19 Temmuz 2012 Perşembe

Son Parti Baykuşlu Eldivenler:)


Ne zamandır eldiven ekleyemiyorum. Malum havalar sıcak ve fotoğraflarını çekebilmek için, kısa bir süre dahi olsa ellerime giymem mümkün değil:) O yüzden fotoğraflar bu seferlik ellersiz ve ojesiz:)))






Sevgilerimle.

Her Hafta Doğum Günü:)))

Çocuk musun sen, bu yaşta iki kere doğum günü kutlanır mı demeyin:)))) Geçen hafta kitaplarla şenlendirdiğim doğum günümü bugün de kayınvalidem ve kayınpederimle kutladık.  



Sonrasında oralara gitmişken Suadiye D&R'a da merhaba diyeyim dedim:) Kedici dergisini ne zamandır istiyordum, bugün muradıma erdim:)


Kartal D&R'a gittiğimizde kampanyalı kitap çeşidinin az olduğunu düşünmüştüm ancak Beyoğlu D&R ve bugün de Suadiye D&R'daki standları görünce ne kadar yanıldığımı anladım. Seçebildiklerim bunlardan ibaret,




Eric Clapton'ı çok severim. Bizde olmayan bir albümdü, eve gelir gelmez iki kez dinledik:)


Bu kitapları da kayınpederimden okumak üzere aldım.



Üstteki iki kitap Fazıl'ın eski kitaplarıymış. 




Kitap çekilişime katılmadıysanız buraya lütfen:)
Sevgilerimle.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

*** 6. Çekilişime Hepiniz Davetlisiniz:))) ***

13 Ağustos saat 13.00'e dek katılabileceğiniz çekilişimde bu sefer kitaplar eşlik ediyor bizlere:)
- Erin Hunter'in 'Savaşçı Kediler' kitabını okuduğumda çok beğenmiştim -buradan okuyabilirsiniz- ve çekilişte olmasını arzu ettiğim için geçen hafta sizler için aldım.
- Diğer kitap ise, Nedim Gürsel'in 'Yaşar Kemal Bir Geçiş Dönemi Romancısı' isimli deneme kitabı. Tabii çekilişe kadar önce ben okuyacağım o yüzden kime çıkarsa hakkını helal etsin:)))
*** Katılım için sadece yorum bırakmanız yeterli.
Ama yine klasik ricalarımdan biri:))) Zorunlu değil sadece isteyenler, bu sıcak havalarda pratik yapılabilecek, bildiğiniz hafif ve leziz tatlı veya dondurma tarifi varsa paylaşırsanız sevinirim:)



Sevgilerimle.

PETROS AMCA ve GOLDBACH sanısı * Apostos DOXIADIS

Maalesef tüm okul hayatım boyunca matematikle hiç yıldızım barışmadı. Edebiyat, tarih ve coğrafya benim en çok sevdiğim derslerdi. Üniversiteye eşit ağırlıkla nasıl girdim onu da bilmiyorum:) Çünkü matematik konusunda o kadar yetersiz gördüm hep kendimi.
Ama bu kitabı çok keyif alarak okudum. Belki matematikten biraz dahi olsa anlayan biri okusa daha da sevebilir.




PETROS AMCA ve GOLDBACH sanısı
Yazarı: Apostos DOXIADIS
Çeviren: Devrim Denizci
Yayın Hakları: Everest Yayınları
-         Birinci Basım: Eylül 2000
-         172 sayfa
Kitabın Orijinal Adı: O Theios kai i Eikasia tou Goldbach, 1992
-EVEREST YAYINLARI KİTAP TANITIM-
PETROS AMCA VE GOLDBACH SANISI
Matematikten ve matematikle ilgili romanlardan hoşlanıyorsanız beğenerek okuyacağınız bir kitap. Kitabın, 1792 yılından beri matematikle ilgilenen neredeyse herkesin çözmeye çalıştığı Goldbach Sanısı'nı konu alması edebiyat tadının yanına matematiksel bir zenginlik de ekliyor. Her şey Goldbach'ın Euler'e yazdığı bir mektupla başlamıştı. "2'den büyük her çift sayı, iki asal sayının toplamına eşittir." Böyle ifade edilen Goldbach Sanısı, şu anda matematikte çözümü bulunamamış en büyük (ya da en kazık) problemlerden birisi olarak kabul ediliyor.
Kitabın kahramanı olan Petros Amca, kendini bu "kazık" problemi çözmeye adamış biridir. Bu amaç, onda yıllar geçtikçe bir tutkuya dönüşür; öyle ki çevresinden uzaklaşmaya başlar. Yıllar içinde kendini tüm yakınlarından, kardeşlerinden, hatta matematik aleminden uzaklaştırır. Hayatında tek bir amaç vardır: Goldbach Sanısı'nı çözmek. Petros Amca bütün bunların sonucu olarak Atina yakınlarında küçük bir köye yerleşir ve burada neredeyse münzevi yaşamı sürmeye başlar. Bir süre sonra sayılar onun gözünde cansız varlıklar olmaktan çıkar. Her biri farklı kişiliklere sahip, yaşayan varlıklardır sayılar. En zor zamanlarda bile problemi çözeceğine dair inancını yitirmez. Petros Amca, çözümün mutlaka bir yerlerde olduğuna emindir. Tam sayılarla çalışırken kendini vefalı dostlarının yanında hissetmektedir.
Köyde bu problem üzerine çalışan Petros Amca'nın kafasında yavaş yavaş başka düşünceler de belirmeye başlar: Matematikçi olunur mu, matematikçi doğrulur mu? Matematikte mükemmelliğe ulaşmak neden asıl olarak gençlik dinamizmini gerektirir? Dâhi olmayan matematikçi unutulmaya mahkûm mudur? Matematikle tutkulu uğraşmak hayatı tutkulu bir biçimde yaşamaya engel midir?
Bu kitabı okumanız için birçok neden var aslında. Matematikçinin ve matematiğin sıkıcı olduğunu düşünüyorsanız ne kadar yanıldığınızı görmek için okumalısınız; yüzyıllardır çözülmemiş bir problemi tanımak ve onu çözmeye adım atmak için okumalısınız. Bu nedenlerden ayrı olarak İngiliz yayınevi Faber and Faber, Goldbach Sanısı'nı çözecek kişiye 1 milyon dolar ödül veriyor. Yalnız, Türk okuyucularını uyaralım; bu ödül yalnızca ABD ve İngiliz vatandaşları için geçerli.

Kitaptan Alıntılar;

        * Goldbach Sanısı: 2’den büyük her çift sayı, iki asal sayının toplamına eşittir.
        Goldbach Sanısı –hipotezin ismi bu, ispatlanmadığı için şimdilik sadece bir hipotez-, tüm çift sayılar iki asal sayının toplamıdır. İlk kez Goldbach adında bir matematikçi tarafından Euler’e yazılan bir mektupta(-) önce sürüldü. İnanılmaz büyüklükteki çift sayılar üzerinde birer birer denenmiş ve doğrulanmış, ama kimse genel bir ispat yolu bulmayı başaramamıştır.
        (-) Aslında Christian Goldbach’ın 1742’de yazdığı mektup şu tez üzerinde duruyor: ‘Her tamsayı üç asal sayının toplamı olarak ifade edilebilir.’ Gelgelelim, eğer bu doğruysa, toplamı bir çift sayı eden üç asal sayıdan biri 2 olacaktır, üç tekel sayının toplamı her zaman tek sayı olur ve 2’den başka çift asal sayı yoktur. Şu durumda, her çift sayının iki asal sayının toplamı olduğu sonucuna varılır. Yine de, ötekinin ismini taşıyan iki asal sayının toplamı olduğu sonucuna varılır. Yine de, ötekinin ismini taşıyan bu sanıyı ifade eden kişi Goldbach  değil Euler olmuştur. Matematikçiler arasında bile pek bilinmeyen bir hikaye.
       
* … umutsuzluğu kovdu başından. Gecenin en karanlık dakikaları, şafak sökümünden hemen önce değil miydi?

* Hayatın sırrı, kendine erişebilir hedefler koymaktır.
       
* Kitaptaki anlatılardan yola çıkarak internetten araştırdıklarım,
 Kurt Gödel’in Eksiklik Teoremi: Sezgisel olarak matematikte belitlere (aksiyom) dayanan her sistemin tutarlı olması dahilinde eksik olması gerektiğini bildirir. Gödel'in ifadesiyle:
"Sayı kuramının bütün tutarlı ilksavlı formülasyonları karar verilemeyen önermeler içerir."
Bu önermeyi biraz açacak olursak, tutarlı biçimsel bir dizge (sistem) kurallara ve belitlere dayanıyorsa bu dizge kesinlikle karar verilemeyen (ne doğru ne de yanlış olduğu kanıtlanabilen) önermeler içerecektir. Gödel'in ikinci teoremi, her biçimsel dizgenin sayılar kuramına eşbiçimli (izomorfik) olduğunu söyler. Bu durumda bu teoremle, sayı kuramının her formülasyonunun eksik olması gerektiği kanıtlanmıştır.
Bu karar verilemeyen önermeler için en çok bilinen örnekler; (sayılar kuramında) Seçim Beliti, (geometride) Pararlellik Beliti, (mantıkta) Eubulides Paradoksu, vs...
Gödel, bu teoremle Hilbert'in Programı'nda sorduğu "Matematik tam mıdır?" sorusuna hayır yanıtını verir. Hilbert, matematiği paradokslardan ve tutarsızlıklardan kurtarmak amacıyla, sınırlı ve tam bir aksiyomlar kümesi ile tüm mevcut teoremlere sağlam bir zemin kurmayı amaçlamış ve gerçel analiz gibi karmaşık sistemlerin bu zemin üzerine oturmuş daha basit sistemler ile kanıtlanabileceğini önermişti. Tüm matematiğin tutarlılığını basit aritmetiğe indirgemeyi amaçlayan bu çaba, eksiklik teoremi ile boşa çıkmıştır.

Kurt Gödel:  (d. 28 Nisan 1906 - ö. 14 Ocak 1978), Avusturyalı-Amerikan mantıkçı, matematikçi ve matematik felsefecisidir. Kendi ismiyle anılanGödel'in Eksiklik Teoremi ile tanınır.
Teoremlerinde tam sayı aritmetiğini içerecek kadar karmaşık herhangi bir sistemin içinde, sistemin aksiyomlarından yola çıkarak doğruluğu veya yanlışlığı kanıtlanamayacak önermeler bulunacağını ispatlamıştır. Bunun için ise Gödel numaralandırması ismi verilen bir metod geliştirmiştir. Meşhur teoremini Viyana Üniversitesindeki doktora çalışması sırasında 1931 yılında ispatlamış, bununla 20. yüzyıl matematiğinin yönünü değiştirmiştir.
Eksiklik teoreminin kalbinde yatan fikir oldukça basittir. Gödel bir formel sistemde "bu önerme ispatlanabilir değildir" şeklinde bir önerme kurdu. Eğer önerme ispatlanabilirse; yanlıştır bu da ispatlanabilir önermelerin her zaman doğru olduğu gerçeği ile çelişir. Bu yüzden, her zaman en az bir tane doğru olan fakat ispatlanamayan önerme vardır.
İçine kapanık bir kişiliği olan Gödel, son yıllarında zehirleneceği paranoyasına kapılarak hiçbir şey yememeye başlamış, bunun sonucunda beslenme eksikliğinden 14 Ocak 1978'de Princeton'da ölü bulunduğunda cenin pozisyonundaydı ve sadece 29.5 kiloydu.

* 1729 çok ilginç bir sayı; hatta, iki farklı şekilde iki farklı sayının küpünün toplamı biçiminde gösterilebilen en küçük tamsayı.
1729:  1729 = 103 + 93 = 123 + 13.
Gerçekten daha  küçük bir tamsayıya uygulanamayan bir özellik.
Bunu ilk fark eden Hintli matematikçi Ramanujan'dır. İlginç olan bu işlemi daha sayıyı duyar duymaz zihninden yapmış olmasıdır. Bu sayıya Ramanujan sayısı denir.
           
* Yüksek aritmetiğin temel problemlerinin birçoğu asal sayılara (1’den ve kendilerinden başka böleni olmayan tam sayılar, 2,3,4,7,11…) indirgenmiştir; sayı sisteminin indirgenemez niceliği.

* Principia Mathematica: İkisi de mantıkçı olan Russel ve Whitehead’ın ilk olarak 1910’da yayınladıkları ve mantığın sağlam temelleri üzerine matematiksel kuramlar inşa etme girişimlerini konu alan başyapıt.
Alıntı- Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (Türkçe: Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri, sık sık kısaca Principia veya Principia Mathematica olarak da geçer) Sir Isaac Newton tarafından 5 Temmuz 1687'de yayımlanan 3 ciltlik çalışmadır. Kitabın basım masraflarını Edmond Halley(gökbilimci, Halley kuyrukluyıldızını bulan bilim adamı) kendi cebinden karşılamıştır. Kitap deri ciltli olup kitaba 9 şilin fiyat biçilmişti. Ancak piyasaya daha ucuz bir baskısı da sunulmuştu. Kitabın dili Latince olduğundan geniş kitlelere ulaşamamıştır. Klasik mekanik'in temellerini oluşturanNewton'un hareket kanunlarını ve Kütleçekim kanunu da içerir. Newton bu kitapta diferansiyel hesapla değil, geometrik ispatlarla çalışmıştır.

* Çoğunluğun kabul ettiği gibi, çözülmemiş en ünlü üç matematik problemi şunlardı: a- Fermat’ın Son Teoremi, b- Riemann Hipotezi ve c- Goldbach Sanısı
Alıntı-
Fermat'ın Son Teoremi
Fermat gerçekte bir avukattı ama matematiğe müthiş bir ilgisi vardı. Matematik dünyasında adı amatör matematikçi olarak anılır. Amatör sözcüğü basite alınmasın, günümüzdeki pek çok sayı kuramcı, onun kendisinden iyi olduğunu itiraf eder. Fermat, üzerinde çalıştığı kitap olan, Diaphontus'un Aritmetika'sının kenarına pek çok not almış ve teorem ispatlamıştı. Hatta öyle ki, ondan sonra kitap, bu yeni bilgiler eklenerek basılmıştı. Bu notlardan birinin, matematik dünyasının 350 yıl kadar gündeminde kalacağını kim bilebilirdi?
Fermat'ın Son Teoremi:
xn + yn = zn ifadesindeki (x,y,z) üçlüsünün n > 2 ve
n N olarak tanımlanan hiçbir n için
(önemsiz) tam sayı çözümü yoktur.
Teoremdeki önemsiz sözcüğü ilginizi çekebilir. Örneğin (0,0,0); (1,0,1) ya da (0,1,1) bu ifade için 3 farklı çözümdür ama Fermat bu tarz basit çözümlerle ilgilenmiyor.
Fermat bu hipotezin altına bir de not iliştirmiş:
"Çok güzel bir ispat buldum ama buraya yazmak için yeterli yok!"
Yine az öncekilere benzer bir durumla karşı karşıyayız. Elimizde sonsuz tane denklem var, deniyoruz ama bir türlü ifadeyi sağlayan (x,y,z) üçlüsü bulamıyoruz. Öyleyse gerçekten Fermat doğru söylüyor, deyip son noktayı koyamıyoruz. Bu çözümsüzlüğün ispatlanması gerekir. Tarihsel sıralamada önce belli değerler için ifadenin doğruluğu ispatlanıyor. n=3,4,5. İspatın her doğal sayı için doğruluğu ancak Fermat'ın ölümünden 328 yıl sonra, 1993'te İngiliz matematikçi Andrew Wiles tarafından yapılabildi. İspat üzerinde çalışmaya 10 yaşında başlayan bu matematik aşığı insan olmasa, belki hipotez, bugün hala bir çözüm bekleyenler arasında olacaktı!
Riemann Hipotezi
Bilindiği gibi asal sayılar düzenli bir dağılıma sahip değiller. Alman matematikçi G.F.B. Riemann (1826 - 1866) asal sayıların dağılımlarının Riemann-Zeta adını verdiği bir fonksiyon ile çok yakından ilişkili olduğunu gözlemledi. Söz konusu olan fonksiyon şöyle:
Bu fonksiyon s'nin 1 dışındaki her kompleks sayı değeri için tanımlıdır.
Riemann Hipotezine göre bu fonksiyonun, (s) = 0 ifadesini sağlayan tüm önemsiz olmayan s değerleri, reel kısmı ½ olan düşey doğru üzerine düşer (bu doğruya kritik doğru deniyor). İlk 1 500 000 000 değer için bu doğruluk tespit edilmiş olsa da asıl istenen, söz konusu tüm değerler için doğru olduğunun ispatlanması. 

Yazım-Basım Hataları:)

Sf/107
Bazı görüntüler şaşartıcı ve sevindiriciyken…

Sf/119
… araştırmasına ayırdığı günlük zaman dilimi dilimi gitgide…
 Okuduğum tarih: 15 Temmuz 2012

Yazar Hakkında Bilgi= 1953’te Avustralya’da doğdu ve Atina’da büyüdü. On beş yaşındayken, Matematik Bölümü’ne özgün bir makale sunduğu için New York’taki Columbia University’e kabul edildi. Lisans üstü eğitimini ise Paris’teki Ecole Pratiqe des Hautes Etudes’de tamamladı. Film ve tiyatro çalışmaları da bulunan ve ikinci filmi Terirem’le 1988 Berlin Uluslar arası Film Festivali’nde International Center for Artistic Cinema Ödülü’nü kazanan Apostos Doxiadis, Yunanca olarak dört roman yayınlamıştır.
Doxiadis’in diğer yapıtları şunlardır:
A Paralel Life (1985)
Macabetas (1985)
The Three Men (1997)

Çeviren Hakkında Bilgi= Devrim Denizci- 1978 Ankara doğumlu. İkokulu İnebolu’da, ortaokul ve liseyi Kastamonu Anadolu Lisesi’nde bitirdi. Bu kitap, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’ndan mezun olan Devrim Denizci’nin ilk çevirisidir.

ARKA KAPAK –

       Goldbach'ın 1742'de Euler'e yazdığı mektubundan beri bir problemin çözümünü bulmak nice usta matematikçinin hayalini süslüyor: 2'DEN BÜYÜK HER ÇİFT SAYI, İKİ ASAL SAYININ TOPLAMINA EŞİTTİR. Böyle ifade edilen Goldbach Sanısı, şu anda matematikte çözümü bulunamamış en büyük (ya da kazık) problemlerden birisi olarak kabul ediliyor.

Elinizdeki romanın kahramanı olan Petros Amca da, bütün hayatını bu problemi çözmeye adıyor ve yıllar geçtikçe hem kardeşlerinden hem matematik aleminden kopup, sonunda Atina'ya yakın bir köyde münzevi bir hayata sığınıyor. Tabii arkasında matematik ile hayatın kesiştiği ahiret sorularını bırakarak:

Matematikçi olunur mu, doğulur mu? Matematikte mükemmelliğe ulaşmak neden asıl olarak gençlik dinçliğini gerektirir? Dahi olmayan matematikçi unutulmaya mahkum mudur? Matematikte neden gümüş madalya yoktur? Dahası, matematikle uğraşmak hayatı tutkulu bir biçimde yaşamaya engel midir? Kendini bir şeye adamak basitçe bir hayata tutunma çabası mıdır, yoksa yaşarken sonsuzluğa erişmeyi düşleyen bir saplantı mıdır? İnsan, kendisini ölümsüzlüğe davet eden bir maceraya gözüpek biçimde atılmalı mıdır, yoksa kendini sonsuzluk içinde unutuluşa terk edip, basit ama mesut bir hayatı mı seçmelidir?

Matematikçileri hayatın akışından kopuk, kafalarını sayılara ve formüllere takmış donuk ve can sıkıcı insanlar olarak düşünüyorsanız, sıkı durun; bu romanda hayatıyla, özverileriyle, yaratma sancılarıyla son derece tutkulu ve hırslı bir karakter, hatta kıskanç bir aşıkla karşılaşacaksınız.
 

15 Temmuz 2012 Pazar

Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk ♥♥

İskender Pala'nın okuduğum ikinci kitabı Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk ve anladım ki Pala'nın diğer kitaplarını da okumalıyım.
Kitab-ı Aşk paylaşımımı okumak isterseniz buraya lütfen:)




BABİL’DE ÖLÜM İSTANBUL’DA AŞK

Yazarı: İskender PALA
Yayın Hakları: Kapı Yayınları
-  1 – 7. Basım: 2003-2004, L&M Yayınları
-   8 – 25. Basım: 2004-2008, Kapı Yayınları
-   26 – 27. Basım: Şubat 2009, Kapı Yayınları
-   416 sayfa

Kitaptan Alıntılar;

        * Yazarın ilk yazdığı değil, okuyanın son söylediği cümle önemlidir muhakkak.

* Parşömenin dilinden:
Yazık ki, o zamanlar, anladığımı anlatamıyordum. Biliyor ama bildiremiyordum. Fark ettiğimin fark edilmesini istiyordum ama olmuyordu. Leyla beni fark etmiyordu. Onun gözünde ben bir parşömen idim. O günlerde yaşadığım şeyin ‘eşyanın ruhu’ demek olduğunu ve Doğulu uluslarda bunun için ‘eşyaya bakma’nın gerçeği görmekle eşdeğer tutulduğunu sonradan öğrenecektim. Bana göre, varlığa bürünmüş her şeyin bir ruhu, bir hayatı vardı. Tıpkı insanlar veya hayvanlar gibi bitkiler de, cansız varlıklar da birer hayat sürüyor, yerküre topyekün nefes alıyor, yaşıyor ve yaşatıyordu.
  
* Bende Mecnundan füzun aşıklık isti’dadı var
    Aşık-ı sadık benim Mecnun’un ancak adı var.

* Aşk ayrılığının bir azap olduğunu söylüyor, sonra da azabın ‘a-z-b’ kökünden türediğini, bunun da ‘lezzet’ demek olduğunu söylüyordu.

* Yazık ki Mecnun onun, ‘Ey vefalı aşık! İşte ben geldim, Leylan geldi, hani yıllardır beklediğin sevgili!’ diye yalvarmasının değerini bilemedi ve Leyla’ya değil de, bizzat aşka aşık olmuş gibi şöyle deyiverdi:
‘Leyla, eğer ben ben isem, nesin sen; yok sen sen isen, ya neyim ben?!..
Fuzuli bu beyti, Mecnun’un sahralarda Leyla ile bütünleştiğini ve onu her zerresiyle kendinde hissettiğini, yıllar yılı ruhunda onunla birlikte yaşadığını, Leyla’yı tamamiyle içselleştirdiğini ve duygularındaki aşkınlığı anlatmak için söylemiştir. O kadar Leyla ile doluydu ki, o anda Leyla’nın ‘Ben geldim!’ demesini ikilik saydı, özünde olanı kaybedip karşısında olana kapılanmayı aşkın alt derecesi gördü ve ‘Ey sevgili! Hayli zamandır ben senim, sen de ben; biz iki bedende tek ruh, biz kabukta çifte bademiz, öyle iken sen ve ben diyerek ikilik çıkarmak aşkımıza yakışmaz!

* … çığlıklarım ölüleri uyandıracak gibiydi.

*Kadın’, eski Türkçe’de ‘hükmeden ve emreden kişi’ demekti.

* Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
   Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
                            Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman)
 İnsanlık alemine sultan olmak kadar değerli bir nesne daha yoktur. Ama o da dünyadaki bir nefesçik sıhhate değmez.

* Ayıttı ol peri bir gün düşüne girüren bir şeb
    Sevincimden nice yıllar geçiptir görmedim uyku
                                                        Zati

- O periler güzeli, ‘Günün birinde, bir gece rüyana gireceğim! diye söz verdi…
  Bu sözün sevinciyle nice yular geçiyor ki gözüme uyku girmedi!

* Leyla’dan geçme ve varolma faslındayım.

* Aşk ile yoğrulmak, aşktan yorulmak istiyorum

* Hatıraları unutmak olanaksızsa hatıralarda unutulmak kader olur.

* İnsanlar birbirine aşık gibi davranmaktan aşkın ne olduğunu ve aşkın felsefesini anlamaya fırsat bulamıyorlardı.

* İmtiyaz-ı sabit ü seyyarı müşkildir hayal
    Zanneder keşti- nişinan sahil-i derya yürür

- Duran ile yürüyenler (yahut gezegenler ile sabit yıldızlar) arasındaki farkı kestirmek zordur. Gemi yolcusuna göre yürüyenler sahildir çünkü.

* Yağmurlu ikindilerde görülen hüzünlü bir rüya gibiydi hayat.

* Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne
    Müptela-yı gama sor kim geceler kaç saat
                                               Sabit

- En uzun gecenin hangisi olduğunu ne müneccim, ne de takvim yapanlar bilir…
Gam tutkunlarına sor ki geceler kaç saattir!..

* Mihrümah ‘Ay ile Güneş’ demekti ve Kanun Koyucu’nun hayırsever kızının İstanbul’a yaptırdığı iki camiden birinin üzerinde şimdi güneş batarken diğerinden ay doğuyordu.

* … taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadı.

^-^ KEDİLER ^-^

* Erdebil kedisinin ense tüyünden koparılmış ince kıllardan yaptıkları fırçalarıyla sayfada çizgi çizerken yahut spiral çekerken, o tüyler ellerinden neredeyse bir tek saç teline döner, incelir, incelir, hayale dönerdi.

* Kafkasların şimşir, ardıç ve servileri arasında yaban kedisi,…

* Öğlen saatlerinde köpek ve kedi kovalamacasının hırıltılı çığlıklarını…

* … geminin kedi kadar büyük fareler tarafından sık sık ziyaret edilen…

* … buna kediler ve papağanlar da dahildi.

* …, Divriği kedilerinin ve Erdebil farelerinin nası birbirlerini avladıklarını,…

* … sokak kedilerini peşinden koşturan bir ciğercinin sokak aralarında yankılanan sesinde…

Yazım- Basım Hataları

* Sf/34
… ince bedenimi percereden süzülen güneşe tutarak…

* Sf/36
Yazıcılar, sözlerini ve sözcüklerini hoşratça serpiştireceklerdi üzerime.

* Sf/41
O harfi yerine 0 –sıfır- tuşuna basılmış.

* Sf/47
Öykü ilerleyip aşkın gerçekliği meydana çıktıkça benim de duyarlılığını artmaktaydı.

* Sf/135
… ünlü Kanuni MersiyesP’ini…

* Sf/150
Arkadan gelenler ise her zaman ikinci planda karmaya mahkumdular.

* Sf/158
… kendisine söylediklerini başka kimseye anlatanlasın – anlatamasın- diye dilini…

* Sf/ 176
Öç  gece sonra…

* Sf/183
… içindeki minyatürleri incelemeleri için resim atölyemizdeki üstatlara birer birir gösteriniz.

* Sf/197
Quirinale Sarayf nın yapımı bitip…

* Sf/208
Öptüğü yüzüğün pırlanta kaşını görünce…

* Sf/336
… vaktiyle tersanede gemicilik yaptığı için Patrona lakabıyla anıları hamam tellağı Halil ile…

* Sf/372
Artık bölgeselcilik vt ulusalcılık önem kazanmakta…

* Sf/386
… Genç Osmanhların

* Sf/395 – beyit
Kubbede baki kalan ancak bir güze! hatıra imiş
       Okuduğum tarih: 14 Temmuz 2012


Yazar Hakkında Bilgi= Uşak doğumlu (1958). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi (1979). Divan edebiyatı dalında doktor (1983), doçent (1993) ve profesör (1998) oldu. Divan edebiyatının halk kitlelerince yeniden sevilip anlaşılabilmesi için klasik şiirden ilham alan makaleler, denemeler, hikayeler ve gazete yazıları yazdı. Düzenlediği divan edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.
‘Divan Şiirini Sevdiren Adam’ olarak da tanınan İskender Pala, Türkiye Yazarlar Birliği Dil Ödülü’nü (1989), AKDTYK Türk Dil Kurumu Ödülü’nü (1990), Türkiye Yazarlar Birliği İnceleme Ödülü’nü (1996) aldı. Hemşehrileri tarafından ‘Uşak Halk Kahramanı’ seçildi. Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk adlı romanı Türk Eğitim-Sen, Türkiye Yazarlar Birliği, Polis Akademisi ve Emniyet Teşkilatı ile değişik öğretim kurumlarınca yılın romanı (2003) seçildi. Halen İ. Kültür Üniversitesi öğretim üyesidir.

SON SÖZ –

Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...

Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...

Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...

Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...

Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...

Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...

Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...

Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,

Babil uyandığı zaman? ! .. 
 

13 Temmuz 2012 Cuma

Gizemli Çizgilerden Güzel Çekiliş Haberi:))

Gizemli Çizgiler'in hediyeleri çok hoş ama ben en çok el emeği ayracı için bana çıksın istiyorum:) Siz de şansınızı denemek isterseniz buraya lütfen:) *05 Ağustos*



13 Temmuz 2012 Çekiliş Sonucu

5. Çekilişimde beni yalnız bırakmayan ve ayrıca bildikleri pratik tarifleri de paylaşan herkese teşekkür ediyorum.
4. Çekilişimde de bize eşlik eden Bulut yine bizimleydi:)


Toplam 44 yorum bırakılmış ancak bir tane adsız var ve ne ismini ne de mail adresini -kısaca hiçbir bilgi- bırakmadığı için onu maalesef çekilişe dahil edemedim.



Sonucu önce videodan izleyelim:))





Hediyeler çok şirin ^^
Umarım bana çıkar :)
tgcylz@hotmail.com

Açıkçası mutfakla pek alakam yok :(



Sevgili Tuğçe Yalaz gönülden kutluyor, iyi  günlerde kullanmanı diliyorum. kappadukka@hotmail.com adresine adresini yollarsan en kısa zamanda paketini yollayacağım inşallah.
Çok kısa bir zaman sonra 6. çekilişim başlayacak, hepinizi bekliyorum.
Herkese sevgilerimle.