sel yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sel yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2019 Pazar

Kokular - Philippe Claudel

Claudel'in iki kitabını okudum. Bay Linh ve Torunu ve Brodeck'in Raporu. İkisini de çok beğendim. 
Açıkçası Kokular kitabından beklediğim ölçüde etkilenmedim. Çünkü kokuların anılarımızı nasıl da saklandıkları yerlerden çıkardıklarını bilirim. Kokuların diline inanırım. Kitap da adı üstünde kokular üzerine, kokuların duygularımız ve hafızamız üzerindeki etkileri üzerine denemelerden oluşuyor. Sanırım daha şiirsel bir dil bekledim.



Brodeck'in Raporu yorumumu henüz bloga girmedim ama Bay Linh ve Torunu paylaşımımı okumak isterseniz:

Bay Linh ve Torunu - Philippe Claudel



KOKULAR
Yazarı: Philippe CLAUDEL
Orijinal Adı: Parfums
Türü: Deneme
Yayın Hakları: Sel Yayıncılık
-   1. Baskı / Temmuz 2016
Kapak Tasarımı: Gülay Tunç
Türkçesi: Gözde Zeynep Çaylı
-   159 sayfa


 Kitaptan Alıntı;

        * Annem hamur yoğurmuş. Çiçekleri hamura buluyoruz, etraflarını çeviren sarı lav onları ağırlaştırıyor, hemen kızgın yağa atmak gerekiyor; böylece keskin aromaları yok olmayıp ince kabuklarının altına hapsolacak.


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * Kediler ve köpekler işiyordu üzerlerine.

        * ... sahiplerinden uzakta ölmeye giden utangaç kedinin...

        * Hayvanlar arasında yaşıyoruz; ... tavuklarla, ördeklerle, kedilerle, köpeklerle...

        * Bir kedi miyavlayarak ortalıkta dolanır ve ince pembe diliyle topraktaki bir çukurdan biraz süt içer.

        * Eter- Kedi yavruları onunla öldürülür, çocuklar onunla uyutulur.

Yazım-Basım Hatası-

        * Sf/ 32
         ... beni aşan tartışmalar konu ediliyordum.

                                                                  Okuduğum tarih: Ekim 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  Phillippe Claudel 1962' doğumlu Fransız yazar ve sinemacı. Modern edebiyat eğitimi almış, doğduğu ve hala yaşadığı Lorraine bölgesine bağlılığını koruyan yazar Lorraine Üniversitesi'nde ve Avrupa Sinema ve Radyo Tiyatro Enstitüsü'nde senaryo yazımı üzerine ders vermektedir. Ayrıca mahkumlarla ve fiziksel engelli gençlerle de çalışmalar yapmaktadır.
Önemli romanları dünya dillerine de çevrilen Claudel, Goncourt Edebiyat Akademisi ile Belçika Fransız Dili ve Edebiyatı Kraliyet Akademisi'nin üyesidir. Hem romanları hem de filmleri pek çok ödüle layık görülmüştür.
Daha önce Türkçede Gri Ruhlar, Bay Linh ve Torunu, Brodeck'in Raporu adlı romanları yayımlanmış olan Philippe Claudel'in Kokular adlı bu eserine 2013 yılında Jean-Jacques Rousseau otobiyografi ödülü verilmiştir.

ARKA KAPAK –

2013 yılında Jean-Jacques Rousseau otobiyografi ödülüne layık görülen Kokular'da Philippe Claudel, burun deliklerinden başlayıp zaman ve mekân içinde süren şiirsel bir yolculuk sunuyor. Yaşarken üzerinde durmadığımız ne varsa, tarif edilemez gelen her neyse, bütün bunlardan birer edebiyat abidesi çıkarmayı başaran ender yazarlar arasında, Baudelaire ile Proust'un yamacında yerini alan Claudel, çocukluktan ergenliğe, delikanlılıktan orta yaşa, mutluluğun hüzünle iç içe geçtiği bir tür koku sözlüğü yaratıyor.

Her bir kokunun izlenimci bir tablo gibi, ele avuca gelmez renk vuruşlarıyla çiziktirildiği, dantelamsı bir dokuyla işlendiği, simyacı titizliğiyle özlerine inip cesur karışımların yaratıldığı, zarafet ve nezaket dolu hayat tabloları, altmış üç küçük mücevher...

Herkesin kendinden, aşina kokularından bir şeyler bulabileceği Kokular'da, günümüzün bunca örseleyici, süratli, içi boşalmış ve kıyıcı dünyasında belki bir an durup başka hayatların, başka ihtimallerin tahayyülünü bu koku envanterinden yola çıkarak kurabiliriz...

Geçmişin kısacık anlarından başlayarak belleğe övgüye dönüşen, sıradan, mahrem yaşantıların kutlanıp ebedileştirildiği (ve edebileştirildiği) bu kısa metinlerde, yalnızca geçmişe güzelleme değil, bizi biz yapan o günlere ve o kokulara bir teşekkür bulabilir; yaşama ağrımızı dindirecek devayı sezebiliriz.


 Defterimden...



Keyifli okumalarınız olsun.


18 Mayıs 2018 Cuma

Kraliçe Kitap Okursa - Alan Bennett

* Gülümseten güzel bir dili olan ve keyifle okunan bir kitap. * Kraliçe kitap okursa ne okur ve ne oluru işliyor ☺ Koskoca kraliyet bile kitabın ve kadının gücünden korkar mı?, Korkar!
* Yazarlar, kitaplar, kitap sohbetleri olan kısa bir kitap. Keşke biraz daha yazsaymış yazar...


 Bodrum ♡


KRALİÇE KİTAP OKURSA
Yazarı: Alan BENNETT
Orijinal Adı: The Uncommon Reader
Türü: Roman
Yayın Hakları: Sel Yayıncılık
-   1. Baskı: Temmuz 2008
Çeviri: Süha Sertabiboğlu
-   100 sayfa


 Kitaptan Alıntılar;

        * Öte yandan, fark ettiği başka bir şey de kitapların insanı nasıl diğer kitaplara yönlendirdiği, yöneldiği her yerde birbirinin ardına kapıların açıldığı ve günün, onun okumak istediği şeylere yetecek kadar uzun olmadığıydı.

        * 'Vakit geçirmek mi?' dedi Kraliçe. 'Kitapların vakit geçirmekle bir ilgisi yoktur. Kitaplarda başka yaşamlar vardır. Başka dünyalar vardır. Vaktin geçmesini istemek bir yana, Sir Kevin, insan keşke daha çok vaktim olsaydı der kendi kendine. İnsan vakit geçirmek istiyorsa Yeni Zelanda'ya gidebilir pekala.'

        * Bu sayfaların ve bu kitap kapaklarının arasında, tanınmadan yaşayabiliyordu.

        * Kraliçe hemen, yazarlarla en iyisi, romanlarının sayfalarında tanışmak gerektiğine ve onların da, kitaplarındaki karakterler gibi, okurun düş gücünün yarattığı şeyler olduğuna karar verdi.


- Yazım-Basım Hataları -

        * Sf/ 26
         ... yeni Zelanda'ya...

        * Sf/ 83
         ... kişıye...
                                                                           Eylül 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  1934'te İngiltere, Leeds'de doğan Alan Bennett Oxford'da uzun yıllar Ortaçağ Tarihi konusunda ders verip araştırmalar yaptıktan sonra, akademisyenliğe pek uygun olmadığına karar verdi.

Altmışlı yıllarda tiyatro oyunculuğu yaparak bu konuda bir ün kazandı. 1968'de ilk tiyatro oyunu Forty Years On'u yazdı ve bunun ardından birçok tiyatro ve radyo oyunu, senaryolar, öyküler, kısa romanlar ve kurgu dışı yazılar geldi. Yapıtlarındaki keskin mizahla ünlendi. Seçtiği karakterler genellikle, yaşamın bir çıkmaza soktuğu kişilerdir. Onların zayıflıklarını göz önüne sermede başarılıdır.

1994'te, daha önce yazdığı, III. George'un Deliliği oyununu Kral George'un Deliliği adıyla sinemaya uyarladı ve bu filmle en iyi sanat yönetimi dalında Akademi Ödülünü kazandı. Tarihin Çocukları adlı yapıtı üç dalda Olivier Ödülüne değer görüldü. Yine kendisine, Britanya tiyatrosuna büyük katkılarından ötürü Olivier Ödülü verdi.


ARKA KAPAK –

Sarayın köpekleri bahçeye park etmiş tuhaf kamyonete havlamasaydı, Kraliçe belki de Westminster gezici kütüphanesinin saraya her hafta geldiğini hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Gürültü için özür dilemek üzere gezici kütüphanenin basamaklarını çıkan Kraliçe, konumu gereği kendini bir kitap almak zorunda hisseder. Kitap kötü çıkar, ama Majesteleri'nin aldığı eğitim onu bitirmesini gerektirmektedir ve kitabı geri götürdüğünde kabalık olmasın diye başka bir kitap daha alır. Daha isabetli bir seçim olan bu ikinci kitap Majesteleri'nde öyle büyük bir kitap okuma tutkusu uyandırır ki resmi görevlerini aksatmaya başlar.

Böylece, kadıncağız Hardy'den Brookner'e, Proust'tan Beckett'e, her önüne gelen kitabı yutarak okurken maiyet subayları da Kraliçe'nin bu kitap serüvenine bir son vermek için gizli tertiplere girişir.

Kraliçe Kitap Okursa edebiyatın, en sıra dışı okurun bile yaşamını değiştiren
büyük gücünü gözler önüne seren, sarsıcı ve eğlendirici bir kitap...


Defterimden...


Bodrum ♡



4 Kasım 2017 Cumartesi

Bir Dakikalık Öyküler - İstvan Örkeny

* Macar edebiyatından keyifli bir okuma deneyimi 😊 Bazıları dakikadan da kısa sürede okunabilecek güzel ve sıra dışı öyküler... Özellikle birkaç tanesini çok beğendim 📚

* Kitap çantaya atıp herhangi bir yerde sıranızı beklerken ya da sohbet arasındaki kısacık molalarda bile göz gezdirebileceğiniz tarzda...


* Macar yazarlardan Magda Szabo'nun yeri bende bir başkadır. Hatta çok uzun zamandır baskısı olmayan İza'nın Şarkısı'nı Yky bastı, ilgilenenlere duyurulur 😄 Hatta hemen aldım okudum ancak hala blog paylaşımını hazırlayamadım:)



BİR DAKİKALIK ÖYKÜLER
Yazarı: İstvan ÖRKENY
Orijinal Adı: Egyperces Novellak
Türü: Öykü
Yayın Hakları: Sel Yayıncılık
-   1. Baskı: Haziran 2004      2.Baskı: Kasım 2004    3. Baskı: Şubat 2017
Kapak Tasarımı: Gülay Tunç
Macarcadan Çeviren Sevgi Can Yağcı Aksel

-   111 sayfa


 Kitaptan Alıntılar;

        * İlk büyük başarısı Totek / Tot'lar absürd tiyatronun Macaristan'daki ilk örneğidir.

        * Bir Dakikalık Öyküler, Fransızca çokanlamlı Minimythes adıyla, 1969'da Paris'te Kara Mizah Büyük Ödülü'nü kazanmıştır.

        * Öykülerin başlıklarına lütfen dikkat edelim. Yazar kısa ve öz olmalarına özen göstermiş, gelişigüzel adlar seçmemiştir. Tramvaya bineceğimiz zaman önce numarasını okuruz değil mi? İşte öykülerden önce de aynı dikkatle başlıkları okumak gerekir. Ancak yalnızca başlıkların okunması elbette yeterli olmayacaktır. Önce başlık, sonra öykü. Önerilen tek okuma yöntemi budur.
         Dikkat! Anlayamadığınız öyküyü tekrar okuyun lütfen! Hala anlamıyorsanız sorun okurda değil öyküdedir. Okur aptal olmaz, olsa olsa öyküler kötüdür!..

        * İnatçı Baskı Hatası
         Düzeltme-
         Gazetemizde, geçtiğimiz salı günü yayımlanan bir haberde, İsveç Bilimler Akademisi tarafından, fahri doktora unvanı veriken Macar bilimadamının adı yanlışlıkla 'Dr. Peter Pal Palpeter' olarak aktarılmıştır. Üstelik yalnız haberde değil, haberin başlığında da 'Peter Pal Palpeter' adı yanlış kullanılmıştır.
         Değerli Macar bilimadamının adı 'Dr. Peter Pal Palpeter'dir.

        * Her birimizin bildiği başkadır bu hayatta ve kimse kimsenin boşluğunu dolduramaz.

        * Puli - Özel bir Macar çoban köpeği cinsi.

        * 'Bir de,' dedi, 'mezara elektrik hattı çekilecek.'
         Mühendis ve satıcı hep bir ağızdan, 'Elektrik mi?' diye hayretle sordu. 'Mezarda elektriğin işi ne?'
         'Bu da soru mu!' dedi müşteri sinirlenerek. 'Karanlıkta mı duracağız!'

        * Meslek Onuru
         Taş gibi adamım ben. Kendime hakim olmayı bilirim. Yılların deneyimi, yeteneğimin takdir edilmesi, bütün geleceğim risk altındaydı; yine de hiç belli etmedim.
         'Ben bir hayvan sanatçıyım,' dedim.
         'Ne yaparsın yani?' diye sordu müdür.
         'Kuş sesi çıkarırım.'
         'Üzgünüm, ama bunun modası çoktan geçti!' dedi eliyle işaret ederek.
         'Modası mı geçti? Nasıl olur? Bir kumrunun ötüşü; bir serçenin, bıldırcının, bülbülün şakıması; martının çığlığı, tarlakuşunun ezgileri?'
         'Banal,' dedi müdür dudak bükerek.
         Bu beni çok yaraladı ama hissettirmedim.
         'Peki o zaman,' dedim nazikçe. Arkamı döndüm, açık pencereden uçup gittim.

        * Uzaktan akrabamız, iyi eğitimli, centilmen, Başrahip Dr. Kniza, çakıl taşı olmam için ısrar etti. Aslında vaat ettiği sonsuzluk ve sessizlik düşüncesi beni çekmişti ancak annem tam tersini istiyordu. ... 'Git de yumurta ol evladım,' derdi annem. 'Yumurta için doğum ve ölüm birdir. Kırılgan bir kabuğun içinde akıp gider zaman. Bir yumurtadan her şey olabilir.'

        * Bir Su Birikintisinin Anıları-
         Tarih 22 Mart 1972'yi gösteriyordu. Bütün gün yağmur yağmıştı. Çok uygun bir yerde biriktim ben. Anımsadıkça gülerim. Budapeşte'de -Macaristan'ın başkenti- 13. Bölge, Drava Sokağı 7 numaralı evin önündeki kaldırım göçüğüydü adresim.
         İşte burada yaşadım. Çok kez ezildim. Üstüme basıp geçenler bununla yetinmez, bir de arkalarına dönüp söverlerdi. Buraya yazılmayacak çirkinlikte sözlerle... İki günlük su birikintiliğim süresince, başıma gelen bunca şeyi sabırla göğüsledim.
         Ayın yirmi dördünde güneş gökyüzünde parıldıyordu. Ne garip bir paradoks! Bu güzelim hava benim sonum demekti. Kuruyup gittim işte. Daha ne yazayım?


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * Macskajatek (Kedi Oyunu, 1963) adlı novellası...

        * 'Sen ne arıyorsun benim tatlı, minik kedim?'
         Topu aldı -tek yapabildiği şey buydu- ve olanca hızla oradan ayrıldı.
         Çirkin, yaşlı ve pis kokulu bir sıçan -kedi sanılan oydu- birden acıyla irkildi. Hayatı boyunca hiç kimse bir kediyle konuştuğu gibi konuşmamıştı onunla.
         ... Bir kedi olarak doğmuş olsaydı eğer, her şey ne kadar farklı olurdu, diye düşündü o an.

                                                                  Temmuz 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  Istvan Örkeny, 1912 yılında Budapeşte'de doğan Yahudi asıllı Macar dramaturg ve yazar.
         İlk öyküleri Keresztmetszet dergisinde yayımlandı. 1941'de basılan ilk kitabı Tengertanc (Deniz Dansı) nedeniyle politik odakların dikkatini üzerine çekti. 1942'de gönderildiği Rus cephesinden 1946'da dönebildi. Cephedeyken yazdığı Voronyezs (Voronej, 1947) adlı oyunda dünyayı saran savaş, işgal ve esaret atmosferini sert ve gerçekçi bir üslupla yansıttı. 1949'dan itibaren Gençlik Tiyatrosu'nun, 1951'den sonra Macar Halk Ordusu Tiyatrosu'nun dramaturgluğunu üstlendi. 1956 ayaklanması sırasındaki siyasal tutumu nedeniyle metin yayımlaması beş yıllığına yasaklandı.
         Yayın yasağından sonra çıkan ilk kitabı Jeruzsalem hercegnöje (Kudüs Prensesi) sansasyon yarattı. Bu dönemden sonra ürettiği metinlerde radikal bir üslup değişikliği kendini gösterdi. Ayrıntılı epik tasvirler ve psikolojik gerçekçilik yerine yoğun, groteks ve minimal bir tarza yöneldi. Macskajatek (Kedi Oyunu, 1963) adlı novellası, Totek (Tot'lar, 1967) adlı absürd oyunu ve Bir Dakikalık Öyküler'i (1968) yazarın son dönemde ürettiği en bilindik eserleridir.
         Bu süreçte Macaristan'ın en sevilen yazarlarından biri haline gelen İstvan Örkeny, 1979 yılında, doğduğu şehirde hayatını kaybetti.


 ARKA KAPAK –

Çağdaş Macar edebiyatının önemli isimlerinden İstvan Örkeny tarafından ustalıkla kaleme alınmış birer kara mizah örneği olan Bir Dakikalık Öyküler, kısa olmakla birlikte çok değerlidir. Öncelikle okura zaman kazandırdıkları için. Öyküler oturarak ya da ayakta; rüzgarda, yağmurda, karda, balık istifi bir otobüste, hatta birçoğu yolda yürürken bile okunabilir. 

Önerilen okuma biçimi: önce başlık, sonra öykü. Anlaşılmayan öykü tekrar okunacak, yine anlaşılamıyorsa sorun okurda değil öyküdedir.
Okur aptal olamaz, olsa olsa öyküler kötüdür.

Kitaptan...


Defterimden...


Keyifli okumalarınız olsun.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Okuma Halleri, Fotoğraflarla * Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın / Jeanette Winterson

Kitapla ilgili paylaşımımı okumak isterseniz:

Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın - Jeanette Winterson


Aşkım ♥


Isaac ♥


Çılgın Balım ♥


Defterimden...


Poirot ve Aşkım ♥♥


Okuyalım güzelleşelim:)


Isaac ♥


Keyifli okumalarınız olsun ^-^
Poirot ♥



Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın - Jeanette Winterson

* Jeanette Winterson'la tanışma kitabım olan Vişnenin Cinsiyeti ne denli özgün bir kalemle olduğumu anlamama yetmişti. 
* 'Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın' ismiyle bile içeriğinin enteresan ve okunası olduğunun ipucunu veriyor bence. Ve hatta kitaba ismini veren diyalog annesiyle aralarında geçen Jeanette Winterson'un sonraki hayatını da etkileyen kararlar almasını sağlayan bir yaşanmışlığa ait.
* Yazarın hayatına tanık olurken hayata dair düşüncelere dala dala hüzünlü ve heyecan dolu bir okuma oldu. Ne yazdıysa hepsini okuma hevesindeyim.
* Kitabın editörlüğünü Melisa Kesmez yapmış. Melisa Kesmez paylaşımlarımı buradan okuyabilirsiniz.


Vişnenin Cinsiyeti kitabıyla ilgili paylaşımımı buradan okuyabilirsiniz.


Okuma halleri fotoğraflarıma bakmak isterseniz:

Okuma Halleri, Fotoğraflarla * Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın / Jeanette Winterson




NORMAL OLMAK VARKEN NEDEN MUTLU OLASIN
Yazarı: Jeanette Winterson
Orijinal Adı: Why Be Happy When You Could Be Normal
Türü: Deneme
Yayın Hakları: Sel Yayıncılık
-   1. Baskı: Kasım 2015                 2. Baskı: Aralık 2015
Kapak Tasarımı: Gülay Tunç
Çeviri: Püren Özgören
-   215 sayfa


Kitaptan Alıntılar;

        * ... ben yine kapı dışarı edilmiştim, eşikte oturuyorum. Hava gerçekten soğuk, kıçımın altında bir gazete var, kalın paltomu sarınıp büzüşmüştüm.
         Bir kadın yaklaşıyor, onu tanıyorum. Bana bir paket patates cipsi veriyor. Annemin nasıl biri olduğunu biliyor.
         Evimizin ışıkları açık. Babam gece vardiyasında, dolayısıyla annem yatabilir ama yatıp uyumuyor. Bütün gece İncil okuyacak, babam eve dönünce beni içeri alacak, hiçbir şey söylemeyecek, annem hiçbir şey söylemeyecek ve insanın çocuğunu bütün gece dışarıda bırakması normalmiş gibi davranacağız...

        * Bebek, ancak bir öyküyle bilinebilir hale gelen, bilinmez bir dünyanın ortasına fırlatılır - hepimiz elbette böyle yaşarız, o yaşamlarımızın anlatısıdır, ama evlat edinilmek sizi çoktan başlamış bir öykünün içine atar. Buysa, ilk birkaç sayfası eksik bir kitabı okumaya benzer. Tiyatroya, perde açıldıktan sonra varmaya benzer.

        * Seanslardan sonra annem evin savaştan kalma üniformalı adamlarla dolduğundan yakınırdı. Kavurma etli sandviçlerden almak üzere mutfağa girdiğimde, Ölüler gidene kadar yemememi söylerdi. Buysa bazen saatler alırdı; o kadar beklemek dört yaşındaki bir çocuk için oldukça zordu elbette.

        * Yırtık pırtık bir kadın ve çocuk sürüsü, çöp yığınlarında ve su birikintilerinde eşelenen domuzlar kadar pis bir güruh -ne kanalizasyon var ne de kaldırım- dört bir yanda durgun, kokuşmuş gölcükler - bir düzine fabrika bacasından yükselen kara duman... had safhada bir pislik ve leş kokusu.
                                      Engels, İngiltere'deki İşçi Sınıfının Durumu (1844)

        * Engels'ın Manchester'da, babasının şirketinde çalışarak geçirdiği zaman, ona işçi sınıfının yaşamının acımasız gerçekliğini gösterdi. İngiltere'de İşçi Sınıfının Durumu, hala okunmaya değer bir kitap; Sanayi Devrimi'nin sıradan insanlar üzerindeki etkilerine, birbirlerini yalnızca 'yararlı nesneler' olarak görmeye başladığında insanlara ne olduğuna dair ürkütücü, üzücü bir yapıt.

        * Beni doğuran annem bir fabrikada işçiymiş.

        * ... bütün gün tek bir reçelli sandviçle ve bir şişe sütle. Kapı üzerime kilitlenip dışarıda bırakıldıysam ya da diğer gözde cezayı yiyip kömürlüğe kapatılmışsam, öyküler uydurur, soğuğu ve karanlığı unuturdum.

        * Annem, Bayan Winterson, hayatı sevmezdi. Hiçbir şeyin yaşamı güzelleştirebileceğine inanmazdı. Bir keresinde bana evrenin kozmik bir çöp kutusu olduğunu söylemişti; bunun üzerine biraz düşünmüş, peki kapağı kapalı mı açık mı, diye sormuştum.
         'Kapalı,' dedi. 'Hiç kimse kaçamaz.'

        * Kıyamet sonrasına ilişkin bu ayrıntılı, inceden inceye işlenmiş yorumlar annemin zihnini epeyce meşgul ediyordu. Bazen mutlu görünür, piyano çalardı, ama mutsuzluk hep yakınlarındaydı, dolayısıyla bir başka düşünce zihnini bulandırır, o da bir anda çalmayı kesip piyanonun kapağını kapatır, arka geçitte volta atmaya başlardı; çamaşır asılı iplerin arasında, bir şey kaybetmişçesine, bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı.
         Bir şey kaybetmişti. Büyük bir şey. Yaşamı kaybetmişti / kaybediyordu.

        * Güneş parlıyorsa, ışığında durun - evet evet evet.mutlu anlar harikadır, ama mutlu anlar geçip gider - geçip gitmek zorundalar - çünkü zaman geçer.

        * Babası, bara giderken sıklıkla küçük oğlunu da yanında götüren, sokakta bırakan, saatler sonra bardan çıkıp yalpalayarak eve dönüp babamı orada unutan, kapının eşiğinde uyur halde bırakan ayyaşın tekiymiş.

        * Bir metnin gücünün zamanla sınırlı olmadığını çok erken yaşta öğrendim. Kelimeler işlerini görmeyi sürdürüyor.

        * Her kitap bir kapıdır. Açarsınız. İleriye doğru bir adım atarsınız. Geri döner misini peki?

        * Bir süre içime kapandım, ama önemli bir şey fark etmiştim: Dışarıda olan her şey, istendiği an sizden alınabilir. Bir tek içinizde olanlar güvendedir.

        * Kurgu ve şiir ilaçtır, şifadır. Gerçekliğim hayal gücü üzerinde bıraktığı tahribatı tedavi ederler.


        * İngiltere'nin kuzeyindeki işçi sınıfının dünyasına, kanıksanmış bir gaddarlık egemendi. Erkekler kadınları döverdi - ya da, D.H. Lawrence'ın deyişiyle, hadlerini bilsinler diye, onları şöyle bir 'okşarlardı'.

        * Babam evlendikten birkaç yıl sonra ikinci karısını dövmeye başladı.
         ... İsa'yı bulmadan önce annemi dövdüğünü biliyorum, annemin ve onun annesinin de büyükbabam tarafından hırpalandığından haberim var, ancak ben büyürken babam beni sadece annemden talimat aldığında döverdi.

        * Kulaklarım sağır olunca beni doktora götürmedi, çünkü bunu yapanın ya arızalı ruhumu onarma gayretiyle kulaklarımı dünyasal şeylere tıkayan İsa, ya da kulak zarımı delecek kadar yüksek sesle fısıldayan şeytan olduğunu düşündü.
         Sağırlığımın, klitorisimi keşfettiğim döneme denk gelmesi, benim için büyük talihsizlikti.
         Bayan W her şeyden önce eski kafalıydı. Mastürbasyonun insanı kör ettiğine inanırdı, aynı zamanda sağır da edebileceği sonucuna varması hiç zor olmadı.
         ... Her neyse, sonunda bademciklerimin alınması gerekti ve kulaklarımı tıkayanın ne İsa ne de şeytan olduğu ortaya çıktı, böylece geriye tek suçlu olarak temel kişiliğim kaldı.

        * ... daha uzaktaki ortaokula başlayınca yemek zamanı (öğle) eve dönmedim, böylece yemek falan yemez oldum. Annem yoksulluk yardımı için başvurmayı reddettiğinden, okulda bedava yemek yeme hakkına sahip olamamıştım, dışarıdan yemek alacak paramız da yoktu. Genellikle çantama iki dilim ekmekle bir parça peynir atar, akşama kadar idare ederdim.

        * Ölüm / yaşam. Bir ruhun olduğu sürece ne fark ederdi ki?

        * Anne... Janey'i seviyorum.
         Yani onunla yatıyorsun... kızışmış vücutlar, her yerinizde dolanan eller...
         Onu seviyorum.
         Sana bir şans vermiştim. Sen yeniden şeytana döndün. Şimdi söylüyorum,, ya bu evden çıkıp gidersin bir daha  da dönmezsin ya da o kızla görüşmeyi kesersin. Annesine her şeyi anlatacağım.
         Biliyor.
         ...
         Jeanette, nedenini söyler misin bana?
         Neyin nedenini?
         Neyin olduğunu biliyorsun...
         ... Onunlayken mutluyum. Çok mutluyum.
         ... Normal olmak varken neden mutlu olasın ki?

        * Yeterince dünya ve zaman: Gençtim, dolayısıyla zamanım vardı, ama dünyayı arayıp bulmam gerektiğinin farkındaydım - kendime ait bir odam bile yoktu.

        * Bir arabada uyumanın tek yolu, bir plan yapmakla mümkündür. Benimki de okumak ve yiyip içmek için ön koltuğu, uyumak için de arkayı kullanmaktı. ... Eşyaları bagajda tutuyordum...

        * Oxford'un bütün o cinsiyet ayrımcılığına, burnu büyüklüğüne, ataerkil tavırlarına ve öğrencinin sosyal refahına karşı sergilediği ilgisizliğe...

        * Jung, bir çatışmanın yükseldiği seviyede asla çözülmeyeceğini ileri sürer - o seviyede sadece bir kazananla bir kaybeden bulunur, bir uzlaşma değil.

        * Ama otuz yaşıma gelip de Tek Meyve'nin televizyon uyarlamalarını yazmaya başlayınca...
http://www.dailymotion.com/video/x24bm0g

        * O günlerde evde kullanılan gaz türü havagazıydı; havagazındaki karbonmonoksit oranı yüksektir. ... Halüsinasyonlara ve depresyona neden olur. Sanrılar görmenizi salar - gerçekten de, perili denen evlerde uçuşa buharların, buğuların hayali görüntüler değil, kimyasal olduğuna dair tartışmalar var. Bana akla yatkın geliyor. On dokuzuncu yüzyıl, ürkütücü hayaletlerin, ne idüğü belirsiz, karanlık ziyaretçilerin yüzyılıydı. Doğaüstü olayların edebiyatı ve popüler hayal gücünü etkilediği yüzyıldı.
         Dracula, Beyazlı Kadın, Vidanın Dönüşü, Dr Jekyll ve Mr Hyde, M.R. James ve Edgar Allan Poe'nun imgelemleri
         1960'larda doğalgaz kullanılmaya başlanınca, Britanya'daki intihar oranı üçte bir azaldı...

        * Bir Kuran yak günü- Temmuz 2010'da, Florida, Gainesville'deki Hıristiyan Dove Wordl Outreach Merkezi'nin papazı Terry Jones, 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde 200 Kuran yakacağını açıklamış, uluslararası bir tepkiyle, sonu ölüme varan protestolarla karşılanınca, kararından vazgeçmişti. Yine de, 20 Mart 2011'de Gainesville kilisesinde 'Kuran'ı yargıladı' ve ayetlerin insanlığa karşı suç içerdiği iddiasıyla kutsal kitabı yaktı.


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * Erkek kedileri sapanla taş atıp gerçekten sersemletiyor muydu?

        * ... ufak tefek bir şeymiş, on yedisinde beni doğurmuş; bir kedi kadar kolaycacık.

        * Babam süt dökmüş kedi gibiydi.

        * Bana Kathleen Hale'in bütün Marmelat Kedi Orlondo kitaplarını almıştı. Kedi öylesine turuncu ve güler yüzlüydü ki.

        * Kedilerin yarı içeride yarı dışarıda olmaktan hoşlanmasına, yarı yabani yarı ehlileştirilmiş olmalarına bayılırım; ben de hem yabani hem evcilim.

        * Ben süpermarketlere meraklı biri değilim, alışverişimi orada yapmaktan nefret ederim; kedi maması ya da çöp torbası gibi başka yerde bulamayacağım şeyler için bile.

        * ... pofuduk bir kedi gibi tostoparlak, orta yaşlı bir hanımdı.

        * ... Victoria döneminden bir kartpostal vardı: Bay ve Bayan şeklinde giydirilmiş, arka ayakları üzerine çökmüş iki kedi.

        * Kırlar, doğa, kedilerim ve A'dan Z'ye İngiliz Edebiyatı sığınabileceğim, tutunabileceğim tek şeydi.

        * ... kucağımda iki kedim, öylece oturdum.

        * 2008 Şubat ayında hayatıma son vermeyi denedim. Kedim garajda, yanımdaymış. Kapıları güzelce, çepeçevre tıkayana ve motoru çalıştırana kadar bunu bilmiyordum. Kedim yüzümü tırmalamaya başladı; tırmalıyor, tırmalıyordu.

        * ... masal... onu bir kediye dönüştürür...

        * Kediler babamın yatağındaydı, son derece sakindiler...

                                                                           Mayıs 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  Jeanette Winterson (d. 27 Ağustos 1959 - Manchester, İngiltere), İngiliz Şövalyelik Nişanı sahibi İngiliz yazar.
Manchester'da doğan Jeanette Winterson, altı yaşındayken Pentakostal (Evanjelik Hıristiyanlık içinde bir hareket) bir aile tarafından evlat edinildi. Evlat edinilmesini takiben ailesiye birlikte Accrington, Lancashire'a gitmiş ve ileride Hristiyan misyoneri olacak şekilde bir eğitim almaya başladı.
16 yaşında ailesine lezbiyen bir ilişki yaşadığı açıkladı ve evinden ayrıldı.  Eğitimine Oxford Üniversitesi St Catherine's College'da İngiliz edebiyatı okuyarak devam eden yazar aynı dönemde farklı işlerde çalışarak geçimini sağladı.
Londra'ya taşındıktan sonra, 24 yaşındayken, ilk romanı olan Tek Meyve Portakal Değildir yayımlandı. (Bu roman Sevin Okyay tarafından Türkçeye de çevrildi.) Tek Meyve Portakal Değildir, 1985 yılında "En İyi İlk Roman" dalında Whitbread Ödülü'nü kazandı. Roman, 1990 yılında yazarın kendisi tarafından televizyona uyarlandı ve aynı isimle televizyon dizisi olarak gösterildi. Tek Meyve Portakal Değildir isimli dizi "En iyi Drama" dalında BAFTA Ödüllerine layık görüldü.
Jeanette Winterson, 1987 yılında Napolyon dönemi Avrupa'sında geçen Tutku (The Passion) isimli roman serisiyle John Llewellyn Rhys Ödülü'nü kazandı.
Jeanette Winterson'ın sonraki romanları yaratıcılık ve hayal gücünün sınırlarını zorladı. Bu romanlarında, cinsiyet kutuplaşmaları ve cinsel kimlik konularına değinen yazar, birçok edebiyat ödülü kazandı. Dizüstü (The Powerbook) isimli romanının sahne uyarlaması 2002 yılında Londra'daki Royal National Theatre'da sahnelendi. Yazar, 2006 yılında İngiliz Şövalyelik Nişanı ile ödüllendirildi.
2002 yılına kadar 12 yıl boyunca akademisyen ve BBC radyosu yayıncılarından Peggy Reynolds ile beraber oldu. Yazarın hayatında iz bırakan diğer bir partneri ise yayımcısı Pat Kavanagh'dır. Winterson, Written on the Body isimli romanını Kavanagh ile ilişkisinden esinlenerek yazdı.
Yazar, Doğu Londra, Spitalfields'de metruk bir müstakil ev satın almış ve evi restore ettirmiştir. Jeanette Winterson, halen bu evi "ikinci ikametgah" olarak kullanmaktadır. Evin giriş katı organik gıda satan bir dükkâna dönüştürülmüştür.
Yazarın Bedende Yazılı (çev. Süheyla Ç. Matthews, 2013), Vişnenin Cinsiyeti (çev. Pınar Kür, 2015) ve Tek Meyve Portakal Değildir (çev. Sevin Okyay, 2015) isimli romanları yayınevimiz tarafından yayımlanmıştır.

ARKA KAPAK –

Jeanette Winterson'ın gücünü samimiyetten ve dürüstlükten alan otobiyografik eserlerinden bir yenisi daha Türkçede.

Doğar doğmaz evlatlık verildiği aşırı muhafazakar ailede, onda derin yaralar bırakmış sevgisiz bir annenin gölgesinde geçen çetin çocukluğundan bugüne uzanan, kendini yaratma hikâyesini anlatıyor Winterson. Deliliğin sınırlarında gezen, genç yaşta gizli gizli okuduğu kitaplardan kurduğu köprülerle dışarıdaki dünyayı keşfeden ve özgürleşen bir kadının itiraflarla dolu, cesur, bir o kadar da şiirsel bir iyileşme hikâyesi bu. Tek amacı sevgi ve mutluluğu keşfetmek olan bir hayatın sansürsüz bir biçimde anlatıldığı, mahrem öğelerle bezeli bu eserde Winterson, bir yandan büyümenin sancılarıyla mücadele ederken, diğer yandan kökleriyle hesaplaşıyor. Can yakıcı hayat hikâyesini, içinden taşan duyguların tüm çıplaklığıyla aktarırken mizahı elden bırakmayarak; gerektiğinde hayatın hainliklerine "nanik" yapmayı da ihmal etmiyor.