6-7 eylül olayları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6-7 eylül olayları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2018 Çarşamba

6-7 Eylül Olayları - Dilek Güven

* Yakın tarihimizin utancı 6-7 Eylül Olayları...
* İki kitabı da işledikleri konu itibariyle tam tarihinde okumak için bekletiyordum. Ancak maalesef Yılmaz Karakoyunlu'nun 'Güz Sancısı' kitabına bir türlü adapte olamadım. 



 '6-7 Eylül Olayları' kitabı Dilek Güven'in Bochum Ruhr Üniversitesi Tarih Fakültesi'ne verdiği doktora tezi. Almanca aslından çevrilmiş.
* Kitap kapsamlı bir araştırmanın ürünü. Konular üç ana başlık altında toplanmış. 
1) 6-7 Eylül Olayları'nı Yeniden Kurgulamak 
2) 6-7 Eylül Olayları'nı Baş Aktörleri 
3) 6-7 Eylül Olayları'nı Perde Arkası. 
Bunların yanısıra 'Önsöz - Giriş, Sonuç ve Ekler' bölümleriyle de konuyu her yönüyle toparlıyor. 
Olayların insani ve siyasi yanı, maddi ve manevi verdiği hasarlar, yaşananların yansıtılan yüzü ve saklanan gerçekleri, mahkeme süreçleri, öncesi-sonrası, günahı- sevabıyla 6-7 Eylül'ün ele alındığı kaynak bir kitap...




6-7 EYLÜL OLAYLARI
Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları ve Stratejileri Bağlamında
Yazarı: Dilek GÜVEN
Orijinal Adı: Nationalismus, Sozialer Wandel und Minderheiten: Die Ausschreitungen gegen die Nichtmuslime der Türkei (6./7. September 1955)
Türü: Siyasi Araştırma / Tez konusu
Yayın Hakları: İletişim Yayınları
-   1-6. Baskı 2006-2014,İstanbul   7. Baskı 2017, İstanbul
Kapak Tasarımı: Suat Aysu
Kapak Fotoğrafı: 6-7 Eylül 1955, İstiklal Caddesi (Foto Hisar)
Çeviri: Bahar Şahin
-   239 sayfa


Kitaptan Alıntılar;

        * 6-7 Eylül 1955'te, İstanbul ve İzmir'de, bu kentlerde yaşayan gayrimüslimlerin mülklerine saldırılmıştı. Dönemin başbakanı Adnan Menderes'in açıklamasına göre olayların sebebi, milliyetçi Türk basınında da ayrıntıyla haberleştirilen iki gelişmedir:
         1- Sözde, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs'ın Türk azınlığına karşı bir saldırı hazırlığı içindeydi. Bu duruma Hürriyet gazetesinin yazı kurulu misilleme tehdidiyle karşılık verdi ve hararetle 'İstanbul'da saldırabileceğimiz yeteri kadar Rumun yaşadığını' vurguladı.
         2- İstanbul Ekspres adlı akşam gazetesinin 6 Eylül 1955 tarihli bir haberine göre, Mustafa Kemal Atatürk'ün doğduğu Selanik'teki evde bir bomba patlamıştı.
         Başbakan Menderes, bu olayın Türk halkını öfkelendirdiğini ve spontane bir biçimde Rum azınlığa saldırıldığını iddia etti. Birkaç gün sonra, hükümet açıklaması tekrar gözden geçirilerek değiştirildi; olaylar, Türk komünistleri tarafından planlanmış ve hayata geçirilmişti. Olayları, 9 Eylül 1955'te 2000'in üzerinde kişinin 'komünist' görüşlerinden dolayı tutuklanması izledi. Ancak 1955'teki saldırıların gerçekten devletin yöneticileri tarafından planlandığını ve hayata geçirildiğini gösteren yeteri kadar dayanak mevcuttur.

        * Grup önderlerinin... Bir kısmında, gayrimüslimlerin ev ve işyerlerinin adreslerinin yazılı olduğu listeler bulunuyordu.

        * Olayların başlamasından birkaç hafta önce ilgili mahallelerin muhtarlarından ev ve işyerlerinin adresleri istenmişti.

        * Evlerin önce camlarına taş atılıyor, sonra giriş kapıları baltalar ve demir çubuklarla kırılıyordu. Eve girildikten sonra ise içeride ne varsa parçalanıyor ya da camdan dışarıya atılıyordu.

        * Kumkapı'da bir binanın süt kısmında Rumların ibadet ettiği bir bölüm vardı. Yukarı çıktığımda, şu manzara ile karşılaştım: İkonalar, şamdanlar, resimler, hepsi odanın ortasında toplanmıştı ve birileri üzerine sıçmıştı!

        * Özellikle Şişli ve Balıklı'daki Rum-Ortodoks mezarlıklarına zarar verilmişti. Buralarda mezar taşlarının parçalanmasıyla yetinilmemiş, mezarlardan çıkarılan iskeletler de kırılmış ya da yakılmıştı. Hatta bir olayda, henüz ölmüş bir kişinin bedeni mezardan çıkarılarak bıçaklanmıştı.

        * Polis memuru Hikmet Çolak, 6 Eylül 1955 günü, Sarıyer Karakolu'nun telefon santralında görevliydi. Emniyet Müdürlüğü'nden karakollara ve karakollardan Emniyet Müdürlüğü'ne yapılan telefon görüşmelerini bağlıyordu. Savcının 'Ne bildiği' ile ilgili soruya, 'Sizin de pek iyi bildiğiniz gibi, o gün, hırsızlık ve yangın olayları dışındakilere göz yummak için emir almıştık' şeklinde yanıt vermiştir.

        * Olaylardan üç saat evvel, yani saat dörtte, bize Emniyet Müdürlüğü merkezinden bir emir geldi. Saat beşten sonra hiçbir polis memuru karakolları terk etmeyecekti. Bu haber üzerine biz 5. Şube olarak hepimiz binada kaldık. Saat altıya doğru her taraftan, özellikle Beyoğlu'ndan saldırılarla ilgili haberler geliyordu. Dükkanlar yağmalanıp kiliseler yakılıyormuş. Polis şefimiz Celal Kosova o zaman Avrupa'daydı. Onun vekili olan Necati Eğinç'e sorduk. Kendisi ikinci bir emre kadar hiçbir müdahelede bulunmamamızı söyledi. Burnumuzun dibinde adamlar dükkanlar ve evleri yerle bir ederken görüyorduk ama hiçbir şey yapamıyorduk.

        * Evlerde, özellikle Rum kadınlara tecavüz edilmiştir. Balıklı Hastanesi Başhekimi'nin ifadesine göre, hastanede 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştür.

        * Tanıkların ifadelerine göre, komite bilirkişisinin, zarara uğrayanlardan hasarın tespiti için para istediği durumlar da olmuştu:
         'Çoğu tazminat alamadı. Komiteden bir bilirkişi gelip, 'Şu kadar tazminat talep edeceğiz. Ödemenin yarısını sen, yarısını ben alacağım' dedi. Bazıları, bu bilirkişilerin para almasını istemiyordu, o nedenle haklarından feragat ediyorlardı. Bu tazminat, daha çok Türkiye'nin Batılı müttefiklerini sakinleştirmek için tasarlanmıştı.

        * ... hükümet, ayaklanmaların sorumluları olarak önce 'komünistleri' ve 'hain provakatörleri' gösterdi. Zira istenmeyen sosyopolitik  eylemler ya da girişimler, hükümet tarafından derhal, 'kamufle edilmiş komünizm' olarak tanımlanıyordu. Oysa Türkiye'deki komünistlerin sayısı oldukça düşüktü. Ayrıca, komünistlerin ve sol grupların faaliyetlerinin gizli polis tarafından dikkatle takip edildiği de biliniyordu. 7 Eylül 1955'te emniyet amirliklerince komünist olarak bilinen 48 kişi tahrik ve tahrip suçlamasıyla tutuklanıp Harbiye'ye getirildi. Tutuklananlar arasında, diğerlerinin yanı sıra Aziz Nesin, Kemal Tahir... de bulunuyordu.
         ...
         ... sorgulamaları gerçekleştiren polis memurları da, tutukluların suçsuz olduğunu bildiklerini ifade etmekteydiler:
         'Olaylarla alakaları olmadıklarını biliyoruz, ama ne yapalım, emir ta yukarıdan geliyor. Biz sadece görevimizi yapıyoruz.'

        * Ancak saldırılar için İstanbul dışından da işçi getirildiği anlaşılıyordu. Selimiye Kışlası'ndaki toplam 977 tutukludan yalnızca 273'ü İstanbul'dandı. Diğerlerinin ikameti Sivas (145), Trabzon (117), Kastamonu (116), Erzincan (111) ve başka kentlerdeydi. Hatta Eskişehir'den, daha 5 Eylül 1955 günü, trenlerle polis nezaretinde İstanbul'a getirilen işçiler vardı.

        * Burada özellikle, hem DP hem de 'gizli polis'le işbirliği içinde olan üniversite öğrencisi Mürşit Yolgeçen, önemli bir rol oynamıştı.
         ...
         Mürşit Yolgeçen, saldırılarda kilit bir rol oynadı. Genç bir öğrenciydi ve o akşam, konuşma yaptığı her yerde omuzlarda taşındı. Sonra avukat oldu, garip işlere bulaştı ve öldürüldü. Olaylar nedeniyle birlikte yargılanırken, biz hapse gittik, o ise askere alındı. Daha sonra mahkeme tarafından suçsuz bulundu. (Orhan Birgit ile mülakat)

        * Dışişleri eski Bakanı Fuat Köprülü, Nisan 1960'ta, İstanbul Valisi Gökay vasıtasıyla özellikle Bayar, Menderes, Zorlu ve Gedik'in saldırıların organizasyonunda sorumluluğu olduğunu öğrendiğini açıkladı. Fakat saldırıların planlanmasında katkısı olan bazı hükümet üyeleri de, siyasi olarak güç durumda kaldıklarında ya da güvendikleri kişilerle konuşmalarda, özellikle Başbakan Adnan Menderes'in olayların planlanmasında sorumluluğunun bulunduğunu telaffuz ediyorlardı.

        * 6 Eylül 1955 akşamı Adnan Menderes ve Celal Bayar, Ankara'ya gitmek üzere İstanbul'dan ayrıldılar. 6-7 Eylül'deki olaylar daha akşam 19.00'da yıkıcı niteliğini ortaya koymuştu; hatta Menderes, eylemleri Taksim Meydanı'nda arabasının içinden izlemişti. Yine de iki devlet adamı herhangi bir müdahalede bulunmadan, Anlara yolculuklarına devam ettiler. İçişleri Bakanı Namık Gedik ise İstanbul'da, Vilayet'te kalıp; artan şiddet olayları nedeniyle Vali Gökay'a ulaşmaya çalışan emniyet güçlerine 'söz konusu olayların milli bir halk ayaklanması olduğunu' söyleyerek, müdahale etmemeleri yönünde talimat vermişti.

        * Yerli mallarının alınması için yapılan devlet propagandası, gazete ilanlarıyla yönlendiriliyordu: 'Her işte ve her yerde Türk malı kullan! Türk mağazalarından alışveriş et! Türkçe konuşmayana cevap verme! Türkiye'de herkesten fazla hakkın olduğunu unutma!

                                                                           Eylül 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  Dilek Güven, 1969'da Braunschweig / Almanya'da doğdu. Hannover Üniversitesi'nde siyasal bilimler, sosyoloji ve sosyalpsikoloji öğrenimi gördü. 'İttihat ve Terakki Döneminde Türk Milliyetçiliği' başlıklı teziyle sosyoloji yüksek lisansını tamamladı. Yine Almanya'da Bochum Üniversitesi Tarih Bölümü'ne sunduğu 'Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları ve Stratejileri Bağlamında 6-7 Eyül 1955 Olayları' başlıklı teziyle doktor unvanını kazandı.


ARKA KAPAK –

Çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin, homojen bir ulus-devlet olma politikası çerçevesinde "vatan topraklarını Türkleştirmek" adına yürüttüğü faaliyetler, gayrimüslim azınlıkların aleyhine işleyen bir süreci de beraberinde getirmiştir. Kendisinden sürekli kötülük beklenen "gâvur"a karşı daima teyakkuz halindeki Cumhuriyet, ne yazık ki zaman zaman hukukdışı yollara sapmaktan da geri durmamıştır.

Türkiye tarihinin en karanlık ve utanç verici olaylarından birisi olan 6-7 Eylül 1955'te yaşananlar da, basit bir tahrikle açıklanamayacak kadar planlı, sistemli ve düzenli gerçekleşmişti. Yaşanan yağmalamalardan, yıkımlardan, talanlardan doğan maddi zarar bir yana, manevi anlamda ülkenin kozmopolit yapısı bir daha geri dönülemez biçimde parçalanmış, aslında buralı binlerce insan vatanlarını terk etmek zorunda kalmıştı. Dilek Güven, olayları yaşayanlarla bire bir yaptığı görüşmeler ve daha önce yayımlanmamış arşiv belgelerine ulaşarak ortaya çıkardığı bu kitabıyla 6-7 Eylül Olayları'nı hem tekrar hatırlamamızı sağlıyor, hem de olayların arka planındaki ilişkileri ortaya çıkarıyor. Unutmamak, ibret almak, ders çıkarmak için...



Defterimden...


Keyifli okumalar...


24 Ocak 2018 Çarşamba

Güz Sancısı - Yılmaz Karakoyunlu

Eylül ayında okumak üzere Güz Sancısı ile birlikte ve Dilek Güven'in 6-7 Eylül Olayları kitabını almıştım. 
Güz Sancısı'nı maalesef yarısına dek okuyabildim.
6-7 Eylül Olayları kitabını okudum, onu da yakında paylaşırım.
Ayrıca Handan Gökçek'in bu konuya değindiği 'Elenika' romanı çok etkileyicidir. Paylaşımıma buradan ulaşabilirsiniz.


GÜZ SANCISI
Yazarı: Yılmaz KARAKOYUNLU
Türü: Tarihi
Yayın Hakları: Doğan Kitap
-   1. baskı / Simavi Yayınları, 2005         2. baskı / Haziran 2000
     9. baskı / Ağustos 2015
Kapak Tasarımı: Erbil Kargı

-   172 sayfa


ARKA KAPAK –

"Galatasaray Lisesi'nin önünde birikmiş kalabalık, geleni derin ve biraz da hasetli bakışlarla süzüyor, sokakların tenhalaşmasını bekliyordu. Yüzlerinde bir huzursuzluk, bir beceriksizlik ilk bakışta dikkati çekecek kadar aşikar ve sabırsızdı." "... Kalabalık Taksim Meydanı"na yürürken geçtiği her yeri yakıp yıkıyordu... Lion yanıyordu. Birisi bütün vitrinleri ateşe vermişti. Binanın içindeki duman, görülebilecek ne varsa hepsini örtmüştü...
İnsanların yüzünde sevinç vardı. Vitrinler parçalanmış, eşyalar sokağa dökülmüştü. Müslüman mağazalar bayraklarını asmışlar ve milli bir saygı ümidiyle paçayı kurtarmayı amaçlamışlardı..."
"Vilayet binasının etrafını polisler çevirmişti. Adnan Bey, kontrolün elden çıktığı bu hadisede daha fazla görünmek istemiyordu.
... Küçük bir gözdağı vermenin ölçüleri kaçmış, kısa sürede bir savaş alanı yaratmıştı..."
Yılmaz Karakoyunlu Güz Sancısı'nda, Türkiye tarihinde kara bir leke gibi duran 6-7 Eylül Olayları'nı, Rum, Ermeni, Yahudi azınlıkların ülkelerini terk etmek zorunda kalışlarını, kendine has üslubuyla roman kurgusu içinde anlatıyor.

                                                                  Eylül 2017


Defterimden...


25 Mart 2017 Cumartesi

Mart 2017 Kitap Alışverişim

Kitapyurdu'ndan ikinci kez alışveriş yaptım. Alışveriş karşılığında kazanılan puan sistemi pek hoşuma gitti açıkçası. Hatta bir sonrası için alışveriş taahhütünde bulunduğunuzda yaptığınız alışverişin %5'i oranında indirim kazanıyorsunuz. Bence bu iki uygulaması gayet güzel.

Çılgın Balım ♥


Bu sefer paketleme kısmı biraz sıkıntılı geldi. Kolinin içi özensiz hazırlanmış. Bunca kitabın çeyreğini kapsayacak patpatla üstünkörü çevrelemişler. Kolinin dışı da kargoda yırtılmış. Şansıma kitaplar hasarsız geldi. Sadece Ferit Edgü'nün kitabının kapağında az biraz yırtık vardı. Ama kolinin durumunu ve içinin paketlemesinin halinin gördükten sonra buna şükrettim.

Bu yandan baktığınızda her şey yolunda gibi olsa da:)

Gibson ♥


Aslında durum bu!
Bir sonraki alışveriş için endişe ediyorum bu görüntüden sonra...

Kültüy ♥


Fender ve Spocky ♥♥


Youtuber sevgili Kitapsever Karadut'un videosu sayesinde tanıdım yazarı. Kitaplarının kapak tasarımlarını etkileyici buldum. Konularını okuyunca ilgimi çekti ve bir öykü kitabını bir de romanını aldım.

Spocky ♥


Doğan Hızlan'ın 'Aynadaki Bakışlar / Kitaplar Kitabı-3' kitabını okurken not ettiğim bir kitap...
Yaşar Kemal paylaşımlarım için:

Ağrıdağı Efsanesi - Yaşar Kemal

Orhan Pamuk Yaşar Kemal Zamansız Bir Karşılaşma - Sıddık Akbayır


Spocky 


Sosyal medya üzerinde son zamanlarda sık sık karşıma çıkan bir kitap. Hatta en son Instagram'dan sevgili Ebru'nun canlı yayınında bu kitap hakkındaki yorumunu dinleyince hemen siparişime ekledim:) 1945 doğumlu yazarın yeni basılmış ilk kitabı.

Çılgın Balım ♥


Şimdi paylaşacağım iki kitabı da alma sebebim Pınar Kür:)
Şöyle ki; Pınar Kür'ün Mine Söğüt'le gerçekleştirdiği söyleşiyi okurken (Aşkın Sonu Cinayettir - Pınar Kür İle Hayat ve Edebiyat / Mine Söğüt) anlattığı iki olay beni iki yazarın kitaplarını almaya itti.
Pınar Kür'ün anlattığı ilk olayı paylaşayım:
 * Yarın Yarın'ı 1974 yılının sonunda bitirdim. Önce E Yayınları'na gittim. ... 'Biz 12 Mart'la ilgili roman basmak istemiyoruz, sevmiyoruz bu konuları' dendi.
         Bozuldum tabii... E Yayınevi belki daha çok çeviri basıyordu, ama yerli yazar da basıyorlardı. Benimkiyle aynı zamanda gelen başka bir romanı bastılar Gurbet Yavrum diye, galiba on beş tane satmıştır!
Bunu okuyunca kimden bahsettiğini merak ettim ve 'Gurbet Yavrum' kitabının Aysel Özakın'a ait olduğunu gördüm. Aslında bahsi geçen kitabı almak isterdim ama maalesef satış dışı. Ben de piyasada ulaşabildiğim bir kitabını aldım.

Gibson, Fender ve Spocky ♥♥♥


  * Bitmeyen Aşk yayımlandı ve ben yirmi beş sene sonra ilk defa yeniden Amerika'ya gittim. Döndüm ikinci baskısı yapıldı ve üç ay sonra da yasaklandı. İkisinin arasında adamın biri (Burhan Günel) çıktı, 'Bu roman benden çalınma,' dedi. Peki beyefendi sizin romanınız nerede? Cevap,'Daha yayımlanmadı. Ben böyle bir kitap yazdım. Bunu Yazko'ya götürdüm. Onlar benim kitabımı basmadılar geri verdiler. Sonra Pınar Kür Bitmeyen Aşk'ı yazdı. Benim kitabımdan çalıntı!' Böyle bir iddia. Gazeteciler beni aradı. Böyle bir iddia var diye. Ben Yazko'dan zaten çoktan ayrılmışım, romanım Can'da yayımlandı. O adamın kitabını nereden göreceğim? Ben de dedim ki telefon eden gazeteciye, 'Bakın bu adam sabıkalıdır. Daha önce de Adalet Ağaoğlu'na bir iftirada bulunmuştu. Onun Bir Düğün Gecesi adlı romanı Aldous Huxley'in Ses Sese Karşı romanından çalıntıdır, diye. O zaman epey bir patırtı kopmuştur. Ona gene lütfetmiş, adam gibi bir yazardan çaldığını iddia etmiş, ben adı sanı bilinmeyen adamdan ne çalacağım? Şizofren midir nedir!' dedim. Ve adam, 'Bana sabıkalı ve şizofren dedi,' diyerek hakaret davası açtı. Sonra onun kitabı çıktı. Işılar aldı, baktı, dört beş sayfadan fazla okumaya tahammül edememiş, 'Bir şeye benzemiyor' dedi. Zaten benim kitabıma benzemesine imkan yok. O benden çalmış bile denemez. O kadar farklı.
         Bu bir kitap daha yazdı, iki kitap arasındaki benzerlikler gibi bir şey. Ne yapmış biliyor musun, benim kitabımda çocuk lafı geçen bütün cümleleri almış, kendi kitabında çocuk lafı geçen bütün cümleleri de almış alt alta yazmış. Sonra aynı şekilde içinde ağaç geçen cümleler, yok ağaç içinde aşk geçen cümleler, falan... Önce benim kitabımdakiler, sonra onun kitabındakiler... Böyle saçma sapan bir şey işte.
         ... Bu arada ben bir hakaret davası kaybettim.
Bu konuyu araştırınca da karşıma Burhan Günel çıktı:
Neler yazmış, nasıl yazmış merak ettim ve bu kitabını seçtim.

Çılgın Balım ♥


Doğan Hızlan'ın 'Aynadaki Bakışlar / Kitaplar Kitabı-3' kitabını okurken not ettiğim bir kitaplar...

Gibson ve Fender ♥♥


Fender ♥



Ferit Edgü paylaşımlarım için:

Giden Bir Kedinin Ardından - Ferit Edgü

İşte Deniz, Maria - Ferit Edgü

Kimse - Ferit Edgü


Fender ♥


Alınacaklar listemdeydi...


Sitede gezerken dikkatimi çeken kitaplar...

Fender ♥


Çılgın Balım ♥


İçeriden Ölmek kitabının sonundaki tanıtım sayfasında ilgimi çektiği için aldığım kitap...


Yine İçeriden Ölmek kitabını okurken not ettiğim bir kitap...

Fender ♥


Aylar önce D&R'da kitabı incelemiş ve alınacaklar listeme eklemiştim. Daha fazla bekletmek istemedim.
Macar edebiyatından...

Kültüy ♥


Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle - Yabancı Hayvanlar kitabında bir öyküsü okuyup tarzını beğendiğim yazarın kitabını almak istedim.

Çılgın Balım ♥


Enver Aysever'in 'Yazmak Güzel Şey Be Kardeşim' kitabını okurken not etmiştim.
Daha önce kötü bir Aziz Nesin okuma deneyimim olmuştu, burada.

Kültüy ♥


Keyifli okumalarınız olsun ^-^

Çılgın Balım ♥


Kültüy ♥


29 Ocak 2017 Pazar

Elenika - Handan Gökçek

Kimi yazarlar vardır yazdıkları içinize işler... Okursunuz, okuma sonlanır, kitap biter ama etkisi geçmez...
İşte Handan Gökçek benim için bu duyguları yaşatan bir yazar.
Tanışma kitabım 'Sır Dökümü' şiirsel diliyle beni etkisi altına almıştı. Buradan kitapla ilgili yorumuma ulaşabilirsiniz.
Ah Mana Mu ise her açıdan verimli bir okuma sundu bana. Şuradan kitapla ilgili yorumumu okuyabilirsiniz.


İnsanın ne denli kötü olabildiğine, olabileceğine tarihin her döneminde şahit olduk maalesef.
Tam da bu açıdan, okurken insanın içini acıtan romanın konusunu ve kurgusunu etkileyici ve sarsıcı buldum.

Elenika hüzünlü ve kırılgan bir kitap.
Vicdanı olan, adalet duygusu olan her insanın yüzünü kızartıp utanmasına ve kalbinin acımasına sebep olacak 6-7 Eylül olaylarının insanlar üzerinde oluşturduğu ruhsal ve maddi yıkıntılara da şahit oluyorsunuz kitabı okurken.


ELENİKA
Yazarı: Handan GÖKÇEK
Türü: Roman
Yayın Hakları: Yakın Kitabevi
-   1. Basım: Nisan 2014                
Kapak Tasarımı: Hakan Esmergül
-   167 sayfa


 Kitaptan Alıntılar;

        * Sol yanağı çukurlaştı. Gülümsemeye gerek var mıydı? Olsun yine de dursundu dudaklarında.

        * İçindeki ormanda kocaman bir ağaç devrilmişti.

        * Nasılsa ev her zaman geri dönüştür...

        * Bir insanı tanımak için yaşadığı yeri görmenin ne kadar önemli olduğunu düşündü.

        * Kim kime düşmandı, alınan neyin intikamıydı? Farklı olan kime göre kimlerdi? Bir deniz feneri ve bir hapishane aynı taşlardan yapılmıyor muydu? Bir insan ve bir hayvan aynı kan ve etten değil miydi?

https://tr.wikipedia.org/wiki/6-7_Eyl%C3%BCl_Olaylar%C4%B1
        * İstanbul'a bomba düşmüş gibiydi. Bütün radyolarda başbakan sıkıyönetim ilan ettiğini açıklıyor, olayların sebebinin komünistler olduğunu söylüyordu. Sabaha karşı ise siyasi polis dosyalarından bulunan fişli isimler teker teker evlerinden alınmaya başlamıştı.
         ...
         Tutuklular arasında Aziz Nesin'in de olduğu... İçlerinden biri de Kemal Tahir'di.

        * Nüfusun yüzde on beşinden fazlasının gayrimüslim olduğu Beyoğlu'nda iki bin iki yüz doksan üç yapıya zarar verilmişti. Ayrıca geleneksel olarak yine gayrimüslimlerin işyerleri ve atölyelerinin bulunduğu Eminönü ise en çok tahribe uğrayan yerlerden biri olmuştu. Yetmiş üç kilise, bir sinagog, iki manastır, yirmi altı okul talan edilmişti.

        * Evin her köşesi paramparçaydı. Eşyaların hangi suçu işlemiş olabileceğini düşündü. Üzerinde Toma oturduğu için mi parçalanmıştı o fıstık yeşili koltuklar, halının üzerinde adımlarının izi mi kalmıştı da on parçaya bölmüşlerdi o canım el dokumasını?


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * ... bir kedinin karşı evin çitinden atladığını gördü.

        * ... caddenin en işlek yerinde ölen kedi...

        * Rüzgara ve yağmurun sesine karışan keman dallara, bulutlara, çatılara, damlara, ıslak kedilere bulaştı.

        * Siyah kedi karşı evin çitinden atlarken...


- Yazım-Basım Hataları -

        * Handan Gökçek biyografi-
         ... Almanya da yayımlanan...

         Çanakkale savaşı...

        * Sf/ 50
         ... tel-
         evizyon...

        * Sf/ 66
         ... yapacak?Bu...

        * Sf/ 67
         ... kulaklarında Bu...

        * Sf/ 72
         ... coşmasınarağmen...

        * Sf/ 80
         ... birden bire...

        * Sf/ 114
         ... ne zamandır öyle duruyordu allah bilir.

        * Sf/ 127
         ... zordu Neden...

        * Sf/ 128
         Bizi bekleyen sürprizler hayatımızın hangi köşe yaşındaydı kim bilir?

        * Sf/ 162
         Ne giyeceğine bir tülü karar veremiyordu.

        * Sf/ 165
         ... zon-
         klama...

        * Sf/ 166
         ... alış veriş...

                                                                           Ocak 2017


 Yazar Hakkında Bilgi=  1968 doğumlu.
İlk öyküleri, Bahçe, Kum, Deliler Teknesi, Karakalem, Öykü Teknesi, gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Daha sonra Ünlem, Varlık, Adam Öykü, İmge Öyküler, Almanya'da yayımlanan Arta Zeitschrift für Kunst und Literatur, Psikeart gibi edebiyat dergilerinde yazdı.
         İlk öykü kitabı 'Düş Hırsızı' 2002 yılında Kum Yayınları tarafından yayımlandı.
         İkinci öykü kitabı 'Sır Dökümü' 2008 yılında Ara Yayınları tarafından yayımlandı.
         İlk romanı 'Ah Mana Mu' 2010 yılında Pupa Yayınları tarafından yayımlandı. Romanın ikinci baskısı yine Pupa Yayınları tarafından Eylül 2011'de yapıldı.
         İlk çocuk romanı 'Gökyüzü Perileri ve Yeryüzü Çocukları' 2012 yılında Yakın Kitabevi Yayınları tarafından yayımlandı.
         'Piri Reis' adlı çocuk romanı ise Çizmeli Kedi Yayınları tarafından 2012 yılında yayımlandı.
         Çeşitli senaryo çalışmaları oldu.
         Çanakkale Savaşı cephe gerisi uzun metraj sinema senaryosu...
         Kara Fatma'nın yaşam hikayesini senaryolaştırdı.
         'Bebek-ler' adlı tiyatro oyunu Tolga Yeter tarafından 2011'de İstanbul'da sahnelendi.
         Egeli Haber Gazetesinde bir süre kültür sanat sayfasını hazırladı. Ege'de Son Söz ve Kamuoyu gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.
         Son kitabı Ah Mana Mu İzmir Saint Joseph Lisesi'nin ve on beş okulun katıldığı okuma günlerinde yılın en iyi romanı ödülünü aldı. Romanından alınan bir bölüm İlköğretim Vatandaşlık ve Demokrasi kitabında okuma parçası olarak yer aldı.


ARKA KAPAK –

"Aşk çocuk... Tende mi hapsolmaktır yoksa kalpte mi? Yoksa her ikisinin esaretinde erimek midir?

Ah nasıl da eklemleniyor kemanının sesi geceye... Tam bitmişken ömrüm, tam Niko'ya ait gidecekken... Kalp büyük bir kazandır, altında ten ateşinin yandığı, bütün duyguların hesapsızca, fütursuzca kaynadığı, kaynadıkça yalnızlık buharının ömrü kapladığı... Bir damla çocuk, o sihrin aşk olması için bir damlaya ihtiyaç vardır. Hiç beklemediğin bir anda o damla o kazana düşer. Yalnızlığın buharı değişir, dönüşür ama özünü kaybetmez. Damla buhar olup uçana kadar... Beni anlamak için zorlama kendini... Yaşamı akışına bırak; çünkü ona hükmedemezsin, durduramazsın, ondan vazgeçemezsin..." 


 Defterimden...


 Keyifli okumalarınız olsun.