazik ve şefkatli de! Çok yüzlü, çok taraflıydı, serseriydi, masumdu, alçaktı, kahpeydi, ihtiyar ve bezgindi, köhneydi; her an yeniden doğuyordu, genç ve umutluydu, cevvaldi, inanılmaz güzel, inanılmaz çirkin, inanılmaz değişkendi, şehir.
         Kız yoruldu şehirden. Sonra bir gün ince uzun minarelerin ardında güneş kızıla boyamışken ufku, denize doğru kanat çırptığını gördü beyaz bir kuşun. Yorgun gönlü bilgi; ne sadece büyülü bir masal, ne sadece bir rüya, ne bir şiir ne de bir şarkıydı İstanbul. İstanbul, bir karasevdayı vazgeçilmesi mümkün olmayan.
                                               Ayşe Kulin

* Barbaros Şansal’ın yazısı pek güzel.

         * Alabildiğine uzun, geniş İstanbul. Denizi hiç görmemiş sakinlierinin olduğu semtleriyle de İstanbul, İstanbul. Sadece Haliç’i, Boğaz’ı değil…. İzmit’e kadar uzanmış bir şehir… Bitmeyecek. Bu keşif hiç bitmeyecek. Bu soluk hiç bitmeyecek. Bu kadar ayrdır, bu kadar yıldır içime çektiğim sadece bir nefes İstanbul.

^-^ KEDİLER ^-^

* Mutluyum, huzurluyum, yanımdan geçen kediye gülümseyerek yürüyorum.

* Kucağımdaki küçük sevimli kedinin, kaplana dönüştüğü izlemeyi seviyorum.

         Yazım-Basım Hataları-

         * Sf/112
         Elimdekiler verip,…

         * Sf/125
         … onun yakışıklı bir fotografımı çekmemi istedi.

         * Sf/129
         … anacaddeye doğru…

         * Sf/145
         1. prg. anlam bütünlüğü yok.

         * Sf/150
         Şu anda kadar…

         * Sf/154
         … yoksa geçekten yazışmaların…

         * Sf/163
         Fincanımı, ekmeği mi alıp yeniden teras.

         * Sf/166
         … iyi niyet yaklaşımıyla verebildiğimi kadar bilgiyi veriyoruz.

         * Sf/168
         … sahibi ile görünmenin… (görüşmenin olacak)

         * Sf/183
         İkimiz de adım adım hormonlarımızın kontrolüne geçiyorum.

         * Sf/197
         Adem bir başlangıç Sonra onlara da…

         * Sf/214
         Nelerle karşılaştığımız bilsen.

         * Sf/219
         Benim anlatmak tamamen abesle iştigal olurdu.

         * Sf/237
         O da kendi dostları, için bu işin içine girdi.

         * Sf/239
         … farkları yok Ne Sedat’ın ne de Ömer’in.

         * Sf/262
         Projeyi anlattım insanlar için de belki de en iyi anlayan o oldu diyebiliyorum.

         * Sf/260
         Metin ile Neslihan’da tamam dedi. Ancak Metin, Neslihan ile görüştükçe kendini kötü hissettiğini söyleyerek affını rica etti.
         Sf/281
         Neslihan’ın işi çıktığı için gelemeyeceğini söylediğini öğreniyorum, ki Zeynep kulağıma aslında Neslihan’ın Metin’le birlikte vakit geçirmemek için gelmediğini söyleyene kadar.

         * Sf/290
         Ve kurdeleler bağlarsın ağaçlar.

         * Sf/319
         … buna ihtiyacı yok (cümle sonunda nokta konulmamış)

         * Sf/336
         … kadının aldatma nedenleri, erkeğin aldatma nedenlerinden saha sağlam.

                                                     Okuduğum tarih: 24 Şubat 2013



SON SÖZ –

Bu kez seninle İstanbulu ve İstanbuldaki seni, beni yaşıyoruz. Yolculuğumuzun tanıkları var bu defa. İstanbullular ve İstanbulda yaşayanlar... Zengini, yoksulu, Kürdü, Alevisi, muhafazakârı marjinali, Ermenisi, Rumu, Musevisi... Onlarca renk, onlarca doku... Bu satırlar, bazılarının ütopya dediğinin küçük bir yansımasının, umudunun romanını yaratıyor. Birarada yaşayabilmenin hikâyesini... İstanbulun sokaklarına karışırken senin, benim, yaşamlarımızın, aşklarımızın, içimizde kalanların, hayallerimizin, korkularımızın, umutlarımızın, yalnızlığımızın, hayat koşuşturmamızın, yeni binyılın insanlarının gel-gitlerinin arasında dolaşıyoruz. İstanbul, Türkiye, dünya, "sen"sin, "ben"im, "biz"iz... İnandığım tek gerçek bu.
İstanbul öyle bir şehir ki; hiçbir kitap seni bu şehir kadar besleyemeyecek, hiçbir müzik ruhunu bu kadar dolduramayacak, hiçbir öğreti sana bu kadar yakın gerçek (çi) gelemeyecek, hiçbir koku bu kadar zihninde yer edemeyecek... Ben sadece bir nefes çektim içime dolu dolu... Şimdi o nefesi, sayfalara bırakıp, seninle paylaşıyorum...

7 Ocak 2013 Pazartesi

Kontesce İle Takas ve Yeni Kitaplarım

Sevgili Burcu -http://www.kontesce.com/- ile bir güzel takaslaştık:)))
Takaslık kitaplarıma göz atmak isterseniz buraya lütfen:)
Kitaplarım bugün kütüphaneme yerleştiler ve diğer kitaplarla kaynaştılar:)



İnternetten D&R ve okuoku'dan yaptığım alışverişlerin hiçbirinde pakete ayraç koymamışlardı. Burcu'm, canım benim ^-^ Ayraçlar için teşekkür ederim.



Dün Oasis'e gittiğimizde kendime D&R'dan hediye aldım:)



Not: Dün akşam blogumun kumanda paneline girdiğimde, kısa bir süre sonra -kötü amaçlı yazılım, virüs, güncellemeleri yükle- gibi uyarılar çıktı ve dün gece çok moralim bozuldu. Aynı sıkıntı Nihal Hanım ve sevgili Fatoş'ta da varmış. Dün gece güncellemeleri yükledim ve bloguma korkudan bakamadım. Çok şükür bu sabah girdiğimde uyarı çıkmadı bir daha ama hala çok tedirginim. Umarım tekrar olmaz.

22 Temmuz 2012 Pazar

Bin Yüz Bir İnsan * Aret Vartanyan

Kişisel gelişim üzerine yazılan kitaplardan genelde özellikle uzak dururum. Açıkcası pek haz etmiyorum.
Ama bu kitap biraz farklı. Kendini tanıma ve iç sesine kulak verme aşamaları, rahat okunan, güzel mesajlar içeren bir romana dönüştürülmüş. Okurken bir kaç sene önce farkına vardığım ve hayatıma geçirdiğim yeniliklerin bir sağlamasını yapmış oldum.




BİN YÜZ BİR İNSAN
Yazarı: Aret VARTANYAN
Yayın Hakları: Butik Yayıncılık
www.butikyayincilik.com
-         2011
-         352 sayfa

Kitaptan Alıntılar,

* Yalnız değilsin. Milyarlarca insan senin durumunda. Önce kendileriyle savaşıyorlar.
Kendileriyle kavga ediyorlar. Dışarıdan daha karmaşık içerisi. İçerideki savaşın yansımaları dünyayı bu hale getirdi. Roller, kimlikler, zihin, beden, öz, hepsi birbirine karıştı. Ruhlar yaralı… Parça parça, bütünden uzak, her yanı başka bir yana uçuşan ruhlar…

* Yaşadığımızı zannediyoruz; yaşadığımızı sandığımız yalanın da gerçekliğini yaşıyoruz. Sonuçsuz bir tırmalayış. Her defasında duvara toslayacağımız, aynı hayatı tekrar tekrar yaşayacağımız döngüden, çıkamayacağımız, adına ‘hayat’ dedikleri bir yolculuk bizimkisi.

* Ruhlarımızdaki yırtıklar kanıyor.

* Vücudumuzdaki fazlalıkların, yaşamımızdaki fazlalıklar ya da yaşanmamışlıkların yansıması olduğunu okumuştum. Neredeyse bütün hastalıklar gibi, zihnimizde doğanlar bedene yansıyor.

* Çalıştığın saatle verimlilik arasında bir bağlantı yok. Kimisi bir iki saatte kimisi on saatte aynı işi yapar.

* Ruhundaki çizikler fay hattına dönüyor. Derin derin yırtılıyorsun. Oluk oluk akıyorsun, başkalaşıyorsun. Yaralar kabuk bağlayıp döküldükçe nasırlaşıyorsun. Duygularından soyutlanıyorsun.

* İnsan yapamayacağı hiçbir şeyi hayal etmez. Hayal ettiğin, senin ulaşılabilir gerçeğinden başka bir şey değil.

* Hayallerin ve onları yaşama kararlılığın kadar varsın.

* Hermann Hesse ‘Bozkır Kurdu’

* İnternetten okumak varken, basılmış gazeteyi okumak eskimiş haberleri okumak gibi bir şey.

* Hayallere su sıkan itfaiyeciler…

* Dünyaya bir çift göz arkasından bakıyorsun. O iki gözün gördükleriyle, yorumladıklarıyla dünyayı yorumluyorsun, tanımlıyorsun. Şu anda önümdeki masanın üzerinde onlarca göz var. Taksicinin, köylü çocuğun, fabrika bekçisinin, ünlü bir şarkıcının, mahkumun, imamın, papazın, hahamın, Ermeni’nin, Rum’un, Yahudi’nin, Kürt’ün, Alevi’nin…
Aynı anda 10 kişi aynı yere bakarken, o yerde 10 ayrı gerçeklik doğar. Senin gerçekliğin, senin kaderini yaratır. Sonuçta dünyayı, kendin gibi algılarsın. Bundan sıyrılabildiğin gün de gerçekten ‘gerçek’ ile tanışırsın.

* Zaman seni yanıltmasın. Zaman senin bildiğin gibi işlemiyor. Hatta biliyorum, bana deli diyeceksin ama senin 10 yıl sonraki halinle, 10 yıl önceki halin ve şimdiki halin aynı anda yaşıyor. Birbirinden kopuk, parça parça, uzak değil, bir arada.

* Bir dakika düşün, eğer karnın doyuyorsa, gece korkusuzca uyuyabiliyorsan, sağlıklıysan, sevdiklerin varsa dünya nüfusunun en şanslı % 5’inin içindesin. Dünya her dakika açlık sınırında yaşayacak 115 bebek doğuyor. Her dakika 16 kişi AIDS oluyor. Her dakika 17 çocuk sıtmadan ölüyor. Her dakika miyonlarca işçi 0,005 doların altında kazanıyor. Her dakika 127 insan öldürülüyor.
Duşta suyu açık bıraktığın 5 dakikada dünya üzerinde onlarca çocuk susuzluktan ölüyor. Akşam yemeğinde fazla gelenleri çöpe dökerken ya da masanda fazla gelen yiyecekleri garson toplarken daha fazla çocuk açlıktan ölüyor.

* Bir düşün, günlük hayatında ne kadar çok sayıda amaçsız, hedefsiz cümle kuruyorsun. Dedikodu yapıyoruz, başkaları hakkında konuşuyoruz, enerjimizi harcıyoruz. Ağzından çıkan sözcüklerin bir sözleşme olduğunu unutma.
Karısına sinirlenen bir adamın, ‘Bu kadın beni kanser ediyor,’ demesi bile gereksizdir ve kansere davetiye çıkarır.

* Bazen bazı şeyler olması gerektiği için olur ve sen farkında olmazsın. Mesela hedefin kendi işini kurmak ileride ve çok para kazanmak. Şu anda çalıştığın işyerinden çıkartılıyorsun. İşten çıkartılmak kötü bir şey. Ve belki de o sırada, bir fırsat yakalayacaksın ya da erkenden projeni hayata sokacaksın, bir de bakmışsın işten çıkartılman, hedefine ulaşmanın yolunu açmış. Bazen bir şeyler senin istediğin gibi sonuçlanmadığında, bu senin iyiliğin için olabilir. İşten çıkartılman o gün için kötüydü ama sonuçta aslında senin için iyi olanmış. Dolayısıyla her zaman ‘her şey yolunda’ diyebilmen için, gerçekten yukarıdaki süreçleri tamamlamış ve kendini akışa bırakmış olmalısın.

* Para bir araçtır. Hiçbir zaman amaç olamaz, olduğu an senden uzaklaşır. Sen, gerçekten ürettiğinde, yapmak istediğini yaptığında para seni bulur. İnsanların en çok parayı hobilerinden kazanmasının nedenini açıklar bu. Hobini yaparken, sonuç kaygısı olmadan en iyiyi yaratırsın, kendin olursun. Sevdiğin işi, sana uygun olarak yaparak aynı şey olur.

* Yaşamımdaki fazlalıklardan kurtulurken, kendimle geçirdiğim zaman arttı. Sosyalleşmek adına arkadaşlık kurduğum çoğu insanla görüşmemeye başladım. Bunları yaşarken aklımda Hermann Hesse’nin Bozkır Kurdu karakteri canlanıyor. Yaşamın kalitesi artarken, çevrendeki kuru kalabalık azalıyor.
Duygularımı takip ettikçe, kendimi anlatmaktan vazgeçiyorum. Kendimle barıştıkça etrafımdakilerin sayısı azalıyor.

* Bugüne kadar kaç kez isteklerimi erteledim. Hep bir şeyleri daha fazla istediğim için. Defalarca kredi kartı borcum yükselmesin diye tatillerimi, görmek istediğim yerleri erteledim. Ve her seferinde kredi kartı borçlarım yine tavan yaptı.

* - Denize ilk çıktığımda çok karaladım, sonra bıraktım.
    -Neden?
    - Hayatın kendisi kitap. Kitabı okurken yazmanın anlamı ne?

* Dışarının gürültüsü, içimdeki gürültüyü bastırdıkça, içimdeki isyaqn, içindeki ihtilal daha yıkıcı oluyor.

* Entelektüel seviye, donanım arttıkça kadının bedeni üzerinde çalışması da azalır.

* Aslında her an sıfır kilometre. Her an, birbirinden bağımsız.

* Diyelim ki, sen doğuştan sanatçı ruhlu, yaratıcı bir insansın. Hatta birazda tembel bir insan ol. Ailenin senden beklentileri farklı olsun. Okullara gidiyorsun, sonra bir sınav sisteminden geçiyorsun ve belki nasıl olduğunu sen de anlayamadan ya da hamurunu unutarak finans sektörüne yoğunlaşıyorsun. Bankacı oluyorsun. Sen iş bitirici bir insan değilsin, rakamlardan hoşlanmıyorsun. Bir şekilde özüne, yeteneklerine aykırı yaşıyorsun. Kendine yabancılaşıyorsun.
İki seçenek var. Ya kendi varoluşunla mücadeleye dönüşecek ve bir türlü dikiş tutturamayacaksın. Ya da girdiğin yolda derinleşecek, her geçen gün kendine biraz daha yabancılaşacaksın. Ve bir gün kendinle yüzleşmek zorunda kalacaksın. Oysa senden, benzersiz bir ressam ya da fütürist doğabilirdi. Bir şans sana verilmedi ama kendine şans tanımamış ve hala da tanımıyor olabilirsin.

* Bedenin, zihnin ve ruhun… Hepsini besliyor musun? İnsanlık bugün beden odaklı yaşıyor. Zihnini, ruhunu unutuyor. Üç boyutuna da sahip çıkabilecek misin? Eğer çıkamazsan denge bozulur.

* İçsel yoksulluğunu gidermedikçe, o içindeki boşluk, arayış bitmeyecek, bitmez. Karun kadar zengin de olsan, dünyayı yöneten adam da olsan böyle… Başarılarına, elde ettiklerine rağmen ruhunda aynı eksiklikleri hissetmiyor musun? Zirvedeyken de acı çekmiyor musun, zirvedekiler de çekmiyor mu? Sen daha iyi bir otomobilin olmadığı için üzülüyorsun ya da otomobil olmadığı için, diğeri Porsche yerine Ferrari’si olmadığı için ya da o varsa teknesi olmadığı için üzülüyor. Başbakan, cumhurbaşkanı olamadığı için, 100m. Şampiyonu dünya rekorunu kıramadığı için, evi olan müstakil evi olmadığı için… Muhtemelen müstakil evi olduğunda da, semtini beğenmeyecek ya da bir de yazlık olsaydı diyecek. Böyle olunca, yapabildiklerinin, başardıklarının tadını da alamıyorsun ki…
Başka biri kentin karmaşasından kaçıp bir sahil kasabasında yaşamanın hayalini kuruyor. Yerleştikten sonra da bir bakıyor, aslında onu zinde tutan, istediği şey şehrin ritmi, temposuymuş.
Elbetteki beklediğimiz gibi sonuçlanmayan kararlar alacağız. Ama öncesinde mümkün olduğunca istediğimiz şeyi deneyimlemeye çalışmakta sonsuz yarar var. Örneğin, Porsche hayali kuran birinin, bir test sürüşü yapması ya da Bodrum’da çiftlik hayatını düşleyen birinin, bir süre bir çiftlikte kalması gibi.

^-^ KEDİLER ^-^

* Kedi ile kaplanın birlikteliğini gördüm.

* Karşımda kedisi kucağında, rengarenk giyinmiş bir kadın var.

-Yazım-Basım Hataları:)-

* Sf/ 61
Şık (Aşık) olduğun kadın için de aynı şey geçerli değil mi?

* Sf/ 63
Fazla ve yanlış . (nokta) kullanımı.

·      Sf/ 250
Onlara gore (göre) gelebilir de…

* Sf/ 252
Böylelikle yalnızlık senin uzağımda (uzağında) kalıyordu.

* Sf/ 299
Kadı (kadın) erkekle işi bittiğinde başka bir erkeği seçer.

* Sf/ 318
Sen bu aynada bri (bir) keramet var sanıyorsun.

* Sf/ 332
Neslihan (iyi de kitapta Neslihan diye bir karakter yok… ve o sırada birlikte olduğu, kalede zaman geçirdiği kişi Nalan…) cebinden fotoğraf makinesini çıkartıyor.
 Okuduğum tarih: 22 Temmuz 2012

 ARKA KAPAK –

Birkaç kitabın arkasını çevirip bakıyorsun ve yine kendini arıyorsun. Yaşamında yapmak isteyip de yapmadığın ya da yapamadığın ne kadar çok şey var. Oysa istemediğin birçok şeyi yaşadın ve yaşamaya devam ediyorsun. Peki ya sen kimsin? Gerçekten ne istiyorsun?

Seni tanıyorum. Kırgınlıklarını, hayal kırıklıklarını, hayellerini, yaşadıklarını ve yaşayacaklarını biliyorum. Çünkü, elinde tuttuğun bu kitabı sen yazdın.

Her gün onlarca role girerken, kendi kuklalarımızı yaratıyoruz. Kendimizden yarattığımız, günlük hayatta oynattığımız onlarca kukla. Her rolün bir kuklası var.
Bir insanın, bin farklı yansıması…

Bir bedende kaç kişisin?

Bu kez benim yaşadıklarımda seni anlattım.

Seni, bugüne kadar yaşamadığın bir yolculuğa davet ediyorum.
Bittiğinde dünya bambaşka olacak.
Bu sefer kendin için bir şey yap. Hiç değilse bir kez bu kadar düşünme…

Eğer istersen benimle gel.

Konu kitapsa kitap çekilişimi hatırlatmamak olmaz:))) Burada:)