mustafa delioğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mustafa delioğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2017 Pazar

Okuma Halleri, Fotoğraflarla * Türkiye Şarkısı Nazım / Aziz Nesin

Kitapla ilgili yorumumu okumak isterseniz:

Türkiye Şarkısı Nazım - Aziz Nesin


Spocky 


Fındık 


Tıkır minnakmırkbey 
 

Gibson 


Defterimden...


Kültüy 


Çılgın Balım 


Kitaptan...


Tıkır minnakmırkbey 


Fındık 


Spocky 


Keyifli okumalarınız olsun ^-^
Çılgın Balım 


Türkiye Şarkısı Nazım - Aziz Nesin

Nazım Hikmet'i böylesi sevince hakkında yazılan tüm yazıları da okumak istiyor gönül:)
Aziz Nesin'in 'Türkiye Şarkısı Nazım' kitabından pek ümitliydim. Kitabın ismi çok şiirsel bence, tam da Nazım'a yakışır ♡
Ancak içerikle ilgili sıkıntılarım oldu okurken. Aziz Nesin'in de kendi de özeleştirisini yapmış bu konuda zaten, kitap düzensiz ilerliyor. Amaç Nazım Hikmet biyografisi yazmak iken ve bu yolda birçok belge, not, anı, söyleşi toplanmış, düzenlenmiş ve yapılmışken proje gazetede bir seri yazıya dönüşüyor. 
Nazım Hikmet'in yaşamı hakkında ilk kez okuyacaksanız hayatının belli kesitleriyle ilgili bilgiler var, kapsamlı değil. 
Nazım Hikmet aleyhine yazılara gereksiz uzunlukta yer verilmiş bence.
Aziz Nesin Nazım Hikmet ile ilgili yazdığı yazıların birkaç noktasında çok eleştiri almış. Verilen bilgilerin doğru olmadığı yönünde... Kitabın belli bölümü bu eleştirilere ve Aziz Nesin'in bu eleştirilere cevaplarına ayrılmış.
Açıkçası biraz hayal kırıklığı yaşadığım bir okuma oldu benim için.



Aziz Nesin paylaşımım için:

Okuma Güncesi - Aziz Nesin



Nazım Hikmet paylaşımlarım:

Memleketimden İnsan Manzaraları - Nazım Hikmet

TÜRKİYE ŞARKISI NAZIM
Yazarı: Aziz NESİN
Türü: Yazılar
Yayın Hakları: Nesin Yayınevi
-   İlk basım 1998                 
- 1998 ve 1999 yıllarında iki kez, toplam 5 bin adet basıldığı bildirilmiştir.
Kapak Tasarımı: Mustafa Delioğlu
-   416 sayfa


 Kitaptan Alıntılar;

        * Ölümünden sonra Aziz Nesin'in arşivinden Nazım'a değgin 10 büyük klasör belge, not, kupür ve fotoğraf çıkmıştır.

        * Adını 'Türkiye Şarkısı' koyacağım. Şarkı 'çağırı'dan türemiş Türkçe bir sözcüktür. Nazım, durmadan dünyayı dolanan bir Türkiye şarkısıdır. Rüzgarda renkli pek kordelalar gibi dünyanın çevresinde çırpınarak dolanıp uçuşan birkaç Türkiye şarkımız var; biri gülen şarkımız Nasreddin Hoca'dır, biri de hep hep hep özlem şarkısı olan Nazım Hikmet; Yurda özlem, mutluluğa özlem, yarına özlem, geleceğe özlem... Yalnız özlem değil, Nazım hem özlem, hem umut şarkısıdır.

        * Münevver, Nazım'ın kendisine gönderdiği mektupları arşive bağışladı, karşılığında para istemedi. Galya ise hiçbir belgeyi vermedi. Vera kendisinde olan belgeleri 8 bin rubleye sattı.

        * Nazım genellikle içmezdi ya da çok az içerdi.

        * ... Nazım'ın oğlu Memo! Kadıköy'deki evinizi önündeki çayırlıkta bigün yaşıtın arkadaşlarınla oynarken, onlar aldatılmış anababalarından evde duyduklarını çocuksu kıyıcılıkla yüzüne karşı söyleyip babanı kötüledikleri zaman, sen ne ağladın, ne kızdın, en gücendin, ne darıldın arkadaşlarına, ne de evine kaçıp yalnızlığına kapandık. Çayırlıktaki ağaca tırmanıp, dalların tepesindeki yükseklikte aşağıdakilere haykırdın:
         - Benim babam dünyanın en büyük şairi!..
         Sonra o yükseklerden bağıra bağıra babanın bir şiirini okudun aşağıdakilere. Beş yaşındaki Memo...
         ...
         Beş yaşındaki bu olaydan, çok değil, on üç yıl sonra Memet, babasının ruble için yazdığını söyleyecektir gazetecilere.

        * Bir özyaşam yazarı, kahramanını ve çevresindeki insanları, sanki koskocaman bir yürür merdivenin basamaklarında durmuşlar da, hep birlikte, yavaş yavaş, amansızca yaşlılığa ve ölüme doğru iniyorlarmış gibi görmelidir. Ve bu, yaşama karşı hiç de karamsar bir görüş değildir.

        * Nazım, sağlık kurulu raporuna göre, siyatikleri için candarma gözetim altında Bursa'da bir kaplıcaya banyoya götürülüyordu bu banyolara daha sık gitmesi gerekirken, parası yetmediği için Nazım, ancak haftada bir gün gidebiliyordu. Millet dergisindeki saldırılarında Cemal Kutay, Nazım'ın özgürce banyolara gidip eğlendiğini yazıyordu. ... Bu yazılar yüzünden artık Nazım banyolara götürülmüyordu.
         ... Millet dergisinde haftalarca siren Cemal Kutay'ın gerçekdışı saldırıları kesinlikle bilinmelidir.

        * Piraye'nin çağrılıp çağrılıp, yine de gelmediği o günlerde Münevver, Nazım'ın ziyaretlerine geliyor, onu yalnız bırakmıyordu.
         (Piraye'ye Mektuplar kitabında o dönemde Piraye'nin ne zorluklarla başa çıktığını okudum. Kadın zevkinden mi gelmiyor!)

        * Nazım'ın mektuplarının çoğu gibi, bu mektup da tarihsizdir.
         (Oysa Piraye'ye Mektuplar kitabında Nazım'ın mektuplara tarih atılması konusundaki hassasiyeti okumuştum. Sürekli Piraye'yi mektuplarına tarih atması konusunda uyarır.)

            * Yine Sana Dair
         Sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
         Sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
         Sende uzaklığı,
         Sende; ben, imkansızlığı seviyorum.

         Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
         Ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
         Ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin.

         Sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
         Fakat asla ümitsizliği değil...

         - İbrahim Sadri 'Adam Gibi' şiiri bana bu şiiri anımsatıyor...

        * Ama, dedim, az önce Mareşal''in koskoca müstahlem hat kararını reddediyordu. Sözümü kesti 'O basit bir bütçe meselesidir. Parayı vermez, ama Nazım Hikmet için bana söyleyeceğini birkaç kere söyledi çünkü. Onu tahliye etmek için Dahiliye Bakanlığında ne o zaman, ne de şimdi yetki var.
         Bu yazıdan, Nazım'ın nasıl bir 'şahsi kapris'e kurban gittiği açık olarak anlaşılmaktadır (Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak).

        * Nazım'ın haksız yere bunca yıl hapis yatırılmasının Mareşal Çakmak'ın bir yersiz direnişi, Nizamettin Nafiz'in deyişiyle 'kaprisi' yüzünden olduğunu... Mareşal Çakmak'ın Nazım davasındaki tutumunu Falih Rıfkı Atay da şöyle anlatıyor (2 Mayıs 1965 günlü Dünya gazetesinden):
         '... Pek dar görüşlü Fevzi Çakmak için ben de komünisttim. 'Yeni Rusya' kitabımı yasakları içine almıştı. Ben ise bu kitabı Atatürk'ün gazetesinde tefrika etmiştim ve Atatürk'ün başyazarlığını yapıyordum. Son eseri bir 'Tevhid' olan Hasan Ali Yücel'i bile komünistlikle suçlamak isteyen Fevzi Çakmak değil midir?
         ...
         Bir gün kulaklarımla Meclis koridorunda şu sözü duydum:
         - Vesika yokmuş ha... Delil bulunamazmış ha... Biz onu Divan- Harbe (Askeri Mahkemeye) mahkum ettirelim de gününü görür.

        * Yahya Kemal, Celile Hanım'a 'Canan' derdi. Şiirlerinde Celile Hanım, hep Canan diye geçer.
         ...
        Yahya Kemal geldi. Dehşete düşmüş bir halde ve iğrendiğini de belli ederek şöyle dedi: Canan'ı gördüm; Köprü'de boynuna yafta asmış, Nazım için imza topluyordu. Aman yarabbi! Hortlak gibi, sanki mezardan çıkmış... İmzalatmak için kağıdı bana da uzatacak diye hemen kaçtım orada...

        * Kemal Tahir ve arkadaşları açlık grevine yatıyorlar. Kemal Tahir düşünmeye başlıyor: Biz niçin açlık grevine yattık? Nazım'ı desteklemek için... Nazım niçin açlık grevine yattı? Af çıkarılsın diye... Peki af yasasını kim çıkaracak? Millet Meclisi... İyi ama, Millet Meclisi yaz tatiline girmiş. Meclis yaz tatilinde olunca af yasasını kim çıkaracak?
         Kemal Tahir şöyle demişti:
         - Arkadaş bu neyin nesi? Biz oyuna gelmişiz ki hem de nasıl bir oyun! Nazım, ortada Meclis olmayınca af çıkarılamayacağını bilmez de mi, açlık grevine yatmış olsun...
         ...
         Nazım o gece Vera'ya -ki bunlar Vera'nın Nazım'ka son konuşmalarıdır- açlık grevi olayını anlatıyor. Bu grevin gerçek nedeninin af olmayıp, Münevver olduğunu söylüyor. Münevver kendisini ziyarete gelsin diye ölüm orucuna yattığını, ama ister istemez bunun nedenini af olarak gösterdiğini söylüyor.
         ...
         İkinci aşamasındaki açlık grevine Nazım'ın Münevver yüzünden başlamış olduğunu Kemal Tahir bana söylemiştir. Diyelim ki, bu doğru değildir. İyi ama, daha önce de yazdığım gibi, Nazım kendisi bunu eşi Vera'ya, ölümünden bir gece önce söylemiştir.

        * Artık af olasılığı yoktu. Münevver de Nazım'ı ziyaret etmiyordu. Eşiyle barışmıştı.
         ...
         Vala, af olasılığı arttıkça Münevver'în Nazım'ı ziyarete geldiğini, bu olasılık ortadan kalkınca, Münevver'in de ziyareti kestiğini söylerdi.

        * Ben ördek değilim.
         Bu sözü Nazım'dan çok kişi duymuştur. Yıkanmaktan, sudan hoşlanmıyordu.
         ...
         ... Gagra'daki dinlenme evine gitmiştik. Orada on beş gün kaldık. Herkes hepimiz denize giriyorduk. Nazım bir kez bile denize girmedikten başka, gündüzleri çorabını bile çıkarmadı.
         Yıkanmayışı pis olduğu sanısını verebilir. Oysa Nazım temizdi. Çünkü, suya girmiyordu ama, sık sık alkol ve kolonyayla bütün vücudunu ovarak temizleniyordu.

        * Çok zaman, gömleğinin, ceketinin düğmeleri kopuk olarak gezerdi. Çorapları yırtılınca, yeni aldığı çorabı, koncu ve burnu delinmiş olan eski çorabının üstüne giyerdi. Çorapları delindikçe üst üste dört çorap giydiği olmuştur. ... Saçlarına çok meraklıydı. Aynası elinde taradığı saçlarını kabartırdı. / Va-Nü
        
        * Sadi Alkılıç da, Nazım'la birlikte cezaevinde bulundukları yıllarda, Nazım Hikmet'in pantolon düğmelerinin kopuk olduğunu ve pantolonunun önünü çengelli iğnelerle tutturduğunu, söylemişti.

        * ... Celile Hanım'ın, çocuklarına düşkün iyi bir anne olduğu söylenemez. Vala: 'Nazım'ın annesi Celile Hanım artist tabiatlı, bohem yaşayışı seven bir kadındı. Bu yüzden Nazım Hikmet bakımlı ve iyi yetiştirilemedi.'

        * Müzehher:
         Evet, çok tutucuydu. Mesela açlık grevi sırasında hastanedeyken bir ara Münevver'le darılmışlar. Ben hastaneye gittim. 'Nedir bu, neden darıldınız?' diye sordum. Çok sinirliydi. 'Yahu!' dedi, 'Kolejden' buraya kadar çorapsız gelmiş... Olur mu bu!'
         ...
         Münevver doğum yaptığı hastaneden eve döndükten sonra, evlerine gelen konuklarına, uyuyan Memet'in yüzündeki örtüyü açıp, çocuğu gösteriyor,
         - Bana benziyor, değil mi? diye soruyordu.

        * Kemal Tahir de, Nazım Hikmet gibi, sağlık nedeniyle hava değişimi için cezaevinden altı aylığına çıkmıştı. Kemal Tahir'in anlattığına göre bir otobüs durağında Sabahattin Ali'yle karşılaşır. Sabahattin Ali, Kemal Tahir'i görmezden gelir.
         Kemal Tahir'e,
         - Gerçekten görmemiş olamaz mı? diye sormuştum.
         Kemal Tahir'e göre olanaksızdı. Üstelik otobüs uzun zaman gelmemiş, ikisi de durakta otobüs beklemişlerdi. Sabahattin Ali'nin Kemal Tahir'i görmemesi, Kemal'e göre olanaksızdı. Sabahattin'in, Kemal'i görmezlikten gelişinden dolayı tedirgin olduğu davranışlarından belli oluyordu. ...
         İşte baskının yarattığı böyle bir ağır yılgınlık havası vardı.

        * Samiye Yaltırım (Nazım'ın kızkardeşi)- Bu soruları yeterli bulmadım. Onun için cevap vermeyi gerekli görmüyorum. Çünkü Aziz Nesin'in yanlışları çok daha fazladır, yazdıkları büyük bir çoğunlukla gerçekdışıdır.

        * ... Ben de Nazım'ı bir kahraman olarak değil, iyi ve kötü yanları ile bir insan olarak yazdım. Büyük adamları kusursuz sanmak gülünç oluyor. Onlar da insandır ve elbet kusurları vardır. Şu var ki bu kusurlar onların büyüklüğüne dokunmaz. Çaykovski ibne imiş. Ama bu kusur onun büyük bir adam olmasını gölgelemez. / Zekeriye Sertel


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * Mehmet, der, kedileri alalım örneğin, kedi yavrusu bir yaşa geldikten sonra anasından ayrılır, babasını da hiç bilmez...

        * ... tavuklardan, kedilerden örnekler vererek.

        * ... kavak ağacında kedi...


 - Yazım-Basım Hatası-

        * Sf/ 231
         Anmemle oturuyordum; babamla...

                                                                  Mayıs 2017


ARKA KAPAK –

"Heykeltıraş Münevver’i dinleyelim:
...
Nâzım,
- Şimdi söyleyin bakayım, siz nasıl çalışacaksınız? diye sordu.
Dedim ki:
- Sizi, başınız yukarda, bütün büyüklüğünüzle göstermek istiyorum.
Yine güldü.
- Niye şablon işleyeceksiniz, kolay olduğu için mi?
- Ben sizi bir kahraman, boyun eğmez bir kişi olarak göstermek istiyorum.
- Yani kahramanın acı, üzünçlü zamanı olmaz mı? Eserde hayat arayın, hayat... Gerçeği arayın!
Nâzım Hikmet`in gerçeğe olan saygısı burda da ortaya çıkıyor. İnsanın, -sevilen, yüceltilen insanın bile- tek yanlı, salt olumlu yanlarıyla verilmesine karşıdır. Nâzım`ın bu düşüncesini açığa çıkaran daha pekçok anılar, yazılar vardır. Bu açıklamayı şunun için yapmak zorunu duydum. Kimileri, bu dizi yazıda Nâzım`ın küçültüldüğü sanısına kapılmışlar yada özellikle öyle bir sanı yaratmaya kalkmışlardır. Ben, gerçekliğine inandığım, belgeleri olan şeyleri yazıyorum. Bunu da Nâzım`a olan büyük saygımdan yapıyorum. Çünkü o, böyle olmasını, gerçeğe saygılı olunmasını isterdi. Buyüzden, kendi heykelini, alnı yukarda bir kahraman olarak yapmak isteyen genç heykeltıraş Münevver`e,
- Gerçeği arayın! diyordu."
Nesin Vakfı

1972'de kurulan Nesin Vakfı, ortalama 45 çocuğu ve 20 çalışanıyla, gönüllüleri de sayarsak 70 kişilik cıvıl cıvıl bir ailedir. Vakfın ana binası Çatalca'da, 15 dönümlük yemyeşil bir bahçe içindedir. Her çocuğun ayrı bir odası vardır. İlk ve orta eğitimdeki çocuklarımız Çatalca'daki devlet okullarında okurlar. Yüksek öğretimdeki gençlerimiz, bulundukları kentlerde, varsa Nesin Vakfının evlerinde, yoksa kiralanan bir evde ya da yurtlarda kalırlar.
İlkokul çağına girmeden vakfa giren çocuklar bir meslek edininceye kadar, daha doğrusu kendi ayakları üstünde duruncaya değin, vakfın koruması altındadır.
Nesin Vakfında neredeyse yok yoktur. Elli bin kitaplık kütüphanesi, tiyatro salonu, yüzme havuzu, spor ve oyun alanları, seramik atölyesi, müzesi, bilgisayar odası, hayvanları (inek, koyun, keçi, tavuk, güvercin, tavşan, hindi,, ördek, tavuskuşu...) çeşit çeşit meyve ağaçları, sebze bahçeleri, marangozhanesi...
Ve elbette Aziz Nesin her zaman bizimle birliktedir. Nesin Vakfının gelirleri, Aziz Nesin'in yapıtlarının telif haklarından, Nesin Vakfının konutlarının kiralarından ve bağışlardan oluşmaktadır.
(Nesin Vakfının resmi web sitesinde 1973'te kurulduğu yazıyor:) Bir de 14 dönümmüş:))


29 Temmuz 2017 Cumartesi

D&R'dan Minik Alışveriş

Bir kedi, bir fare ve bir de Küçük Prens:)))
Bu kez sadece çocuk rafından alışveriş yaptım:)


Küçük Prens defterini çok ama çok beğendim.
İçinde hem kitaptan alıntılar hem de harika çizimler var.
Küçük Prens paylaşımımı buradan okuyabilirsiniz. Yazarın okuduğum diğer iki kitabı için:

Çizimlerin arka sayfalarında da kitaptan alıntılar var.


Kitaplığımdaki kedili kitapların videolarına buradan ulaşabilirsiniz ^-^


Kedi faresiz olur mu?:)


Keyifli okumalarınız olsun.

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Hayvan Deyip De Geçme - Aziz Nesin

Aziz Nesin'den okuyacağım ilk kitap olacaktı ancak maalesef olamadı! 48. sayfada okumayı bıraktım. Sebebini kitaptan alıntılarla detaylı bir şekilde açıklayacağım.
Ama genel diyebilirim ki kitaptaki öyküler benim için fazlasıyla rahatsızlık verici ve ayrıca bir nevi potansiyel taşıyan insanlar için şiddet zevki bile yaşatabilir.
Hayvan öykülerinden derlenmiş bir kitap olduğunu duyunca, bir de kapağındaki kedi resmini görünce bir heyecan hemen almıştım kitabı. Maalesef büyük bir hayal kırıklığı yaşattı bana.


HAYVAN DEYİP DE GEÇME
Yazarı: Aziz Nesin
Türü: Öykü
Yayın Hakları: Nesin Yayınevi
-   İlk basım 1973, 1973-2005 arasında 13 kez, toplam 62 bin adet basıldığı bildirilmiştir.
-   Nesin Yayınevi'nde Temmuz 2005-Ekim 2014 arasında 9 kez, toplam 14 bin 500 adet basılmıtır.
-   Onuncu basım Şubat 2016 (1000 adet)
Kapak Resmi: Mustafa Delioğlu

-   224 sayfa


 Kitaptan Alıntılar;

        * Sf/ 13 - Güzel Bir Raslantı
         ... subay yolu üzerinde bir yılanla bir kirpinin kavgalarını görmüş. Kirpi, yılana saldırıyor, koca yılanı dikenleriyle boyuna yaralıyormuş. ... Yılan öyle yaralanmış ki, nerdeyse öldü ölecek... Subay, baston diye kullandığı, elindeki kalın sopayı kirpiye vurmuş. Kirpi bu vuruşla hemen ölmüş, sopa da kırılmış.

Allah aşkına bu hikayede subayın amacı nedir? Yılanı kurtarmak için kirpiyi öldürmek! 


        * Sf/ 14 - Gezgin Bir Kedi
         Arkadaşım Enis Olcayto, Kuzguncuk'ta bir evde oturuyordu. Sarı bir kediler vardı. Bir ay sürecek bir geziye çıkacaklardı. Enis, kediyi bir sepete koyup Şehremini'de oturan bir akrabasının evine götürdü. Aradan uzun zaman geçmişti. Bigün Enis'in evine gitmiştim. Sarı kedi oradaydı.
         ...
         - Şehremini'Den mi alıp getirdin geriye?
         - ... kendisi geldi. Şehremini'ye bıraktıktan iki ay kadar sonraydı. Bigün bahçedeydik. Sarman'ın sesini duyduk. Mırlayarak geldi, kucağıma çıktı.
         ... Sarman, Şehremini'deki evden yirmi gün önce kaybolmuş. Demek, Şehremini'den yirmi günde gelebilmiş. ... Eve döndüğünde çok zayıflamış.

Kediler duyguları olan canlılardır. Madem bir eşya gibi bırakıp sonra da unutacaksınız oyuncak kediyle oyalanın. 
Bu hikayede de kedilerini bir aylık seyahat süresince bırakıp sonra geri almıyorlar. Niçin??


        * Sf/ 20 - Canavarlaşan Fareler
         İstanbul Senatörü Fikret Gündoğan anlattı:
         Askerliğimde, Erzurum'da bir levazım subayı vardı. Ambarındaki fareler öyle üremiş ki... Fare zehirlerinin, öldürücü türlü ilaçların hiçbir etkisi olmuyormuş. Kediler de bu iri farelerle baş edemiyorlarmış.
         Albay farelerin kökünü kazımak için bulduğu bir yöntemi denemeye girişmiş. Dört yanı örgü telle çevrili büyük bir kafes yaptırmış. Kapanla yakaladığı canlı fareleri her gün bu büyük kafese koyuyormuş. Bunları aç bırakmış. Bisüre açlığa dayanan fareler, sonunda birbirleriye boğuşmaya başlamışlar. Bu boğuşmada içlerinden birini parçalayıp yemişler. Ertesi gün, yine içlerinden birini parçalayıp yiyerek doymuşlar. Sonra doğru, en iri, en güçlü fareler sağ kaldığından aralarındaki can savaşı da o denli korkunç oluyormuş.
         ... kafesin kapısını açıp bu kalan üç canavar fareyi ambara salmış. Birbirlerini yemeye alışmış fareler, ambardaki öbür fareleri boğup boğup öldürüyorlarmış.

İnsanoğlu kadar canisini görmedim de duymadım da...


        * Sf/ 23 - Ayıyla Domuzun Savaşı
         'Ayıların Dünyası' Yahya Benekay-
         ... bir ayı. Bir domuz. Beş de yavrusu. Ayı ... yaklaştı. Bir yavruyu kaptı. Ayı cıyaklata cıyaklata parçaladı yavru domuzu, attı anasına.  ... Derken ayı bir yavruyu daha kapıp geldi. Tam o sırada domuz yetişti ardından, bilek gibi dişleriyle böğrünü deşiverdi ayının. Sonra da ben mavzerimi düzelttim, bommm, domuzu vurdum.

Bomm... Ne kadar rahat dile getirilmiş... Yavruları olan domuzu vurma amacı nedir?


        * Sf/ 30 - Canavar Böcekle Karıncalar
         Ele geçirdiğim peygamberdevesi, bir kavanozun içindeydi. Onu karıncalarla savaştırmaya karar verdim.

Canavar insancıklar!


        * Sf/ 35 - Serçe Avı
         Lastik sapanla taş atıyorduk kuşlara. ... Serçelerden biri yere düşmüştü. ... Serçenin çırpına çırpına kendini oradan oraya attığını görünce...

Şiddet her yaşta...


        * Sf/ 39 - Horoz Dövüşü
         ... benim horozum mahmuzunu, ak horozun boynuna geçirmiş, kursağına takıp hayvanın göğsünü deşmişti. Zavallı ak horoz yere yığılıp debelenmeye başladı. Yırtılan kursağında toprağa akan yeşilimtırak topak olmuş mısırlar, otlar, arpalardan buğular tütüyordu.

Yazıda şiddet! Bunları okumak şiddetin başka türlü uygulanması...


        * Sf/ 44 - Cinayet
         Tüfeği köpeğe çevirdim. Köpek, kurşunu yedi, ama ölmedi. Yaralanmıştı. Kalçasından kan akıyor, zavallı köpek, inleyerek döne döne yarasından akan kanı yalayıp duruyordu. 

Hep bir yok etme çabası!
                                                   
                                                                           Temmuz 2016




ARKA KAPAK –

Bu yazılarda hiçbir yazı tekniği, yazış ustalığı gütmedim. Yani bu anlatılarda hiçbir kurgu, hiçbir uydurma yok. Yaşayıp gördüğüm yada yaşayanlardan, görenlerden dinlediğim hayvanlara değgin gerçek olayları süsleyip püslemeden, kendimden hiçbişey katmadan olduğu gibi yazdım.
Hiç kuşkusuz bunları, okuyanlar kendilerine yararlı dersler çıkarsınlar diye yazdım. Ben de bu olayları yaşadığım yada yaşayanlardan dinlediğim zaman, onlardan kendime dersler çıkarmıştım. Ama bu kitapta anlattığım her olaydan sonra, ondan ille de ancak şöyle bir ders çıkarılmalıdır, demek istemiyorum. Yaşadığımız her olaydan hepimiz kendimize göre ayrı ayrı dersler çıkarabiliriz. Bu dersler, birbirlerinin karşıtı bile olabilir.
Ders mers almayı hiç düşünmeden okuyalım şimdi hayvancıklara değgin şu olayları. İçlerinde, belleğinize yerleşenler, unutamadıklarınız olursa, işte onlardan, nasıl olsa, kendinize dersler çıkarmışsınız demektir.
(.....)
Hayvanları her seven kişi ille insanları da sevmez, ama insanları seven her kişi, hayvanları, doğayı kesinlikle sever.
Kitabın “Son söz”ünden

Nesin Vakfı
1972'de kurulan Nesin Vakfı, ortalama 45 çocuğu ve 20 çalışanıyla, gönüllüleri de sayarsak 70 kişilik cıvıl cıvıl bir ailedir. Vakfın ana binası Çatalca'da, 15 dönümlük yemyeşil bir bahçe içindedir. Her çocuğun ayrı bir odası vardır. İlk ve orta eğitimdeki çocuklarımız Çatalca'daki devlet okullarında okurlar. Yüksek öğretimdeki gençlerimiz, bulundukları kentlerde, varsa Nesin Vakfının evlerinde, yoksa kiralanan bir evde ya da yurtlarda kalırlar.
İlkokul çağına girmeden vakfa giren çocuklar bir meslek edininceye, daha doğrusu kendi ayakları üstünde duruncaya değin, vakfın koruması altındadır.
Nesin Vakfında neredeyse yok yoktur. Elli bin kitaplık kütüphanesi, tiyatro salonu, yüzme havuzu, spor ve oyun alanları, seramik atölyesi, müzesi, bilgisayar odası, hayvanları (inek, koyun, keçi, tavuk, güvercin, tavşan, hindi, ördek, tavuskuşu...) çeşit çeşit meyve ağaçları, sebze bahçeleri, marangozhanesi...
Ve elbette Aziz Nesin her zaman bitimle birliktedir. Nesin Vakfının gelirleri, Aziz Nesin'in yapıtlarının telif haklarından, Nesin Vakfının konutlarının kiralarından ve bağışlardan oluşmaktadır.


Defterimden...


Diyeceğim o ki sıcak, keyifli ve insanı mutlu eden veya şaşırtan hayvan öyküleri okuyacağınız sanıyorsanız alıntıladığım birkaç örnekten öykülerin gidişatını anlamışsınızdır.