sevinç kuşları serisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevinç kuşları serisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2017 Cuma

Son Şura - Sezgin Kaymaz

Bitti... keşke hiç bitmeseydi... okundukça yazılan romanlar olsa... arka planda sayfa sayfa çoğalsa, hikaye devam etse... şimdiki duygum ve ruh halimle: hayalim 😻
Sevinç Kuşları üçlemesinin son kitabıydı. Deccal'in Hatırı, Kısas ve Son Şura ♡
Bir: Sezgin Kaymaz'ın mizah yeteneğine, 

iki: özellikle hikayelerindeki (Sandık Odası) gerilimin dozunun muhteşemliğine, 

üç: çok uç ve sıra dışı karakterleri bunca sempatik ve içe sokulası kıvamda yansıtmasına, 

dört: kitaplarında patililerin olmasına, 

beş: izlediğim söyleşilerinden edindiğim izlenimle samimi, mütevazi, gönlü güzel bir insan olmasına, 

altı: edebi kalitesine HAYRANIM 😸

yedi: yine bir @sezgin_kaymaz kitabı okumak üzereyim 😹💙



Sevinç Kuşları üçlemesinin ilk iki kitabı için:



Sezgin Kaymaz külliyatını tamamlamıştım, buradan göz atabilirsiniz. Hatta eksik kalan kitabı da bulmuş ve heyecanımı şurada paylaşmıştım.


Okuma halleri fotoğraflarıma bakmak isterseniz:


  SON ŞURA
Sevinç Kuşları -3
Yazarı: Sezgin KAYMAZ
Türü: Roman
Yayın Hakları: April Yayıncılık
-   1. Baskı: Kasım 2015
Kapak Tasarımı: Eralp Güven
-   539 sayfa


 Kitaptan Alıntılar;

        * Bu dünya bir penceredir,
         Gelen bakıp geçer bir gün...
                            Murat Ozanoğlu

        * Deccal'in belirgin özelliği-
         Sağ kaşı sağ gözünün içine indi, çırpındı bir müddet...
         ...
         Sağ kaş sağ göze düşüp düşüp kalkmaya başlayınca kanı bir kere kaynadı bu adama.
         ...
         Deccal'in sağ kaşı sağ gözünün içine yerleşirken gözlerini istemeye istemeye ayırıp döndü Hayri.
         ...
         Deccal'a baktı ki sağ kaş çırpınıyor. Çıkıştı: 'Sen ne gülüyon?'
         ...
         Ağa'nın sağ kaşı bayağı bir girdi çıktı sağ gözünün içine.
         ...
         Bir çift ölü göz...

        * Ele akıl verir, kendini bilmez
         Hayal berberinde kel tıraş olur.
                                      Hasan Turan

        * Kendini bileydin hakkını bilirdin
         Eğri yoldan doğru yola gelirdin
         Bir sofraya konsan belki yenirdin
         Böyle çiğ kalmayıp pişmiş olaydın...
                                               Edip Harabi

        * Ben sana bok giyemem,
         Boklar duyar ar eder
         Bir zerren düşse boka
         Onu da mundar eder...
         Neyzen Tevfik

        * Aynı gökte uçarlar ama, kuzgunun dünyası başka, şahinin dünyası başkadır. / Muhammed İkbal

        * Ağla! ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır
         Buralarda nem var! nem varsa sende kalır...
                                               Yılmaz Odabaşı

        * Bir deliye baktığınızda tüm gördüğünüz, onun deli olduğu hakkındaki kendi bilginizin bir yansımasıdır...
         Yani bu onu hiç görmemektir aslında...
         Onu gerçekten görebilmek için onun gördüğü şeyi görebilmeniz gerekir...
                                                                                     Robert M. Pirsig

        * Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara... / Sezai Karakoç

        * Ömrümü kaplayan karanlıklarda
         Ben bir şimşek gibi çakar giderim...
         M. Faik Ozansoy


^-^ KEDİLER ^-^

        * Kitaptaki sokak kedileri tabiri sokak çocukları için kullanılıyor. Yanı sıra gerçek mırkklar da var zaten:)

        * Merhamet, Hayri ve Celil kılığında sokak kedilerin uzandıydı. ... Memiş ve Okan...

        * ... alt geçidin sokak kedileri...

        * ... sokak kedileri sokaktan zinhar vazgeçmiyordu.

        * Sokak kedileriydiler, bağlasan evde tutamıyordun, hiç gönülleri  yoktu...

        * ... Memiş'le Okan bir ay arayla ölmüştü...
         Memiş havcan, Okan mırk:)

        * Veysel'in elini yanağına, alnına sürdü kedi gibi.

        * Bir zamanlar Okan'la Memiş'in sefa sürdüğü suit oda...

        * ... cumartesi demez çağırır, pazar demez çağırır, kedi osurdukça çağırır.

        * ... o yapış yapış irin damlatan kedi geldi.

        * Seksen renk, sarılı beyazlı kahverengili, topak topak, pis,kırçıllı, urlu, irinli, kızarık, pençe pençe kel bir kedi.

        * Kedi dediğin mırlar değil mi, bu hırlıyordu.

        * Kedi bir tuhaf hışırtıyla gelmişti peşinden.

        * Bi daha sakın aklıında ooolsun, Serpil'i kaktırma güzelim...

        * Kediden beter yapışmıştı hayvan; ama yüz kedi ağırlığında ve ebadındaydı...

        * ... Serpil tısladı.

        * ... Serpil bile geliyordu...

        * ... rafların üstüne yerleştirilmiş baykuş, kedi...

        * Kuş, kedi gibi mırladı.

        * ... Serpil kamburunu çıkarıp tıslamıştı...

        * Serpil ayağına atladı ısırdı.

        * Zila kucağına aldı Serpil'i. Anında gevşedi, mırlamaya başladı pis kedi.

        * ... Serpil de tısırtıyı kesti.

        * ... Serpil öbür yandan çocuklara harlanır gürlenir diş gösterir hırlar tıslar tehdit ederken...

        * Veysel en fazla yavru kedi osurmuş kadar ciddiye aldı Necmettin Mutlu'yu.

        * İsterse Timur'la Serpil üstüne çullanıp etini kemiğinden ayırsın.

        * ... Timur'la Serpil gelene gidene sataşmamaya başladı...

        * ... Serpil tıslamadı.

        * Kalktı çıktı İrfan'ın yanına. Timur'la Serpil de peşinden.

        * Ben Okan... o birbirine aşık tekir kediyle sokak köpeği geldi. Biri elini yaladı, biri ayağına süründü mırıl mırıl. Öbürlerini tanımıyordu ama bu kediyle köpeği basbayağı tanıyordu işte.

        * ... Serpil tıslıyordu.

        * Timur'la Serpil bu ikisini ayırmaya çalışıyordu.

        * Ne Timur'un hırıltısına pabuç bırakıyordu o haliyle ne Serpil'in tısırtısına.

        * Serpil koştu.


- Yazım-Basım Hataları-

        * Sf/ 137
         ... bo
         hçadaydı...

        * Sf/ 155
         Herkesin başında birgurur...

        * Sf/ 150
         ... arayp...

         ... Melih'in da...

        * Sf/ 293
         çıkarmamıştı henüz
         Nokta yok!

        * Sf/ 329
         ... olacak.' dedi
         Nokta yok!

        * Sf/ 376
         ... oğlanın süneti...
        
        * Sf/ 445
         ... mazda...

        * Sf/ 459
         ... amliyathanenin...

                                                                  Nisan 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  1962'de Sinop'ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi'ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü'nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976'dan itibaren oyuncu ve teknik direktör olarak hentbolla uğraştı. Türkiye Voleybol Federasyonu'nda  koordinatör olarak çalıştı.
Eserleri: Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir (Roman / 1997 / İletişim), Geber Anne! (Roman / 1998 / İletişim), Kaptanın Teknesi (Roman / 1999 / İletişim), Lucky (Roman / 2000 / İletişim), Zindankale (Roman / 2004 / İletişim), Sandık Odası (Hikaye / 2005 / İletişim), Medet (Hikaye / 2007 / İletişim), Ateş Canına Yapışsın (Roman / 2008 / İletişim), Kün (Roman / 2012 / İletişim), Deccal'ın Hatırı (Roman / 2014 / İletişim), Kısas ( Roman / 2014 / İletişim).
         2015'e İletişim'i terk etti, April'e geçti. Sinirini bozmazlarsa onu terk etmeyeceğini söylüyor. Şimdilik şunları yazdı:
         Bakele (Hikaye / 2015 / April),
         Son Şura (Roman / 2015 / April),
        
         Daha da yazıyor.

         Yazmayı terk etmeyecek, Hülya'yla beraber evde baktığı on dört baş evlad-ı hayvanatı terk etmeyecek, Hülya'yı terk etmeyecek. Sevdiklerini asla terk etmedi çünkü.
         Mektupkardeşleri için posta adresi bile var: sezgin.kaymaz@gmail.com


ARKA KAPAK –

Şenlik başlıyor, kıyamet kopuyor, sevinç kuşları en yükseğe havalanıyor!

Opera, Çankaya Karakolu, Kumrular...
Yeraltının tekinsizleri, yerüstünün kırıkları, manyak doktorları, garibanları, haydutları, iyi polisleri, kötü polisleri, iyi kötü polisleri, eli maşalı aklı karışıkları...

Yangın, hesaplaşma, hile hurda, çek senet, heyecan, neşe, acı mizah, olmadık aşk, hep aşk, ille de aşk.
Sezgin Kaymaz Sevinç Kuşları serisinin üçüncü romanı Son Şûrâ'da okurun tiryakisi olduğu kahramanların iplerini çözüyor; yerde gökte yıldız, kitapta kütükte kanun bırakmıyor.
İyiyle kötünün, umutla düşüşün sınırlarında kurduğu dili ve lezzetli üslubuyla Sezgin Kaymaz eski ve yeni okurlarının karşısında. Edebiyat karnavalına hazırlanın.
Deccal'ı tanımayanlara bir uyarı: Romanın içinde kırık bir jilet saklı!


2 Nisan 2017 Pazar

Kısas - Sezgin Kaymaz

Sevinç Kuşları üçlemesinin ikinci kitabını da, tüm Sezgin Kaymaz kitapları gibi tebessüm, hüzün, şaşkınlık, kızgınlık ve hayranlık içerisinde okudum. 
Hatta araya Sezgin Kaymaz hikayeleri de aldım. Bakele'yi de bitirdim. Onu da paylaşacağım peşi sıra.
Üçlemenin ilk kitabı Deccal'in Hatırı paylaşımıma buradan ulaşabilirsiniz.


Uzun uzun Sezgin Kaymaz hayranlığımı yazmak isterim ama çok tekrara düşmek istemediğim için:) paylaşımlarıma bir göz atıp okuyabilirsiniz.
Geçen günlerde külliyatını tamamlamıştım, buradan göz atabilirsiniz. Hatta eksik kalan kitabı da bulmuş ve heyecanımı şurada paylaşmıştım.


Sezgin Kaymaz paylaşımlarım için:

Deccal'in Hatırı - Sezgin Kaymaz

Lucky / Sezgin Kaymaz

Farfara - Sezgin Kaymaz



Okuma halleri fotoğraflarıma bakmak isterseniz:


       KISAS
Yazarı: Sezgin KAYMAZ
Türü: Roman
Yayın Hakları: İletişim Yayınları
-   1. Baskı 2014, İstanbul    
Kapak Fotoğrafı: Sarp Soysal
Kapak: Suat Aysu
-   436 sayfa


Kitaptan Alıntılar;

        * Hayvan deyip geçmeyeceksin. Zaten insanlar aç dururken hayvanlara bakmak neymiş diyen, merhametten nasibini almamış kaplamalardan oldum olası nefret ederdi. Bir bütündü kardeşim merhamet denen şey. İnsanı, hayvanı, ağacı olmazdı.

        * Yüreğinde tüm sevda
         Yüreğin bana karşı
         Gülten Akın

        * Beni hor görme kardaşım
         Sen altınsın ben tunç muyum?
         Aynı vardan var olmuşuz
         Sen gümüşsün, ben sac mıyım?
                            Aşık Veysel

        * 'Dehidrasyon. Ölüyor.'
         'Ne o? Bulaşıcı bi şey mi?'
         'Bulaşıcı olan insanlık. Ve de amına koyayım ben böyle insanlığın! Susuz kalmış hayvan susuz. Allah belanızı versin lan! Bi kap su lan, bi kap su.'

        * Hayat o kadar lanet bir şey ki; herkesin yanlış yaptığını doğru yaparsan yanlış yapmış sayılıyorsun.
                                                        Oscar Wilde

        * 'Gel anam, gir, geç, buyur,' diyecekti, karıştırdı; 'Giç anam...' dedi, '... bel, guyur.'

        * 'Ağanın emridir; bekçiyi paketleyecekmişisiz...'
         ... 'Pakete lüzum kalmadı, biz burda doyurduk karnımızı'...

        * Bıraktığın yerde olabilirim, ama bıraktığın gibi değilim...
                                               William Golding

        * Geçmiş asla sona ermez... Hatta geçmez bile.
                                                        William Faulkner

        * Üzülme...
         Üzülebilecek kadar güzel bir yüreğin varsa sevin.
         Üzülme.

        * Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nerden bilebilirsin hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
                                                                  Tebrizli Şems


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * Sokak kedileri - Sokak çocukları

        * Okan - kedi * Memiş - köpek.

        * Sokak kedilerimi de ağzına almamışsın sen.

        * Sokak kedilerimi ilgisiz, beni habersiz koymayasın.

        * ... trafo kulübesini mesken edinmiş sokak kedileri...

        * Gitsin gelsin sokak kedilerinin gıdısını okşasın anca.

        * .. el uzatmıştı düşkünlere... sokak kedilerine de uzatıyorduysa, hah, demek ki adam gibi adamdı.

        * Sen, yok sokak kedileriydi, yok gıdık gıdıktı falan diyerek dalganı geçerdin...

        * Kedi de kancıktı çünkü.

        * Hayri'nin meşhur sokak kedilerinden Baha...

        * Dişi sokak kedisi Okan da dişi sokak köpeği sevgilisinin arkasından gitti.

        * Hayri iyi yakıştırmıştı ama bak... Sokak kedileri... Hem muhtaç hem şirret, hem aç hem nankör, hem kolektif hem bencil, hem gururlu hem sırnaşık. Tam tam.

        * Sen kimdin sokak kedilerini kurtarmak kim?

        * ...şimdi de nankör kediler.

        * Bak, o köpekle kedi de aç. ... çöpün girintisinde siyah benekli kocaman beyaz bir köpekle ona sürtünüp duran pis bir tekir kedi görmüştü. 'Aa!' demişti heyecanla. 'Köpek niye boğmuyo ya kediyi?'

        * Tam elini uzatıp başını okşayacakken o pis tekir tıslamıştı buna. Kediden korkacak değildi. 'Pist!' ... Kedi kambur yapmış, dört ayak üstünde hoplamış, tıslamış, diş göstermişti. 'Pist!' Sonra köpek ayağa kalkıp gerinmişti. Sonra bunun elini yalamış, kediye dönüp şöyle bir bakmıştı kavga etmeyin der gibi; kedi usul usul sesini kesip köpeğin arkasına saklanmıştı gene.

        * Köpek o zaman peşine takılmıştı. Kedi de onun peşine. ... Kedi de onun peşinden girmişti ama bir lokma bir şey yememişti. ... Memiş'le Okan şurdan geçerken... 'Memiş,' deyivermişti hayvana. Bu erkektiyse, kedi de onun arkadaşıydıysa o da erkekti garanti, 'Okan' demişti. (Oysa dişiler:))

        * Ama Okan da vardı? Kedi?

        * ... kedi bıyığı kesmeyi...

        * Kediyi meğer. 'Kedi amirim kedi, korkma,' dedi.

        * Kedi de gelmişti köpeğin götüne takılıp ama uzakta duruyordu.

        * ... ilkinden de feci bir tıslamayla bacaklarının arasından bu defa da ters yöne geçip köşeye tünedi pis kedi.

        * Hayvan, kedi gelip başucuna tüneyince inlemeyi kesip cansız cansız iki üç kuyruk vurdu yere. ... Bak bak bak, köpeğin kulağının içini yalıyodu şimdi de şirret.

        * Kedi kafasını kaldırıp dişlerini de göstererek tıslayınca kükremiş gibi geldi Celil'e.

        * ... şöyle ufak ufak başını okş... Kedi şimşek gibi uzanıp üç kansız çizik attı eline.

        * Memiş homurdanınca kedi gene geri çekildi.

        * Celil, kedinin tıslamayı da homurdanmayı da kesip köpeğin kışının gerisinde sessiz sedasız mevzilendiğini görünce..

        * ... kediyi kıllandırmamaya çalışarak doğruldu...

        * Okan tıslayınca dikkati dağıldı. 'Kedi pislik çıkarıyo.'

        * ... kedi de Memiş'le duvar arasındaki boşlukta.

        * Halbuki kedi su kabını görür görmez cırlaya cırlaya gelmiş, yarısını içip bitirmişti ne güzel.

        * Bu sefer köpek... Bir de kedi.

        * ... kediyi yakalayamamışlar arkadaşlar. Koridorlarda miyavlayıp duruyormuş. Birkaç arkadaşı da tırmalamış.

        * Kedi de kalmıştı içerde, dokuz canlı olduğundan yırtmıştı.

        * ... tıslayan kediye...

        * ... o arada bacak aralarından sıyrılıp içeri dalan vahşi kedi daha da büyük bir yaygara kopararak  'Vayov!' bağırtılar çağırtılar arasında birkaç gönüllü avcıyı da tırmalayıp gözden kaybolmuştu.

        * Hastane bir olmuş kedi kovalıyordu. Okan 'Vayov!' diyerek akıllara zarar manevralarla bir kere daha duman etti avcıları, pısladı tısladı pıhladı, açık tutulan cam kapıya doğru koşup enfes şaşırtmaçlar vererek tam da 'Hah, çıkıyor,' dedirttiği anda yüz seksen derecelik bir falsoyla dönüp gerisingeri üst kata giden merdivenlere koptu.
         ... 'Pisst pisstt!' Lider sol yanağından derince bir çırmık alıp sırtüstü yuvarlandı.

        * ... kedisi çiftleşecek mi...

        * Okan Kazım'ın ayaklarının arasından sıyrılıp bir sıçrayışta köpeğin yanına kondu, 'Dokunmayın lan!' der gibi pıhladı.
         'Kedi!'
        
        * ... Okan bir tırmalayım deyip Kazım'ın eline uzandı, Veysel gel bakayıp deyip Okan'a uzandı, tuttu ensesinden, kucağına aldı, Okan deli bu deyip pıstı kaldı. 'Ana!' dedi Veysel. 'Dereceyi unuttum.' Kediyi Celil'in eline tutuşturdu.
         Celil hayatta tutmazdı ama Naim Orhun'a malzeme vermemek için mecburen tutuyormuş gibi yaptı, ama nankör hayvan işte, tısladığı gibi dişlerini geçirdi bu sefer de eline.

        * Şu kediyi tutsanız da ben bir muayene etsem.

        * ... Okan'ı dalgın dalgın severken.

        * ... Memiş'le Okan yoklardı...

        * ... ben gidip Memiş'le Okan'ı bekliyim...

        * O köpekle o kediyi kim hapsetmişti trafoya peki?
         'Memiş'le Okan'ı mı?'
         Kedinin adı da Okan'dı demek' 'Hıı. Memiş'le Okan'ı. Kim hapsetti hayvanları? Susuzluktan ölmüşler oğlum.'
         'Öldü mü Memiş'le Okan?'
         'Off! Lafın gelişi diyorum. Ölmediler.'

        * ... bakmıştı ki Memiş'le Okan kapının önünde bekliyorlar...

        * ... kapıyı kediyle ikisinin üstüne kilitlemişti gerçi ama... 'Hangi kediyle?' Canım bizim Memiş'in arkadaşı tekir kediyle işte...

        * Bütün sokak kedilerini kaybetmiş bu.
         ... Hepsini değil. Biri duruyor.
         ... Hastanedeki tekir. Memiş'in başında refakatçi bıraktığım. Senin de elini çırmıkladıydı ya hani?
         ... Sokak kedisini sokak kedisi sanıyor.

        * Sokak kedisi meselesi hani.... Hayri'nin sokak kedilerinin...

        * Bu da arayacaktı adamın sokak kedilerini.

        * Altgeçit, her şeye rağmen hala sokak kedilerinin bu yandan önce Zila'nın o yanı çağrıştırıyordu.

        * Bir bıraksan, bakarsın Memiş'le Okan gibi o da ölmüş.

        * Evet efendim, sokak kedilerine de yetişecektin karına da yetişecektin.

        * Memiş iyileşmişti. Okan'la sarmaş dolaş, yerde yatıyordu artık. Akıllı hayvandı, özel odanın banyosuna sıçıyordu. Okan da oturaklı küvete.

        * O da Okan'la düşüp kalkıyordu zaten.

        * Ben senin sokak kedilerini zebun ettim ortak.

        * Kediyi kafese bu alıştırmıştı...

        * ... Baha'nın kedisiyle köpeğini Veysel2in hastaneye taşıyacağım derken ihmal etmişti işte kızı.

        * ... Okan regl olmuş...

        * ... Baha, Memiş, Okan bir de Dinçer'in hatırına...

        * Veysel, kimseciklerin yanına yanaşamadığı Okan'ı amuda kaldırmış mamişini kontrol ediyordu. 'Bu da kızanda,' demişti...

        * Okan'ın kedi olduğunu hatırlatmak isterim ben de sana. ... Senin duvarlar Okan hanımefendiye sökmüyordu çünkü. Herifin biri ıslık çalıyordu dışarıdan, hop, sokakta arkadaş. ... 'Sen ille de kısıtlaştıralım demiyo musun yani?...' ... Okan çatır çatır sevişirken Memiş'in evde hanım hanım oturup göğüs geçirmesi hoş bir şey miydi?

        * ... Okan Memiş'in ardı sıra o yana bu yana kabarıp tıslamış, kamburunu çıkarıp hoplanmıştı.
         ... Yakında havlar da bu kedi.

        * ... tepesinde Okan gibi pıslayan deli herife deli görmüş gibi baktı.

        * Baha'nın emanetleri Memiş ve Okan da, bi canı GMK113'teki diğer üç emanet...

        * ... yok Memiş'ti, yok Okan'dı...

        * Memiş'le Okan da gelecek mi?

        * ... kuyruk sallayıp ciyaklayan şeyle onun yanında kamburunu çıkarıp tıslayan şeyi iyi tanıyorlardı.

        * ... Memiş'le Okan'ı uğurladıktan sonra...
         ... Memiş'le Okan da gitti. Canım sıkılır şimdi benim.

        * ... ama ve Memiş ve Okan...

        * Neyse bari, kedileri kurtardık hiç olmazsa...

        * Okan da Memiş'in yanında.


- Yazım-Basım Hatası-

        * Sf/ 67
         ... daldılar içeri
         Nokta yok!

                                                                           Mart 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  1962'de Sinop'ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi'ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü'nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976'dan itibaren oyuncu ve teknik direktör olarak hentbolla uğraştı. Türkiye Voleybol Federasyonu'nda  koordinatör olarak çalıştı. Romanları (hepsi İletişim'den): Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir (1997), Geber Anne! (1998), Kaptanın Teknesi (1999), Lucky (2000), Zindankale (2004), Sandık Odası (2005), Medet (2007), Ateş Canına Yapışsın (2008), Kün (2013), Deccal'in Hatırı / Sevinç Kuşları-1 (2014).


ARKA KAPAK –

"O kadar çirkin ve yassıydı ki, mecbur kalıyor, gözünün ötesiyle bakıyordun soytarıya. Zila'daki ışık aşkını falan görmeye başlıyordun. İnsan aşkını, muhabbet aşkını, temas, meşk, hayat, uyku aşkını falan. Gördüklerini görmeden bakıyordun mecbur, o zaman da Seher'i falan görüyordun; Seher'in rahmindeki İrfan aşkını, kalbindeki Berna aşkını, Berna'daki Veysel aşkını, Veysel'deki Bayram aşkını, Edip'teki Kenan aşkını, Hayri'deki Şengül Abla Yılgör Abi aşkını, Deccal'daki intikam aşkını, Uğur'daki Deccal aşkını, Gıyas'taki acı, Beyazıt'taki oğlan, Ayvaz'daki para, Sermiyan'daki nedâmet aşkını görüyordun..."

Sezgin Kaymaz'ın yazarlığını fantezi-korku bağlamında, metafizik-paranormal ilgiler ışığında ele alanlar oldu şimdiye kadar, onun mizahına tutulanlar, yerliliğine dikkat çekenler oldu. Bütün bunların içinde, aynı zamanda aşk anlatıyor o. Olmadık yerlerden çıkan, olmadık yerlerde biten, olmadık aşkları Kısas'ta aslında en çok kötülüğü anlatıyor. En kötüsünden kötülüğü Acımasızlığı, nefreti, intikamı Kötülük karşısında bilenen bir iyiliği, fedakârlığı ve işte aşkı "Sevinç Kuşları"nın ilkinde olduğu gibi, yine Deccal'in varlığıyla, onun hatırıyla Envai çeşit ürpertinin birbirine karıştığı bir roman.


27 Mart 2017 Pazartesi

Deccal'in Hatırı - Sezgin Kaymaz

Son aylarda dilimden düşmeyen yazar 'Sezgin Kaymaz':) Kitaplarını seveceğini düşündüğüm tüm okur arkadaşlarıma ısrarla tavsiye ederken buluyorum kendimi:)
Geçen günlerde külliyatını tamamlamıştım, buradan göz atabilirsiniz. Hatta eksik kalan kitabı da bulmuş ve heyecanımı şurada paylaşmıştım.


Sevinç Kuşları üçlemesinin ilk kitabıyla başladım yeni kitaplarımı okumaya:) Serinin ikincisi de bitti bitecek neredeyse.
Sezgin Kaymaz'ın kitaplarındaki karakterler oldukça sıradışı ve oldukça sıradan! Nasıl oluyor bilmiyorum ama tüm aykırılıklar çok doğal geliveriyor okurken:) Her birini benimsiyor insan, 
seviveriyor farkında olmadan. 
Seri her zamanki Sezgin Kaymaz romanları gibi akıp gidiyor okurken...
Toplumun farklı kültür ve gelir düzeyindeki kişilikler bir arada harmanlanmış, karışmış ve nasıl da güzel anlaşmış. Küfür bile tekerleme gibi okunuyor Sezgin Kaymaz'ın kaleminden:)
Benim okuma zevkime güvenenlere şu kadar diyeyim: Sezgin Kaymaz okuyun:)


Sezgin Kaymaz paylaşımlarım için:

Lucky / Sezgin Kaymaz


Okuma halleri fotoğraflarıma bakmak isterseniz:


DECCAL'İN HATIRI
Sevinç Kuşları -1
Yazarı: Sezgin KAYMAZ
Türü: Roman
Yayın Hakları: İletişim Yayınları
-   1. Baskı 2014, İstanbul    
Kapak Fotoğrafı: Sarp Soysal
Kapak: Suat Aysu
-   430 sayfa


Kitaptan Alıntılar;

        * Ayık kişi yoktur alemde. Kimi işrette küfeliktir, kimi zikrette. Edep, buna 'Eyvallah!' diyebilmektir.
         Sen tutar, 'Edep yahu!' dersin.

        * Demirden korksan trene binmezdin di mi?

        * Zenginlik demek, 'İhtiyacım olan her şeye sahibim,' demekti. Yani ihtiyaç dışı her şeyden, 'Ya yarın ihtiyacım olursa?' korkusundan, mal mülk kaybetme korkusundan, daha az şeyin var, sahip oldukların daha eski diye hor görülme korkusundan, önce kendi zenginliğinin bekçisi, gide gide esiri olmak korkusundan, yani büyün korkularından kurtulmak. Hafiflerdin o zaman. Bir sevinç kuşu gelir, kollarından tutup uçururdu seni. Çok mutlu olurdun; çünkü ihtiyacın olan her leye sahip olduğunu bilirdin artık; zengin olurdun.

        * Her şey bir şeyi yer alemde...
         Toprak insanı,
         Ağaç toprağı,
         Meyve ağacı,
         İnsan meyveyi,
         İnsan insanı,
         İnsan insanı...
                   Mevlana

        * Allah'ı gizlice anmana vesile olacaksa, 
                            tüm dünya malından yeğdir dert.
         Dertsiz dua soğuktur.
         Dert dua gönülden, gönül aşk ateşinden beslenir.
                                                                 Mevlana

        * Ödün bokuma karıştı... Mahkemeye başvurup adımı Yusufyusuf  yaptıracağım.

        * Yalnızlıktan korkuyorsan aşık ol;
         Çünkü aşık, maşuğunu yanında taşır hep...
                                                        Mevlana    

        * Pamuk helva gibiydi; alırsın çok - yalarsın yok.

        * Kıvırcık topuklarının üzerinde müzik kutusu dervişi gibi dönüp kapının kulpuna uzandı.

        * Ekmek arıyorsan ekmek,
         Su arıyorsan su,
         Aşk arıyorsan aşksın...
         Neye kapılmışsan o'sun sen.
         Aradığınsın,
         Bulduğunsun...             
                            Mevlana

        * Öte yandan, katiyen iyileşemeyecekti, çünkü insan iyileşemezdi; ölümle maluldü ve eninde sonunda geberir giderdi.

        * Görmesini bilmeyene cam neyse elmas da odur.
         Sana kör baktılar diye kendini camdan sanma,
         Sendeki elması görecek sarrafı bekle...
                                                        Mevlana

        * Çok yıldız var ki, göğün bile haberi yok. O göremiyor diye yıldız yok mu diyelim yani? Var işte. Dopdolu, çopçok.


 ^-^ KEDİLER ^-^

        * Kedi gibi tırmalamışın herifleri.

        * Bu böyle güzel güzel saydırırken süt dökmüş kedi gibi...

        * ... konu komşunun yanında süt dökmüş kediye dönerdi.

        * Kuşhane Sokak'ta kedi yiyip köpek kovalayan farelerin arasında yaşayan insanların...

        * ... sarı kantaron, melissa ve kedi otu harmanlanarak hazırlanan iğrenç çaylar içirilmişti oğlana.

        * ... kucağında miyavlayan dişi kedinin.

        * ... kendisinden en az yirmi yaş küçük bir zıpırın önünde süt dökmüş kedi gibi yalanıp gırladığını...

        * Beraber büyümüş bin tane kedinin arasına o da kedi bu da kedi deyip yeni bi kedi geitirip koyaydın bakalım, ne oluyodu.

        * ... yol boyu sokak kedilerinin gıdısını okşaya okşaya akşam oturmasına gider...

        * ... bir etine tenine bitişip bir kaf dağına kaçarak kedi yumağı gibi karmakarışık ediyordu sokulmak için dört dönenleri.

        * ... maaşları... 'sokak kedilerinin' gıdısını okşarken tüketmişti.

        * Gıdısını okşayıp durduğu sokak kedileriydi.

        * Ne ömür bou Berna kardeşgile gözkulak olmasını isteyebilirdi Deccal'den ne sokak kedilerine...

        * Bana ne lan senin sokak kedilerinden...

                                                                                     Mart 2017


Yazar Hakkında Bilgi=  1962'de Sinop'ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi'ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü'nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976'dan itibaren oyuncu ve teknik direktör olarak hentbolla uğraştı. Türkiye Voleybol Federasyonu'nda  koordinatör olarak çalıştı. Romanları (hepsi İletişim'den): Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir (1997), Geber Anne!... (1998), Kaptanın Teknesi (1999), Lucky (2000), Zindankale (2004), Ateş Canına Yapışsın (2008), Kün (2013). Hikayeleri: Sandık Odası (2005), Medet (2007).


ARKA KAPAK –

"Bir çift ölü göz gözlerinin içine dikilmiş, öbür dünyadan buna bakıyordu sanki. Ve ne kadar kibar konuşuyordu ölü. Kılığına bak, ya otopark değnekçisi ya durak kâhyasıdır derdin; yüzüne bak, melek midir nedir; gözüne bak, ölmüş de haberi yok yazık; hiçbir yerine bakmadan sırf dinle, haber spikeri. Ve de ne kadar âşinâ geliyordu Allah'ım. Ve maalesef nasıl da ürpertiyordu.

"Deccal olmak, melek olmak… Ölü olmak, diri olmak… Hasta olmak, sağlıklı olmak… Erkek olmak, kadın olmak, eşcinsel olmak, başka cins olmak… (Bir de "cins" olmak var tabii, o ayrı!) O kadar ayrılar, o kadar başkalar mı gerçekten? Bir bakın, bir düşünün bakalım.

Sezgin Kaymaz, hem tiryakilerine alıştıkları lezzeti hep yeniden sunan, hem de hep yeni sulara açılan bir yazar.

Tekinsizliğin, şiddetin, "kötülüğün", olağanüstünün ve gündeliğin içinden hep sevinç kuşlarını havalandıran bir yazar, aynı zamanda… Deccal'in Hatırı'nda sevinç kuşları, koma halinin, manyak doktorların, mafyacıların, polisçilik oynayan polislerin, lubunyaların, haris rantiyelerin ve tabii her zaman olduğu gibi, garibanların arasından havalanıyor.